kimi varlığına çöllere düşmüş,
kümü yokluğuna şiirler destanlar yazmış,
ne olduğu her daim muamma olan,
dillerde her zaman bir laedri olarak
devam edecek pskolojik durum.
her insanın yaşadığı zaman içerisinde 3-4 kez tatması gereken duygudur.
aşk içerisinde cinselliği'de barındırır, bu yüzden ilgili ilişkiler cinsellik ile pekişirse tadından yinmeyecek hale gelir.
he insan yaşamadığı zaman içinde aşk yaşarmı? orasıda bi muamma tabi.
onu bunu bilmem, aşk korkak adam işi değildir. yerlerde sürünmeye, acı içinde kıvranmaya, özveride bulunmaya, uykusuz kalmaya, kendinden daha önemli bir insan için hayatı şekillendirmeye cesareti olmayan süt kuzusu otursun evinde.
Aşk bir girdaptır.Boğulacağını hisstettiğin anda bile içinden çıkamazsın.Bir sandalcı gelip seni çıkarsa bile oradan, her daim aklında olur.O oradadır.Seni bekler.Bir kere girdaba yakalandın mı vazgeçemezsin; durgun sular seni kesmez.Gözlerini kapayıp yine atlamak istersin.girdabın içinden gülümseyerek bakarsın etrafa.Sorarsın kendine..Bu yaşadıklarım nedir? Aşk bu mu ? Aşk buysa onların yaşadıkları ne? Anlarsın. Onlar aşık değil.sadece sevgili !
ne namussuz...
olacak sanki yakında.
olacak da hazırlıyor beni bilmediğim yeni dünyaya.
sanki sofrayı hazırlıyor da, misafiri tutup güzel ellerinden, getiriyor masama, ruhuma
ve gönlüme.
herkesin hakkında yazacak bir şeyler bulduğu, buna rağmen yazanı bile tatmin etmeyip, "başka şeyler ekleyebilirdim" dedirten sözcüktür.
laftan çok yaşanılabilen bir şeydir. hormondur. sevgiden kuvvetlidir ama daha kalıcı değildir.
kendisi hakkında yalan desem, öldü desem millet göbek atacak, sevincinden uçacak gibime geliyor.
ne çok düşmanı, sevmeyeni var. herkes yıpratmaya uğraşıyor; bayağılaştırıyor, aşağılıyor. hor görüyor.
bir kız varmış.bu kızı diğerlerinden ayıran hiçbir özelliği yokmuş.ne gözleri renkliymiş, ne saçları sarı.kocaman bi kalbi varmış sadece.ve bir çocuk görmüş bir gün.sevmiş haddi olmadan.hemde çok sevmiş, delicesine.gördüğü gün düşünmeye başlamış bu kız bu çocuğu.aslında her şey çok normalmiş o an.ikidise otobüsteymiş.ve kız, çocuğun indiği yere bakarak nerde oturduğunu bulmuş.şans bu ya ,aynı yerde kzın arkadaşları oturuyormuş.sorsam mı sormasam mı diye düşünürken anlatmış kız olan biteni arkadaşlarına ve adını sormuş çocuğun, sadece adını ve öğrenmiş sonunda istediğini.kız her geçen dakika çocuğu düşünür olmuş.her adımında ismini heceliyor, hep onu düşünüyormuş.ne zaman uyumaya kalksa çocuğun gözleri aklından çıkmıyormuş kızın.ve bir gün arkadaşları kıza kötü bir haber getirmiş.''biz söyledik'' demişler ona.''seni anlattık.yaşını söyledik, nasıl biri olduğunu söyledik...ama o olmaz dedi, küçüklerle işi olmazmış.üzülmedin, değil mi?''üzülmüştü ama kız.hemde çok.sadece bir yaştı aralarındaki ve üzülmüştü.hergün ağlamaya başladı kız ve ağladıkça yazılar, mektuplar yazdı aşkına.kimsenin hiçbir zaman haberi olmayacaktı bu yazdıklarından ama yazdı yinede.ve bir gün kız düşündü...çok düşündü ve neden olmasın dedi, ne kayberderim?
kız karar vermişti.bir kez daha görecekti aylar önce gördüğü ve birdaha hiç görmemesine rağmen aklından çıkaramadığı çocuğu.evlerinin önüne gitti ve beklemeye başladı.okulunu öğrendi, okuldan ne zaman döndüğünü öğrendi.bekledi hep,evinin önünden geçerken hep baktı görebilmek için ama...olmadı.göremedi bir daha.üzüldü herkes kız için.herkes kızla birlikte onun kadar çok üzüldü ama bu üzülmeler bir fayda etmedi.kız birdaha çocuğu hiç göremedi.
ve bence aşk...kızın bu çocuğu hala düşünmesi, hala onun için gözyaşı dökmesidir.
notasının insan olduğu, kimsenin çalmayı bilmediği ve tahminimce asla öğrenemeyeceği, bazen acıklı da olsa dinlemekten usanmayacağımız ince bir ezgidir, uzaktan uzaktan...