o'nun dünyadaki en güzel insan olduğuna ciddi ciddi inanmak ve bu güzelliğin farkına varamadıkları için çevredeki "aşıksın ya, sana öyle gelir tabii" insanlarına hayret etmek, insanların kör olduğunu düşünmektir.
belki de kör olan insanlar değil, aşkın kendisidir.
o'nun o simsiyah küçük gözlerine bakınca, o dünyanın en güzel, en derin gözlerine bakınca, etrafın kararması, herkesin ve her şeyin flulaşması, o bir sahneye çıkmış ve sahne ışığı da yalnızca o'na doğrultulmuşçasına o'ndan başkasının görülememesi, düşünülememesi körlük değildir de nedir ki?
güzel bir şeydir aşk. acıya rağmen çok güzeldir.
iki tarafı da ağaçlı olan bomboş yolda, geride bırakılan, bırakılacak olanlar düşünmeden ilerlenen o yolda yürümeyi istemiştim...
akşamüstü güneş ışığının turuncuya yakın oldugu zaman, sessizliğin en derin anında var olma tutkusu.
tanrı ya yalvardım.
yıllar önce kaybettiklerimi geri istedim.
toğrağın kokusu, artık iyi olmalıyım güdüsü ile birleşti. geri dönüp boktan hayatıma bir adım daha attım.
koskoca hayatında küçücük bir yer bile kaplamaktan büyük bir zevk alacak olan bedenim; varlığın, düşüncelerin, sana dair hissettiğim aitlik dalgalarının yüzüme çarpmasıyla titredi ve kendine döndü.çocuksu gülüşüm gelip kondu sonra.
ya seni ne kadar çok sevdiğimi söylemeden ölürsem?
olabilecekleri düşünüp söylememenin "belki" ve "keşke"leri...
insanı yemeden içmeden kestiren, uykularını bile kaçıran, uyanıp onun sesini duymanızı sağlayan, Akşam saat dört'te buluşacağınız için dakikaların resmen geçmek istemediği, size en küçük hayatım demesi bile kalbinize indirecek kadar şiddeti olan, işinize bile konsantre olmanızı engelleyen, sokakta yürürken her saniye karşınıza çıkabilitesi kendi kendinize diyaloglar üretmenize sebep olan, herşey sanki bir rüyaymış gibi hissettirip korkudan bembeyaz olmaya sebep olabilecek, herhangi bir arkadaş çevresinde onun adı geçtiği anda yüzünüze kocaman bir gülümseme yayılmasına neden olan, her saniye resimlerine bakmaktan kendinizi alıkoyamamak nedeni olan, onunla konuşurken resmen kolunuzda adrenalinin geçtiğini hissetmeniz, ellerinizi tirtir titrettiren, onun karşısında saçmalamaktan ölesiye korkutan, onun gözünde herşey olabilme çabaları barındıran, dünyadaki en ama en güzel duygudur, herkes yaşamalıdır.
hayalindeki insanı karşıdakine indirgeme çabasıdır.
zaman zaman ters tepebilitesi olan bir olaydır. bugün canımı veririm dediğiniz insana ayrıldığınızın gün hayatımda en nefret ettiğim insan olacaksın dedirtebilendir. egoyla karıştırılarak yaşama çabasına girenler gözlemlenmiştir. tavsiye edilmez, desteklenmez.
ama her şeye rağmen yaşanmaya değer olandır. karşınızdaki insanın kalbinin bir parçada olsa sizin için attığını bilmek bile bir ömür acı çekmeye değecektir.
persepolis filminde çok güzel anlatılır. kızımız aşıkken adam gözüne çok yakışıklı görünür ama aşk geçtiğinde aslolanı görür, yasılsamalar sona erdiğinde..
aşk yanılsamayla, sarhoşluk arası bir yerdir insan beynin de, ve keşke hiç ayılmasak...
karşıma çıkıp ellerini kaldır, teslim ol demezse en yakın zamanlarda, artık kendisinin bir gidişinden sonra bir daha geldiğine inancımı yavaş yavaş kaybediyor olacağım!
Sadece onu düşünmektir, genelde aşk arttıkça fedakarlık da artar. Bu durum git gide ezilmeye döner (günümüzde büyüklük kavramı değişti de).Daha sonra karşı taraf galiba ben daha üstünüm diye düşünür ve ilişki biter ezilen tarafın aşkı artar ve bunla birlikte eziklik duygusu da artar. Böylece bir insanın daha 1 yılı boşa geçer.
anasından doğma, ama teninde tarifi bilinmez bebek kokusundan ziyade, pahalı bir fransız parfümü ile yatağa çırılçıplak uzananbakire bir kız gibidir aşk. davetkar, gerçek, sınırsız, pahalı ve saf. iki seçenek vardır: ya o yatağa girer ve unutamayacağın bir ilk yaşarsın ya da başın önde kapıyı çarpar gidersin.
kendi kendine güzel değildi, sırtında beni vardı, bacakları yamuktu gibi teselli cümleleri kurar, fırsatın anlamını sorgular durursun. ve hiçbir zaman aşkı tadamazsın. oysa yatağa yatıp en azından kıza dokunsaydın, bir okşasaydın, dünyaya açılan yeni bir penceren olacaktı. çılgınlığa, saygısızlığa, doyumsuzluğa, sorumsuzluğa, kalabalığa çünkü aşk kendine olan saygını yitirtir. istedikçe istersin. en ufak bir soruna kafan takıldı mı geri kalan her şeyi unutursun. ve yeri gelir bir namlu ile parmak ucu arasında sıkışıp kalırsın. adı üstünde aşk aklın şuurunu kaybedişi..
beynin devreden çıkması ve kişiyi kalbin yönetmesi durumudur... eğer yanlış kişiyse aşık olunan, akıl başa geldiğinde kalpten acısını çıkarır yaşananların...