lanet olsun sana ! nasıl bişeysin ya ? bunca zaman geçti ama hala içimdeymişsin. git istemiyorum seni. nası bişiysen sen? içimi sızlatan, elimi ayağımı titreten, gözlerimi dolduran.. dünyanın en pislik insanını dünyanın en mükemmeli gösterircesine, anlamsız, bi o kadarda anlamlı, insanı ağlatan ..
sigaranın bitmesi gibi . hatta aşk bazen sigaranın ucundaki dumandır.
bitmez derler hep.
derler ki bitmeyen aşktır aslolan. bitmeyen aşktır ekmek ve su. bitmeyen aşktır soluduğun ve bitmeyen aşktır kader...
yanılırlar.
çok yanılırlar!
her aşk biter bir gün. ancak benim gibi andavallar bitiremez. ancak benim gibi andavallar hayatının merkezine koyar "o"nu bir daha hiç gitmeyecekmişçesine. ancak benim gibi andavalların sevgileri hiç bitmez ve sonsuz bir sabra sahiptir bu insanlar.
aşk artık sen ben değil, biz olmaktır.
dolayısıyla o'nun mutluluğunu görmek senin de mutlu olman demektir.
onunla tamamlanmaktır aşk, o olmadığında eksik kalmandır.
sevgilimiz gidince üzülmemiz bu yüzdendir.
ondan önceni unutman demektir, aynılarını o'nda yapmamak için, hatalarından ders alarak tabii ki.
hayal bile kurmaya korkarsın bazen aşk'ta, ya olmazsa diye.
ama korku çok iyi değildir aşk'ta ki zaten aşk öyle bir duygu ki daha önce korkup yapmadığın bir şeyi, gözün kapalı yapacak kadar cesaret verebilir sana.
bizi bırakıp gitse bile aşk duyulur sevgiliye, öylesine yalan bir duygu değildir aşk, ağızdan öyle gelişi güzel çıkmamalıdır bu yüzden, çıkmaz da zaten.
zor ama çok tatlı bir duygudur.
yemek yapmak biraz maharet ama daha çok sabır isteyen bir iştir. ocağın başında bekleyip, kısık ateşte yavaş yavaş pişirmek gerekir bazen yemeği. ne zaman ve ne kadar tuz katılacak, su konacak, hepsi için zamanı beklenmeli ve ölçüsü iyi ayarlanmalıdır. alel acele pişen yemeğin ya tadı tuzu olmaz, çiğ yavan olur ya da yanar, bi tencere yemek heba olur.
işte aşkta böyle sabır isteyen bir uğraş. o leziz tada ulaşmak için, epey bi kol sallamak gerekiyor kısık ateşte ve hep zamanında ve kararında olması gerekiyor içine dahil olacakların.
Her şey olduğu gibi kalsın istiyorum. Ben hep bir sıfır mağlup olayım; sen hep uzak bir hayalden ibaret. Sen olduğun gibi kal. Ulaşılmaz. Dokunulmaz. Koklanılmaz. Ben olduğum gibi. Dünya olduğu gibi.
Ruhunun en çirkef, suretinin en çirkin, zihninin en çiğ hallerini biliyorum; hiçbirini gözlerimle görmemiş olsam da. Ne bir mükafat verdin bana ne bir ceza. Ama cennetini de biliyorum, cehennemini de.
"Seni uzaktan seviyorum...." diye düşündü erkek içinden. "Yaklaşmadan, anlatmadan, anlaşılmadan.... Ben seni beklentisiz seviyorum. Hiçbir şey ummadan, talepte bulunmadan, hayal bile kurmadan. Kendi içimde taşıdığım sessiz sedasız bir sır bu. Ben belki de senden çok bu sırrı seviyorum."
Sırrın senden bile güzel çünkü, senden bile özel. Sırrın bir billur kadeh, kırılmasın diye yüreğimde taşıyorum. Sırrın nazenin bir mum alevi, sırf yanmaya devam etsin diye karanlığı gündüze yeğliyorum. Kimse bilmiyor, bilmesi de gerekmiyor. Hem kim ne anlar? Ateş bu, hep düştüğü yeri yakar. Bense ne bir şeyleri değiştirmek peşindeyim, ne bir yere varmak. Ne sahip olmak derdindeyim, ne kendimi kanıtlamak. Her şey olduğu gibi kalsın istiyorum. Ben hep bir sıfır mağlup olayım; sen hep uzak bir hayalden ibaret. Sen olduğun gibi kal. Ulaşılmaz. Dokunulmaz. Koklanılmaz. Ben olduğum gibi. Dünya olduğu gibi. Merkez Efendi'nin dediği gibi, "her şey zaten dengede ve ahenkte, canım efendim. Her şey zaten merkezinde."
Ben senin ismini tarçın kokulu akide şekeri gibi tutuyorum ağzımda, damağımda, ruhumda. Kaygılarını biliyorum, yalnızlıklarını, kırgınlıklarını ve hırslarını da. Kalbinin ritmini duyuyorum; yanında olmasam, elini tutmasam da. Ruhunun en çirkef, suretinin en çirkin, zihninin en çiğ hallerini biliyorum; hiçbirini gözlerimle görmemiş olsam da. Ne bir mükafat verdin bana ne bir ceza. Ama cennetini de biliyorum, cehennemini de.
Seni olduğun gibi sevdim, tüm günahların ve arızalarınla. Uzaktan sevmenin en güzel yanı bu zaten. Kimseyi değiştirmeye kalkmıyorsun. Her şeyi olduğu gibi kabulleniyorsun. Aynı gökkubbenin altında yaşadığımızı bilmek yetiyor bana. Başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz sema aynı, yıldızlar aynı, dolunay aynı. Bunu bilmek yetiyor bana. Umurumda değil ki nerede uyuyorsun, kimin yanında.
Bacağında şarapnel parçasıyla yaşayan bir asker gibiyim. Etimde yabancı bir madde, kemiğimde bir metal parçası gibi duruyor aşkın bende. Başkası duysa korkar, "aman" der. "Nasıl olur? Böyle de yaşanır mı?" Halbuki ben alıştım. Rahatsız etmiyor beni, onu anladım. Şarapnel ve ben, gül gibi geçiniyoruz, yanyana ama karışmadan birbirimize.
*
"Seni uzaktan seviyorum...." diye geçirdi kadın içinden ve başını çevirdi. Bakmadı bile ondan yana. Bakması gerekmedi.
Ne güzel uzaktan sevmenin rahatlığı, hafifliği, beklentisizliği. Herkesin habire birbirinin hayatı hakkında konuştuğu bu dünyada "biz" diye bir şey olmayınca, hakkımızda konuşacak bir şey de bulamıyorlar ya, ne güzel. Özgürlük işte!
Sen özgürsün. Dilediğin zaman gidersin aklının estiği yöne. Tutsaksın bir o kadar. Mecbursun kendi sorumluluklarına, alışkanlıklarına, hayatına. Yapışmışsın kabuğuna. Hayalimdeki sen gerçek senden daha özgür aslında. Görsen, hayalimdeki seni kıskanırsın.
Seni sevdiğimi söylememekteki ısrarım bu yüzden. Her şey böyle daha duru, daha güzel. Söylesem büyü bozulur. Zaman ağırlaşır, zaman hantallaşır. Doğallık kaybolur, konuşmalar yapaylaşır. Söylesem dünya durur, bir daha hiçbir şey aynı olmaz. Sen değişirsin. Bir başka hal gelir üzerine. Bir beklenti, bir istek, bir kıvanç, gizliden gizliye bir kibir siner bakışlarına. "Aşıklar kibirli olur" demiş şair. Sevdiklerini fethedilmiş bir kale gibi görmeye kalkarlar. Bense hayat boyu susmaya razıyım, o kibiri gözlerinde görmektense.
"Böyle adama
Yaklaşmaz hiçbir güzellik
Doğduğu günden beri kalbinde bir delik,
Almak için bütün sızıları içine."
Oğuz Atay tanısa, seni anlatmak için söylerdi bunları. Bütün sızıları içine çeken adamsın çünkü. Bir de beni almanı istemem o delik kalbine.
*
Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen. Ne incitir, ne acıtır. Ne yaralar ne kanatır. Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek..... Uzaktan sevmek en güzelidir bazen
...............................
..................................
..............................
bu yazıyı okuyunca bir hüzün tıkadı bütün kimliğimi.. ne yapacağımı bilemez bir halde dedim, bunun içinde aşk var, evet aşk var dı.. evren diye bir kız yazmış, helal olsun..
okumayın lan...
hayatta senin dışında bir sen daha olduğunu deneyimleyebileceğin tek boyuttur aşk.
bir bebeğin doğumunu gördüğünde de, bir ölüme şahit olduğunda da ve hatta kendin ölümün eşiğine geldiğinde bile oradaki sen, "sen"dir işte... sevinirsin, üzülürsün, korkarsın...
ancak aşk öyle birşeydir ki... oradaki, o zamandaki artık o bildiğin sen değilsindir. o ne sevmektir, ne üzülmektir, ne korkmaktır. insan sevmeyi de üzülmeyi de korkmayı da v.b., çok zor tanımlayabilir. peki bunların hepsi bir aradayken nasıl tanımlayabilir? işte bundan dolayı bunun adı "aşk"tır. hiçbir tanıma sığmaz. ya da 5950 tane tanım çıkar ortaya şu 4 yılda.
batıkente gitmek için eryaman otobüsüne binmektir aşk..
sonra jandarmada inip inönü mahallesine kadar karanlıkta otobüsün ayna olan camında yol boyunca kestiğin sevgilinin silüetiyle beraber yürümektir.ve bunu aşkın eryamandan taşınana dek her okul çıkışında yenilemektir.
gurur yok.
akıl be$ karı$ semada.
endi$e (sadece onu kaybetmek uğrana) var.
kendi geleceğinin ölüsüne rahmet okutma.
pi$manlık duygusu yok.
acı nirvana'dan dönmü$ geliyor.
ba$kası çokta umrunda.
elde kalan sıfır(0).
a$k güzel $ey.
nedir aşk daha kesin cevabını bulan yok heralde.birini sevmek mi uğruna herşeyi yapmak mı uğruna ölmek mi.acı çekmek mi o'nu gördüğünde yüzünün gülmesi kalbini ritminin değişmesi mi.gece yatarken sabah uyandığında o'nu düşünmek mi.evet uğruna ölmek hariç herşeyi yaptım.hayatımı .iktim belki şuanda çok iyi bi yerde okuyoken çok boktan bir bölümde okuyorum.hayatım mahfoldu.ama elimde ne var koca bi SIFIR herşey boşmuş yani.pişmanmıyım hayır.o duygunun tarifi yok ama mükemmel bişey.inşallah sizin aşkınız hiç bi zaman sona ermez hep mutlu olursunuz.