onlarca loser buraya felsefe yapıp durmuş ancak bilimsel olarak aşk, nöral ağların teyidiyle birlikte, anıların o karşı cins ile ilgili olanların üstüste binip bilinçaltına kafayı yedirmesidir.
aşk onu her gördüğünde heycanlanmandır.
yanında olmadığın zamanlarda tedirginlik hissi bütün vücudu sarmasıdır.
onu kaybetme korkusundan hiç bahsetmiyorum bile.
aşk insanın özgüvenini yitirmesidir de aynı zamanda.
Öyle bir şeyki iyi mi kötü mü olduğuna karar vermek çok zor. Hele bir de herzamanki kankana aşık olmaya başladıysan iyice boka batmaktır. onu ne kadar seversen, söylediğin zaman kabul etmeme korkusu o kadar güçlü olur işte böyle her geçen gün ona olan sevgin katlanırken onu kaybetme korkusu da o kadar artar. Ki böyle giderse ne olacak ben de bilemiyorum ve öylece bekliyorum.
kelimeleri birlestirip sayfalar tuketen, dusuncelere daldirip yorgun birakandir ask. Yillar ilerler ama ayni tadi kalmaz askin. Keyfi kacar. Belki gelmez uzun sure, belki de kendinizi kandirirsiniz geldi mi acaba diye... Ask korkmaktir, cesaret edememektir, cekinmektir, aci cekmektir, beklemektir, umuttur ve dedikleri gibi en son da kavusamamaktir. Simdi bunun hangi asamasindayim ya da asamasindasiniz diye sorun kendinize. Bakalim hangisini kondurabiliyorsunuz? Umuttan sonrasina gecebiliyor mu insan? Yani kavusamamaya? Bir umut bitiyor ve sonra deniyor ki ben asik olmusum. Bunu kendine itiraf etmek ne kadar zor. Genelde herkes iyi ki bunlari hissetmisim yerine lanet okuyor. Insaniz hepimiz cok dogal, mazosist miyiz ki acidan, umuttan, beklemekten haz duyacaz.simdi dusunun bakalim hic asik olmus musunuz? Allah asik etmesin hic kimseyi...amin....
aşık olunan şahsa mutlak mükemmellik verme durumudur. açıkça bir hastalıktır. aşk sevginin çok aşırılaşmış halidir ve muhatap olunan kişiye hak etmediği kadar değer vermekten ibarettir.
esasında insanlar aşık olma ihtiyacı hissediyorlar diye düşünüyorum. aşık olma ve aşık olunmak ihtiyacı hayat boyu insanın peşini bırakmayan iki keskin tutku.
bir de tasavvuftaki ilahi aşk meselesi var ki bence aşkı en güzel o açıklar. mükemmellik sadece yaratıcıya ait olduğundan biz farketmediğimiz halde aslında bizi yaratana aşığız. ancak o aşkı insanlara vererek kendimizi kandırıyoruz. ne zaman ki bela görüyoruz aşık olduğumuz kişiden işte o zaman hakiki aşka dönüş imkanı buluyoruz.
şarkılardaki, şiirlerdeki acılara baktığımızda çoğunlukla aşktan çekilen ızdıraplar olduğunu görürüz. bu da insanın garip bir durumu. siz siz olun aşık olduğunuz kişi üç kuruşluksa aman beş kuruş değer vermeyin. üzülen yine siz olursunuz.
bulunduktan sonra kıymeti bilinmeyen, bulana kadar ki en büyük hayaldir. bir daha bulursam kaybetmeyeceğim sözüm olsun. edit: arayış içinde değilim. ama gelirse de kabulümdür.
dağa, taşa, her gün cama uğrayan minik kuşa, bir şarkının içindeki aksayan melodiye, güneşin kızıl pembe ışıklara bogularak cayır cayır batmasına karşı doğabilecek duygudur. hayatı çekilebilir kılan güçlü bir iksirdir.
kimi insanda bir taraftan ötekine geçiş, yani eşikte kalma süresi yılları bulurken: kimi insanda hafta hesabı yapılır. işi ilginç kılan da herkeste farklı olmasıdır zaten.
abaza erkekler ve maymun iştahlı kadınlar yüzünden içi boşalmış olan bir kavramdır. dolayısı ile herhangi bir nesneye veya kişiye duyulan tatlı hisse aşk demek yanlış olmayacaktır. özünde şehvetli, uyumsuz, asi ve başına buyruk bir durumdur.