"ağaç anlatabilir kendini yağmura,
hiç değilse fısıldayabilir -bunu biliyorum.
kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,
uçsa bir ömür boynunda vebal." *
Dünya sağlığının kadim dostudur. insanın da dostudur ancak insanlar ağaçlara düşmandır. Oysa insan eski çağlardan beri ağaçlarla birdi, hayvanlarla birdi ancak ne zaman ki ilk mülk çıktı, ilk şehirleşme oldu insanlar ağaç ve hayvan sevgisinden kısaca doğa sevgisinden uzaklaştı. Halbuki ağaçlar evlat gibidir, içtendir cana yakındır. Yaprakları ayrı, kökü ayrı meyvesi ve gölgesi ayrı huzur verir. Biliyor musunuz bizim üniversitemizin ağaçlarını sayın (bkz: ismail Hakkı Baltacıoğlu) elleriyle dikmiştir.
iranlı bir alim öğrencilerine ders verirken şöyle der: "Ben nezaketi ağaçtan öğrendim. Ona tekme attım, o tepemden çiçek yağdırdı. O utanç bana ibretlik ders olarak yetti."
Az önce belgesel izlerken, " keşke Dünya'ya bir ağaç olarak gönderilseydim." Dedim. Kardeşimden cevap gecikmedi;
" sonra biri gelsin vursun baltayı. Hayatını sonlandırsın."
" insan olarak sonlanmasından daha iyidir." Dedim.
Dedim de beni üzen; insanoğlunun kendi zevkleri için, kolayca her şeyi harcayabiliyor olması.
Ne acımasız yaratığız.
bu fotoğraf istanbul'da cekilmiş. dikkatli bakınca karşıda marmara denizi'nin üzerinde burgaz ada, kınalı ada, heybeli ada ve büyük ada gözüküyor. ve dikkatinizi çekmiştir, her adanın üzerinde bir bulut var. bu adalar ağaç varlığı halen korunduğu için nemi ada üzerinde tutmuş. bulut yağmur demek, yağmur da bereket demek. ağacı sevmenin nedeni olmaz ama bu fotoğraf güzel bir örnek. yok edilen her ağaç gelecek nesillerin bir ahıdır.