Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde Ayvalık
ilçe I. Dünya Savaşı sonrası izmir'in işgali ile birlikte 29 Mayıs 1919'da Yunan egemenliğine girmiştir. işgal sonrası Anadolu'da ilk kurşun 172. Alay Komutanı Yarbay Ali Çetinkaya tarafından atılmıştır. Bu işgal 15 Eylül 1922'ye kadar sürmüştür. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nda belirtilen Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi gereğince, Girit, Makedonya ve Midilli Türkleri ilçeye yerleştirilmiştir. Burhaniye'ye bağlı varlık gösteren Ayvalık, 19 Mayıs 1928 tarihinde ilçe olmuştur. 1. Dünya Savaşı’ndaki kahramanlarına karşı, büyük bir vefa örneği gösteren Ayvalık kenti ve içerisinde yaşayan halkı, günümüzde sadece sokak ve cadde isimleri ile değil, büyük bir onur ve gururla günlük hayatlarında hatırlamaktadır.
Ayvalık denince akla sanırım hepinizin Ayvalık tostu, Sarımsaklı Plajı, Şeytan Sofrası ve zeytinyağlı yemekleri geliyordur. Fakat 22 adası olan bu şirin ilçe Ayvalık için bir kaç gününüzü ayırdığınızda tarihi dokusu, doğal güzellikler, milli parkı, adalarıyla hayran kalıcağınız pek çok güzelliğe sahiptir. Adaların içinde sadece Cunda Adası (Alibey Adası)'nda yaşam vardır. Türkiye'nin en büyük tabikat parkı Ayvalık Adaları Tabiat Parkı'dır.
sarımsaklı beldesinin plajı çok uzundur ve kumu altın gibidir ancak denize girmek için halkın şemsiye diktiği yerlerden ziyade bir işletmeden şemsiye+şezlong kiralamanızı tavsiye ederim.
ayvalık merkez-sarımsaklı yolunda denizden içeri doğru sapıp 2-3 km giderek ulaşabileceğiniz küçükköy ise ilçenin yeni parlayan turizm odağıdır. eski bir rum köyü olan ancak yaklaşık 120 senedir boşnakların yaşadığı köyde bir çok sanat atölyesini gezip yöresel lezzetleri tadabilirsiniz.
ailem ile birlikte ebeveynlerim emekli olduktan sonra bir rum evi alıp ayvalık merkeze yerleştik. buraya kadar hiç sorun yok. günler güzel geçiyor ancak her gün okunan meftalara selalar (günde bazen 3-4 defa ) moralimizi bozmaya başlamıştı. üstelik hergün ayvalık çarşısında meftaların hayrına lokma dağıtımıda eksik olmuyordu. bu kadar ölüm biraz fazlaydı gibi.. bir gün yerlisiyle sohbette bu endişemi ve sebebini sordu babam adamın cevabı " emekli olup olup geliyorsunuz, sonrada ölüp ölüp gidiyorsunuz. " harbiden cevap cuk oturmuştu.
kahveler, sabahtan akşama kadar pinekleyip duran, bir halta yaramayan, bir baltaya sap olamamış, işleri güçleri dedikodu olan, canları sıkılınca it gibi birbirlerini yiyen insan müsveddeleriyle dolu.
belediye anonslarında sürekli ölen birileri anons edilir. her anonsta oh be çekerim. allah sayılarını arttırsın.
hava karardıktan sonra sokaklarında gezmek tehlikelidir. sokaklar köpeklerle doludur. ama tehlikeli olan köpekler değildir. iki ayaklı çomarlardır. tek başınıza gezmeyin. hatta hiç gezmeyin. kafası güzel iki üç çomar hiç yoktan size salça olabilir.
45 yaş üstü, "karnımı doyurayım bugün de o baa yeter" gibi bir beyinsizce düşünceye sahip.
45 yaş altı kimisi iki üç kuruş kazanıp parasını içkiye kumara yatırır, kimiside sokak köşelerinde her türlü uyuşturucu kullanır. kafaları kıyak olunca da birbirlerini sikerler.
Ülkemizin harika köşelerinden biri. Ki benim gibi köyün birinden gelen biri için geceleri sokaklardaki, sahildeki canlılığı görmek yetti bu yorum için. Havası, doğası, insanları çok iyi la. Üçün beşin lafını yapmayan esnaflar var bir kere. insanlar hoş sohbet, medeni. Emekliliğimi burada yaşayacağım, o zamana burası da ortadoğuya dönmezse tabi.
arabayı bi yere çekip, aburcuburlarımızı alıp, kamp sandalyelerimizi açıp, kız arkadaşımla sakin sakin yıldızları izlemek istesek en uygun yerin neresi olduğunu bilemediğim belde.
Geceleri kumsaldan balkona kurbağa sesleri gelen yer. Kumsalda geceleri çok kurbağa oluyor. Hatta küçükken kardeşimin icat ettiği bir oyun vardı; kardeşim, ben ve 2 arkadaş daha, toplam 4 kişi oynardık. o kurbağaların önüne pet şişe koyardık ve Kurbağa Pet şişenin içine girerdi. Dördümüz de içinde birer tane kurbağa olan pet şişeler ile iskeleye çıkardık; Yan yana dururduk ve şişemizin içindeki kurbağayı denize bırakırdık. Kurbağalar karşıya, Yunan adalarına doğru yüzmeye başlardı. Hangimizin kurbağası önce gidecek diye yarış yapardık. Kurbağalar gözden kayboluncaya dek izlerdik. Ay o zaman kurbağa yakalayıp denize bırakınca çok eğleniyorduk; Ama şimdi düşününce çok canice bir şey. O kurbağalar ne kadar yüzebilecek ki? Sonunda boğuluyorlardır mutlaka. Ay kurbağalar, sizden çok özür dilerim. Sizi yakalayıp yakalayıp denize bıraktığımız için çok pişmanım. inşallah bizi affedersiniz. Gece gece aklıma geldiniz. Size yaptıklarımızı hatırladım; Vicdanım sızladı. Pet şişeyi önünüze koyduğumuz zaman pat diye zıplayıp şişenin içine nasıl da giriyordunuz. Sayenizde Ayvalık'ta çok eğlenceli zamanlar geçirdik. Hakkınızı helal edin kurbağalar.
Ayvalık Perşembe pazarı en renkli ve hareketli yerlerin başında gelir. Ayvalık gezginleri mutlaka gezip görmelidir.
Dün pazarda dolaşırken bana fotoğraf çekmem için izin veren melek yüzlü, gök gözlü genç hanıma buradan teşekkürler, milyon sevgiler. Pazara gelirken en güzel yazmalarından birini takmıştı. Harikulâde... https://www.uludagsozluk.com/r/ayval%C4%B1k-1690731/
Ayrıca; Uzun zaman önce bir entrymde Ayvalık civar köylerden insanlar pazara sosyalleşmeye gelir, burası onlar için bir gezi, bir bayram yeridir. En güzel kıyafetlerini giyer, en güzel halleriyle gelirler demiş ve zonk diye anında eksiyi yemiş idim.
Beni oracıkta zonklatan o zonkçu yazar burada ise bi baksın fotoya. Bak olm, kızım her ne isen; Bu genç hanımın başına bağladığı yazmaya bak, daha apresi bile üzerinde duruyor be! Yazık senin haksızlığına.
Çok güzeliz, çok renkliyiz. Bıraktık işi gücü, saldır Ayvalık gücü!