Aşk bazen bir beyoğlu
hikayesi
bazen de mecnun
gözünde leyla çölü
bazen yaşam dır
martının ekmek
mücadelesi
bazen de kuyu dur
karanlık bir yusuf
gövdesi
bazen dağ olur
delik deşik aslı cinneti
bazen de bir anne
şevkati
bazen yol dur
uçsuz bucaksız sonu
gelmez
bazen de umuttur
hayallerin suya düşer
bazen mülteci bir
mola sonrası hüzündür
bazen de firari bir
mahkum
bazen şìir gibi okunur
dudaktan kalbe
bazen de nakışlanır
el emeği kilimlere ..
kimine göre yalandır, kimine göre hayatın tek gerçeği aşktır. aşk ne olursa olsun yıllar boyunca herkesin dilinde yer bulmuş, herkes onu farklı anlamlandırmaya çalışmış. doğasından gelen o arayış içinde insan. içimizi kemiren gerçeği bulmak isteği.. fakat aşk denilen herkes için aynı değil her yürekte bıraktığı iz aynı olmuyor aşkında doğası böyle ki bence aşk; milyonlarca düşünceyi milyonlarca insanın yüklediği her anlam olabilen, uğruna milyonlarca söz söylenen söylenmeyede devam edilecek olan tüm bunları da yalnızca üç harfe sığdırabilen, büyülü birşeydir.
--spoiler--
Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...
--spoiler--
her gürdüğünde midene kramplar girmesi,
göremediğinde dünyayı algılamakta güçlük çekmek,
abartı hasaslaşmak acaba ne dedi die saatlerce düşünmek, kıskanmak, huzursuz olmak, sakarlaşmak, öylesine söylediği sözlere içerlenmek ya da umutlanmak,kuzuya, kuşa, miskin kediye dönüşmek, saflaşmak, kendine çeki düzen vermek, hiçbişeye konsantre olamamak, dalıp dalıp gitmek, kalbinin ritminde değişiklikler fark etmek, telefon zırıltısına aşırı hassasiyet, rahat batması, herkese fütursuzca iyi davranma halinin baş göstermesi, beynin tüm fonksiyonlarını bir kenara bırakıp, yalnızca görebilmek için bahane üretmek, sürekli telefona bakan gözler, her telefonda hızla çarpan kalp, aramadığında kramplar giren mide, yanındayken terleyen eller, mide ağrıları, midede kelebeklerin uçuşması, her şeye daha bir değişik bakmak, aşırı derecede motivasyon fazlalığı veya eksikliği, aklın geçici çöküşü, gölgesini gördüğünde bile uzaylı görmüşçesine heyecanlanmak, görünce kalbinin ağzındaymış gibi atması, yaşadığın tek kişilik küçücük dünyayı, iki kişinin alabildiğince yaşayabileceği kadar genişletebilme yeteneğini keşfetmek,
yanındayken konuşamamak, ne söylesen ağzından sen farkında bile olmadan salakça bişeyler çıkacakmış korkusu,
yanında olmadığında sürekli birlikteykenki anları tekrar tekrar düşünmek,
ondan başka herşeyin vızgelmesi, kendinde bütün dünyaya karşı gelecek cesareti bulmak, kalbin unuttuğu yerlerindeki çırpınışlar, dalıp dalıp gitmeler, suratta beliren aptal gülümseyiş, sesi duyulduğunda sımsıcak olan yüz, heyecan, hobileri paylaşma, hobilerini öğrenme ve edinme çabaları,
kimseye hiçbir şey söylememe,onun hakkında her hissi, her düşünceyi birilerine saatlerce anlatmak, söylemek istemek, kimseye bunları anlatamadığını farkedince başka yönlere yönelmek, açıklanamayan iç sıkıntısı sahibi olmak, şaşkın bir şekilde hayatını idame ettirmek ve bu durumun farkına ancak çevredeki kişilerin dürtmesiyle varmak,
ondan bahsederken gözlerinin parlaması, geceleri heyecandan uyuyamamak, ansızın uyanmak,başa sarılan düşünceler, bir çırpıda okunan kitabin yüz küsür sayfasından tek bir kelime dahi hatırlamayı engelleyen şuur kapaması,
iç burkulması, hani böyle kalbini avcunda sıkıyormuş gibi birileri...bir de kaybetme korkusu,
ne yapacağı konusunda kararsız kalmak ve bunu o kadar artırmak ki, sürekli bir git gelin içinde yaşamaya başlamak, paranoyak olmak, hayallerin küçülmesi; iyi bi işim olsun, kariyerim olsun, param olsun, evim olsun, arabam olsun demezsiniz artık. sadece "yanımda 'o' olsun" dedirtir...
işte aynen hissettiklerimi aktardım.
bana inanırsan olur dediler ben de çok inandım, fazla inandım... oldu da zaten, oldu olmasına ama oldu da bitti maşallah...
ve şimdi; ilk önceleri sanki açık yaraya tuz basarmış gibi sonra da felce uğramışcasına hissiyatsızlık. bir nev'i şok içinde ne olup bittiğini algılayamamak. yaşadıklarının gerçek değil her sabah tekrarlanan bir kabus olduğuna kendini inandırmaya çalışmak, diğer yandan da bu kabustan kaçabilmek için çok sevdiğin bir filmin karelerini izlercesine baş sarıp sarıp eski mutlu günleri düşünüp sürekli geçmişi yaşamak. artık hayal olan o eski günlerin bir süre sonra avutuculuğunu yitirmesi sonucu sanki her gün ölmek ve lanetleniş gibi her gün yine yeni baştan aynı şeyleri yaşamak. kendini, onu ve hayatını "neden ama neden?" diye sorgulamak ve bir türlü doğru cevabı bulamayıp, her şeyden nefret eder hale gelmek. nefret etmenin hayatı, yaşanılanları kolaylaştırmadığını, değiştirmediğini çaresizce kabullenmek. bu çaresizliğinin çektiğin acının panzeri olduğunu bir süre sonra şaşırarak görmek. her şey düzelsin bu günler geçsin/ bitsin diye beklemek, beklemek beklemek... en kötüsü de o kişiyi her gün mecburen görmek ve onun hiç sallamadığına şahit olmak...
En kötüsüde nedir biliyor musun? Onun başka birisinin ardından üzüldüğünü bile bile hala ona aşık olmak.Çok aşağılık hissediyorsun uzun bi süre.Sonra gidip sırf ona benziyor diye gözü,saçı,dudağı hatta belkide bir mimiği onu sevmiş gibi yapıp bütün öfkeni ondan alıyorsun haksız yere.Sonra daha fazla kin doluyorsun, senin bunları yapmana sebep oldu diye.Daha da bi aşağılık hissediyorsun.Akabinde bunu defalarca hissetmene neden oldu diye daha da bir kinli...
Bunları daha hissetmemişsen devamını da oku.Yok tanıdık geldiyse devamını da az çok tahmin edersin.
Önceleri için boşluk dolar, anlamazsın doldurmaya çalışırsın yenileriyle.Yetmez, yetmemeli zaten deme, bunun çözümü bu değil deme bana biliyorum öğrendim 2,5 yıl sonra.
Dersin ki demek ki benim aradığım kalbimin boşluğunu doldurmak değil, her türlü maddi açıdan doldururum bu boşluğu.Sanarsın.
Ulaşabileceğin her yere ve her şeye ulaşmaya çalışırsın, kimi zaman başarırsın kimi zaman başaramazsın ama epey yol almışsındır.Artık eski senin çok daha yükseğindedir çıtalar.
Bu sefer arkana dönüp bakarsın, bu muydu diye.Hala boştur için.Yetmez çünkü bu da yetmez.Anladım tam 4 yıl sonra.
Eee söylesene ne kaldı geriye? Ben söyleyeyim hiç bir şey...
Elinden gelen her şeyi yapıp artık toplumun bakış açısına göre farklı bir yerdeysen, ama kendi içine baktığındaysa hala aynı yerdeysen onca zaman sonra, nasıl hissedersin?
Bunca emeğe rağmen hala 5 yıl önce onca saçma sapan dertlere rağmen çok daha mutlu olduğunu düşünüyorsan naparsın? Nereye atarsın kendini?
Daha ne yapabilirim ki? Böyle de olmuyorsa daha ne yapabilirim? Artık mutlu olmak için kalmamış deneyebileceğim her hangi bir yol...
Demek ki bana bir şans vermişler bunun için onuda kaçırmışım...
Şimdi bu adalet mi?
Ey yüce adaletinden bahsedilen varlık şimdi bu adalet mi söyle bana?
Beni öldürmeyi denedin.O zaman söyle bana adaletin miydi o yaşımda hastanelerde tek başıma hayata tutunmam.
Peki söyle bana, eğer ordaysan istediğin gibi geliyorum artık deyip otobanda, adaletin miydi sağ kalmam?
Hadi söyle bana ne istiyorsun benden? Ne yapmam gerekli diğer insanlar gibi mutlu olmak için? Ya da benim hakkımda ki planların nedir? Nereye varmamı istiyorsun? Daha ne kadar oynayacaksın benimle? Ödeyemedim mi daha kefareti mi?
inanmayacağım sana eğer var olsaydın bunlar olmazdı ve sevmeyeceğim hiç bir zaman seni, eğer sen beni sevseydin bir vel-i Adem gibi bunların en azından bir kısmı başıma gelmezdi.
Şimdi ne yapmak lazım yeniden denemek mi seninle yüzleşmeyi denemeyi?
insanların duygularına taktığı kılıftır! birisi gitsin kendinden 20-30 yaş büyük birine , birisi gitsin evli birine , birisi gitsin öğrencisine, birisi gitsin öğretmenine aşık olsun da görsün aşkı...o zaman namussuzluk olur bu aşk!
anlaşılmayandır aşk,
dostların, arkadaşların, aşık olduğun, hatta sen bile inanamazsın.inkar edersin, korkarsın büyüklüğünden önce aşırı yoğun gelir.yanar sürekli içinde, yandıkça artar artar söndüremezsin kimsenin de söndüremeyeceğini bilirsin.hayatta en büyük çaresizliği yaşarsın, bu şekilde güzel bir şey yaşamanın yalnız hayallerde olduğunu sanırsın çünkü.hissetmemişsindir ki şimdiye kadar böyle bir şey, sevgi nedir bilmezken bir anda aşk sarayının içinde bulursun ruhunu.gözlerin kamaşır, ışık o kadar yoğundur ki tek bir ışık huzmesi yakar tüm vücudu.içindeki tüm karanlık aydınlanır bir anda, paramparca kırıklarla dolu olan kalbin iyileşecek gibi gelir.
konuşursun, görürsün ama bir şey diyemezsin; kirletmek istemezsin bu saflığı, başakların rüzgara dayanamayıp yere yattığı gelir aklına.tek sözde, tek harekette başak gibi boynunu büker çünkü aşk.başak yine başaktır ama yere düştüğünde kalkamaz bir daha. hayır, bu seni hayata bağlayan tek duyguyu bu şekilde harcayamazsın yapamazsın bunu.
iki taraflı aşk vardır birde, işte bu farklı dünyada yaşamaktır.yanında olmak istersin, görmek, dokunmak istersin yapamazsın.sesini duymak istersin duyamazsın.karanlık kaplamaya başlamıştır içini, yapacak bir şey gelmez içinden hayatta amacın kalmaz; ışığını veren bir anda geri gelir.sesini duyduğunda ankara nın şarkısını dinler gibisindir, gördüğünde her taraf parlaklaşır göremezsin ondan başka bir şey.titrersin, heyacan vardir hep içinde engelleyemezsin.gözlerine baktığında her şeyi unutursun, sanki hiç kötü şeyler olmamışcasına hayatında.o gözlerin derinliklerinde ruhunu bulursun, oradaymış demek ki yaşadığın bunca zamandır ruhsuz bir şekilde dolaşmanın sebebi buymuş!iki bedende tek yürekmişsin şimdiye kadar.sürekli bir şey anlatsın, anlatsın ki şarkı hiç bitmesin istersin.sana dokunduğunda, kokusunu içine çektiğinde en mutlu kişi olursun sonra aklına ya o olmazsa sorusu düşer bir lanetmiş gibi.bir anda konusamaz hale gelirsin boğazın düğüm düğüm olur.yine o kendine getirir seni, sarılırsın elini tutarsın hiç bırakmayacak şekilde.hayal gibi, rüya gibi gelir ne zaman uyanacağım diye beklersin.''bu rüya değil gerçeğiz'' cevabını duyduğunda aklın almaz bunun gerçek olabildiğine, zamanda çok hızlı geçiyordur onunlayken kesinlikle rüyadayım dersin.hayır ama değil, rüyadan daha harikadır çünkü ona aşık olmak.
uzak kalmak vardır birde, en muhteşem şeyin yine en fazla acıyı vermesi demek ki aşkın bedeli.göremediğin her saniye saat gibi gelir, günler ay olur.saatin tik tak sesini sayarsın, bilgisayar fanının dönüşünü hesaplarsın geçmez yine de acımasız zaman.
için kapkara olur, yemek yemezsin, düşünmezsin, parmağını bile oynatamazsın. dayanamazsin bu acıya son vermek istersin, bedenini dünyadan ayırmaya karar verirsin bu sefer onun ne kadar üzüleceğini düşünüp kıyamazsın. uzak kalacağını bile bile yaşamak, bu kahreder insanı işte.o acı dolu anların geleceği aklına geldiği anda bile gözlerin dolar, ağlamaya başlarsın.kalbin düzensizleşir, göğsün sıkışıp nefes alamazsın.
birde sevmese, aşık olmasa?o zaman bu duyulacak en büyük acıdır, yaşayamazsın amacın kalmaz çünkü.sen o olmuşsundur artık, onu senden alırsan geriye zaten sen kalmazsın...