var olduğuna inanmadığım. sürekli mantığı, kalbinin önünde tutanlarda pek de olması beklenemez ancak insan imrenmiyor değil. gerçekten var mısın? varsan lütfen gel, sana çok muhtacım. kendimi baştan yaratmalıyım...
özdemir asaf, çok da tanımlayamadığımız bu duyguyu bildiğiniz tanımlamış;
sen kocaman çöllerde kalabalık gibisin,
kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
sen hem hastalık hem de sağlık gibisin.
Olması gerekendir. Sevdiğin insana her türlü desteği verip kısa hayatta rahat etmesini isteyip buna göre planlar kurup zaman içinde o planları yaşatmaya çalıştırmaktır sevdiğin kişiye. Ama burada şöyle bi risk var, eğer sen sevdiğin insana her türlü fedakarlığı yapıp rahat etmesini sağlayıp, seni yoktan var edene ibadet etmez, kulluk etmez, O' nu yüceltmezsen, 5 vakit namaz kılmaz, insanlara iyiliği emredip kötülükten sakındırmazsan, gece herkes uyurken kalkıp 2 rekat dahi olsa namaz kılıp Rabbine ibadeti çok görürsen o mecaziye bağladığın derin muhabbet ahirette seni derin azaplara bırakabilir. Tamam karşı cinse bağlılığını hissettireceksin fakat Allaha bağlılığını ihmal etmeyeceksin.
insanin hayatını mahveder.
Unuttum ya dersin.. Aylar sonra yaptıgı tek hareket tek bakış bile onun için küllenmiş bir kalbi yangın yerine çevirmeye yeter.
Her sey icin cok gec o ayrı mesele.
bir parça kumaşı düzgün bir şekilde ikiye ayırmak için önce sabunla çizersin yamuk olur düzeltirsin makasla kesmeye başlarsın elin titrer çatal çatal olur uğraşırsın yakarsın çıkan iplerini falan bir sürü vaktini alır. derken yeni bi parça alırsın hafif sökük yerinden iki elinle tutup yırtarsın bi anda ip gibi olur.
aşk da böyle.
(bkz: terzi kendi söküğünü dikemez)
Cibran'ın diz çöküp yakardığı tapınağa; kapısına gelenlere aşkın sorulduğu tapınağa vardım.
Bana da soruldu "Aşk nedir?"
Ellerimle kapadığım karnımı yardım,
Karnımda yanan alevden bir parça alıp Aşkı soran sesin yüzüne doğru üfledim.
Alevimle yandı sesin ağzı
Ve bir daha konuşamadı.
Usulca çekildi önümden,
Yoluma devam etmem için.
Karnımı tekrar kapadım
ve ellerimi karnımda birleştirdim yeniden.
Tapınağın derinlerine doğru yola koyuldum.
Cibran'ın "beni kutsal alevine at, kutsal alevin besleyicisi yap!" diye yakardığı aleve ulaşmak için.
Ulaşıp, karnımda yanan alevi ona katmak için. Ait olduğu yere, aleve dönmek için.
Ve böyle başladı yolculuğun, aşıklığım.
Kapılardan geçtim.
Renk renk, biçim biçim...
Ama geçtim neticede,
Çünkü kutsal alev, tapınağın derinlerinde.
...
Ve sonunda aşk oldum.
Olduğumu buldum.
Yandım, alev oldum.
Gördüm, gözlerimle değil.
Bildim, aklımla değil.
Yaşadım, yıllarımda değil.
Ve aşk oldum, aşıklarımla değil.