aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri,
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
başımı omzuna koyduğumda göğsünün inip kalkmasından, kalbinin gümbür gümbür atışından zevk almaktı aşk. o yanımda, sıcacık, yaşıyor işte diyip şükürler yağdırmaktı tanrıya.
göğsünde yatarken nefesini koklamaktı. göğsün inerken verdiğin nefesi çekmekti en derinlere; en derinlerinden geliyor diye.
sen uyurken ellerime karşı verdiğim savaştı sırf sana dokunmak istiyorlar diye.
dilimle savaştı, "seni seviyorum"ları sussunlar diye.
kapanan gözlerimle savaştı aşk'ım; sırf yüzünü daha çok göreyim diye.
aşk beyni ve ruhu kayıtsız şartsız teslim etmekti sana. paltoyu vestiyere bırakır gibi kalbi ellerine bırakıp tamamen çırılçıplak girip oturmaktı kalbinde, sıcacık.
kış günü bile üşümemekti aşk ama yazın yokluğunda donmaktı.
aşk kendime iyi bakmaktı sırf senle daha çok zaman geçirebileyim diye. çocukluktu aşk işte, bu kadar basit hesaplardı.
bir kenara çekilip kendi hayatımın sahnesini sana vermemdi aşk. ve oyunun sonunu göremeden salondan çıkmak...
aslında aşk yoktur. şöyle ki : biri vardır, ilk gördüğün gün aşık olduğunu düşünürsün. onu görünce kalbin hızlı atar, avuçların terler, miden bulanır. duruşu, bakışları, konuşması, inanılmaz çekici gelir sana. sonra o da seni bi şekilde farkeder ve sevgili olursunuz. günler geçer. yavaş yavaş duruşu bi garip gelir gözüne, konuşması batar, bakışları çekici gelmez. ondan soğuduğunu hissedersin. aslında değişen bir şey yoktur. kişi aynı kişidir. onu senin gözünde yücelten de düşüren de sensin aslında. senin ona yüklediğin anlamlardır. yani aşık oldum dediğin an beynin sana bir oyun oynuyordur. bir süre sonra aynı beyin oyunu bitirir.