birisini size dünyanın en güzel, en zeki, en mükemmel kişiymiş gibi özel hissettiren; onun için sürekli bir şeyler yapma isteği duydurtan, sürekli onla ilgilenmenize sebep olan; ve bunları zorunda olduğunuz için değil içinizden geldiği için yaptırtan duygu.
bir sarmaşık çınarları, servileri nasıl sarıp sarmalarsa aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri. ve her sarmaşık, sardığı ağacı kuruturmuş sonunda. dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş. **
bir şeyi sevmenin yolu, onun kaybolacağını bilmektir. aşk içine yerleşen, kaybetme korkusudur.
aşk, bir bakıma zamanını vermektir, zaman aralarını doldurmak değil.aşk, dünyanın en tatlı mutluluğuyla ve en derin acısıyla birlikte yaratılmıştır.
aşk, kalbin mantığa sığmayan , apayrı mantığıdır.
o'nun dünyadaki en güzel insan olduğuna ciddi ciddi inanmak ve bu güzelliğin farkına varamadıkları için çevredeki "aşıksın ya, sana öyle gelir tabii" insanlarına hayret etmek, insanların kör olduğunu düşünmektir.
belki de kör olan insanlar değil, aşkın kendisidir.
o'nun o simsiyah küçük gözlerine bakınca, o dünyanın en güzel, en derin gözlerine bakınca, etrafın kararması, herkesin ve her şeyin flulaşması, o bir sahneye çıkmış ve sahne ışığı da yalnızca o'na doğrultulmuşçasına o'ndan başkasının görülememesi, düşünülememesi körlük değildir de nedir ki?
güzel bir şeydir aşk. acıya rağmen çok güzeldir.
iki tarafı da ağaçlı olan bomboş yolda, geride bırakılan, bırakılacak olanlar düşünmeden ilerlenen o yolda yürümeyi istemiştim...
akşamüstü güneş ışığının turuncuya yakın oldugu zaman, sessizliğin en derin anında var olma tutkusu.
tanrı ya yalvardım.
yıllar önce kaybettiklerimi geri istedim.
toğrağın kokusu, artık iyi olmalıyım güdüsü ile birleşti. geri dönüp boktan hayatıma bir adım daha attım.
koskoca hayatında küçücük bir yer bile kaplamaktan büyük bir zevk alacak olan bedenim; varlığın, düşüncelerin, sana dair hissettiğim aitlik dalgalarının yüzüme çarpmasıyla titredi ve kendine döndü.çocuksu gülüşüm gelip kondu sonra.
ya seni ne kadar çok sevdiğimi söylemeden ölürsem?
olabilecekleri düşünüp söylememenin "belki" ve "keşke"leri...
insanı yemeden içmeden kestiren, uykularını bile kaçıran, uyanıp onun sesini duymanızı sağlayan, Akşam saat dört'te buluşacağınız için dakikaların resmen geçmek istemediği, size en küçük hayatım demesi bile kalbinize indirecek kadar şiddeti olan, işinize bile konsantre olmanızı engelleyen, sokakta yürürken her saniye karşınıza çıkabilitesi kendi kendinize diyaloglar üretmenize sebep olan, herşey sanki bir rüyaymış gibi hissettirip korkudan bembeyaz olmaya sebep olabilecek, herhangi bir arkadaş çevresinde onun adı geçtiği anda yüzünüze kocaman bir gülümseme yayılmasına neden olan, her saniye resimlerine bakmaktan kendinizi alıkoyamamak nedeni olan, onunla konuşurken resmen kolunuzda adrenalinin geçtiğini hissetmeniz, ellerinizi tirtir titrettiren, onun karşısında saçmalamaktan ölesiye korkutan, onun gözünde herşey olabilme çabaları barındıran, dünyadaki en ama en güzel duygudur, herkes yaşamalıdır.
hayalindeki insanı karşıdakine indirgeme çabasıdır.
zaman zaman ters tepebilitesi olan bir olaydır. bugün canımı veririm dediğiniz insana ayrıldığınızın gün hayatımda en nefret ettiğim insan olacaksın dedirtebilendir. egoyla karıştırılarak yaşama çabasına girenler gözlemlenmiştir. tavsiye edilmez, desteklenmez.
ama her şeye rağmen yaşanmaya değer olandır. karşınızdaki insanın kalbinin bir parçada olsa sizin için attığını bilmek bile bir ömür acı çekmeye değecektir.