danışıklı dövüş gibi gelir uzaktan bakana ama bir fincandır ki ismi üstüne kazılı dönüp alamadığım, bir ağaçtır ki adımın gitgide büyüdüğü yıllardır göremediğim.
çocukluğumdur ki bana ayrılığı söyletir.
en çok kendimi terkettim
en çok kendimden vazgeçtim..
"gittiginden beri bana kalan tek sey sessizlik oldu, ilk once cok kızdım sana habersiz gidisine, sonra kendime sovdum gitmene izin verdigim icin, yokluguna alısmaya calısırken, herkese bir gun gelen benim hayatımdan 10 yıl aldı sikayet etmedim, acıtarak gecen gunlerin ardından gozlerim artık aglayamaz oldu, sen gittin giderken sonsuzlugu aldın bana bıraktıgın ise sensizlikti.."
(bkz: sevgilinin olmesi)
--spoiler--
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
yaşanmadan tam anlamıyla anlaşılmaz dediğim kavram. Hüzün kovan kuşu gelmiş ,gecenin yanağına konuvermiş, ay tenli aşık şarkıma karşılık vermiş. Düş sokağı sakinlerinin , içinde bu cümleleri barındıran şarkısını dinlerken, sizi arayıp 'ben ayrılmak istemiyorum' dediğinde, ağlayarak hüzün kovan kuşum geldi dersiniz. Hıçkırıklarınız boğazınıza dizilir o an. Yeniden dönüşü düş gibidir, fakat kırıklar tamir olmazsa, bu kez yaşar'ın 'sakın sen kuşlara uyma' şarkısını tek başınıza dinlersiniz günlerce. Ama ya o , ya siz kuşlara özenmiştir bir kere. Sonra da yol, iz silinir gider ,dönülmez geriye.
insanın tüylerini diken diken yapıyor, söylemesi bile kötü...
adına binlerce milyonlarca şiirler,hikayeler,şarkılar,filmler yapılmış bir kavram ayrılık. insanları bu denli üstüne çekmesinin sebebi insanlara sadece acı verip, can yakması mıdır?
çeşit çeşit ad verilse de sonuçta hepsi ayrılık, hepsi acı, hepsi yalnızlık değil midir?neden insanlar bir şeyi ellerinden kaybettikten sonra kıymetini anlarlar? neden hiçbir şeyi kaybetmeyecek gözle bakar sonra kaybedince yıkılınır? *
yanımızdayken sevgi sözcükleri duyduğumuz insanı ebediyen yanımızda olacakmış gibi hissederiz. yanlışı yaptığımız tek şey, kaybetmeyi düşünmememizden kaynaklanıyor. hep bizimle olacaklar, hiç gitmeyecek gibi düşünmemizden dolayı bu kadar kötü geliyor insana ayrılık.bir kabullenebilsek aslında belki bu kadar koymaz adını bile anmak.
ayrılık beraberinde yalnızlığı da getirir. beraber olduğun insanlar bir bir uzaklaşmaya başlayınca, bir odaya tıkılıp derin derin düşüncelere dalıp, en hareketli müzikte bile oturup ağlayabiliyorsan, sesine ses bulamıyorsan ayrılığı ve ayrılığın yalnızlığını yaşıyorsun demektir. o an anlarsın o ana kadar polyanna misali kendi kendırmışsındır. her şey üst üste gelip bir film sahnesi izliyormuş hissine kapıldığında, ağlayıp da sesinin kimsenin duymadığını,başını koyacak bir omuz,yaşını silecek bir el olmadığını hissettiğinde anlarsın yalnız olduğunu, polyannanın bile artık işe yaramadığını. gün ve gün her sahnede olgunlaşır, sesine karşılığı sadece duvardan gelen sesten alırsın.
o kadar çok ayrılıklar yaşadım ki bana öğrettiği sadece iki cümle... yaşanan onca acılardan sadece iki cümle... "hiçbir şeyi çok sevme" ve "çok değer verme". çünkü ne olursa olsun her şey öyle ya da böyle elinden kayıp gidiyor bir şekilde. artık öyle bir an geliyor ki insanlara "seni seviyorum" demeye korkuyorken buluyorsunuz kendinizi. bilirsin gene gidip yalnız kalacağını.
tüm ayrılıklar acıyla birlikte yalnız kalmayı, yalnız karar verip düşünmeyi, tek başına ağlamayı öğrettir. ve bunların hepsinin toplamı, daha olgun insan olmayı öğrettir. olgunlaştıkça, yaşadıkça hayata tutunur, acıyla harmanlanırsın.
kimi zaman ise tek çözümdür. sen başını alıp çekip gidersin... *
ey acılara tat veren güzellik,
yüreğimize hoşgeldin.
geldin de;
çiçekli dallara döndürdün öfkemizi.
biz ki; bildikten sonra sevmeyi.
ister dolu yağsın ömrümüze, ister kar.
bütün ayrılıklar sonbahar renginde olsa,
ne çıkar.
bünyesinde birinin adını yazsam diğerinin küseceği kadar çok ünlü oyuncu barındıran trt dizisi. Ahmet özhan'ı ayrı tutuyorum ki çok uzun zamandır bir dizide görmüyordum kendisini.
ismi frengiz olan bir azeri kızı var ki koca diziden aklımda kalan tek şey de bu. o meşhur azeri şarkısını dizinin başından sonuna kadar dinledik bu azeri şarkıcı sayesinde. ermenistan'da, iran'da, azerbaycan'da... herkes türkçe konuşuyor bir de.
--spoiler--