askerlikte zamana rıayet etmek esastır. hangı zamana rıayet edıceksın kı arkadaş? nobet tut derler çıkarsın kuleye, neyi bekledigini dahi bilmiyorken tutarsın 12-2, 2-4 nobetleri karda kışta! Zere degerin yokmuşcasına her gün türlü gorevlerde hışırın çıkar, harap olursun. Kıymetin bilinmez. Bir gece uzanırsın ranzana, sabah hastasındır uyanamazsın. Telaş içinde göz nuru olursun teşkilatın ve kuş sütüyle besler olurlar. Bir sevgiliyi bin kagıda yazacak kadar özler vefakat özlemini yazacak vakti bulamazsın. Çünki zaman sana degil teşkilata aittir. Askerlik teşkilatın kolundaki saattir arkadaş!
okul nedeniyle ertelediğim , muhtemelen 24 yaşına geldiğimde yapacağım vatani görev. ayrıca ergencik diyen, bıyıksız diyen salaklara 21 yaşında bir ergen olarak selam ederim.
ayrıyeten şafak- ıq arasında doğru orantı vardır. her gece battığında zekada bir gerileme hissedersin.
hayatında abur cubur yemeyen insan kola, bisküvi manyağı olur. çok orjinal küfürler literatüre girer .
tezkereyi aldıktan sonra bittiği zannedildiği ama aslında bitmeyen olgu.
meğerse tezkereden sonra yılda bir kez askerlik şubesine gidip kendinizi göstermeniz gerekiyormuş, ne zamana kadar, onun belli bir yaş sınırı var zannederim 50 yaş, 50 yaşından sonra askerlikten düşüyormuşsunuz.
Bunun anlamı şu bir şavaş çıksa, seferberlik olsa, evinize seferberlik emri gelecek, o yüzden "ben ölmedim yaşıyorum" diye orduya ispatlamanız lazım. o yüzden askerlik bu ülkede sönmüş bir yanardağ gibidir, bir daha hiç patlamayacakmış gibi duran ama her an harekete de geçebilecek gibidir.
eğer yılda bir defa askerlik şubesine gidip kendinizi göstermezseniz onun da cezası varmış, cüzzi bir miktar ancak yıllaca uğramadıysanız askerlik şubesine yasal faizi ile beraber yüklü bir ceza gelebilir. o yüzden bu işi sallamamak gerekir.
ilk birkaç ay kimseyle iletişim kuramadığım, kısa dönem gidip bir uzun dönem gibi döndüğüm süreçtir.
sebebini, orada geliştirip kullandığım sözlükten birkaç kelimeyle anlatayım;
aşurtman = eşofman
gamuflaj = kamuflaj
roventa karlos = roberto carlos vb.
1 aya kadar içinde bulunacağım durum. bu ülke vatandaşı olduğum için ve bu ülke topraklarında yaşadığım için her şekilde yapmakla yükümlü olduğumdan hiç kasmıyorum bile kendimi, kasmamakta gereklidir diye düşünmekteyim. çünkü biliyorum ki dağlarda tepelerde vatanımızı kollayanlarda bizim kardeşimiz. mantıklıdır yada mantıksızdır, herkesin götünün yettiği kadarıncaymış askerlik, en azından dedem öyle diyor, biz 3 sene 4 sene gelemedik asker ocağından diyor. ve biz istanbul'un bu havasına uyy soğuk amnagoyyim derken, şuanda sıcacık evimizde ipimizle kuşağımız sikimizle taşağımız bir yaşam sürerken, sırf dağlarda -10, -20 derecelerde terörist avına çıkan kardeşlerimiz için bile gidilir askere. askerliği beğenmiyorsan gidersin ibneliğini tecil ettirirsin yahut gidersin başka ülke vatandaşı olursun kurtuluverirsin. he yok diyorsanda seve seve yapmazsan sike sike yaptirirlar insana. hele hele "ya o kadar okuduk ettik, e okul bitti tam iş hayatına atılıcakken askere mi gidilir yaaa" diyipte askerliğini tecil ettirmek için açıköğretimi bilmem kaç senede bitiren tipler yok mu, bitiriyorlar beni be sözlük.*
insanın sabrının sonuna kadar denendiği bir silahlı kurumdur. güzeldir, iyidir ama çok asker vardır ve bu -erler dahil- herkesin işini zorlaştırmaktadır.
ilk üç hafta çok zordur. ağlamak kaçınılmazdır. ama sonrasında herşey rayına oturur ve gelir geçer zaman. cahil olmayacaksın ve çok da fikir sahibi olmayacaksın. akıllı uslu olup emirlere itaat ettiğin müddetçe iyidr askerlik...
bu işi para alarak yapan askerlerin, para almadan zorunlu yapan sivillere her türlü angarya işi, pis işi, saçma sapan hizmeti yaptırması olayına askerlik denir. o para alan askerlerin kat be kat üzerinde eğitim almış kişiler olarak gider sıçtıkları yeri cifle temizlersiniz. eğer şanslıysanız yine sizin gibi sivil olup sizin kadar eğitim almamış birine kavga dövüş temizletirsiniz o helayı.
o iş bittikten sonra para alan asker sizi çağırır "sigara var mı la sigara, vessene bi dal" der, safsanız camel, az çok ortamı algıladıysanız cebinizde yedek tuttuğunuz viceroy paketini çıkarıp gomtana uzatırsınız. sonra o size "şafak gaç la" der, safsanız kaç olduğunu söyler topuk selamı verip çıkarsınız. kaşarlandıysanız "sizinkinden az gomtanım, zoruna gitmesin ehe he " der kafanıza fırlattığı kalemlikten kaçarak odadan çıkarsınız. sonra arkanızdan seslenir "askeeer kalemliği getirrr".
bilmeyenler için kısa bir özetidir bu askerliğin. kısacası, acilen değişmesi ve çekidüzen alması gereken bir süreçtir.
Doğuda dostluk kardeşlik olarak yapılan görev. Fakat batıda rahat yerlerde herkesin birbiri ardından kuyu kazdığı yerlerdir. Giderken vatan için gidilir,oraya varıldığında ise en iyisinin. ...
sevdiğin adamı tehlikeli bir bölgede asker olarak düşündükçe hele; korku üzeri elli altı.
not: hani şehit aileleri diyorlar ya haberlerde 'vatan sağolsun' diye, büyük konuşmamak gerek ama ben sanırım öyle bir şey demezdim. devlet seni askere en berbat bölgeye göndersin hem de hiç korumasın, boku bokuna öl, sonra 'vatan sağolsun'. oldu canım. beni korumayan vatana sağolsun demem ben.
daha askere gitmedim ben ama hep askerlik anıları duydum. en ilginci de şuydu:
olay deniz kuvvetlerinde geçiyor. yıl 1975.1000 kişilik taburu toplamış komutan sinemaya götürüyor ve tam sinema kapısının önüne gelince komutan bağırıyor " -tabur dur! geri çark marş" askerler aklı karışık ve olanlara anlam verememiş. ve yolun ortasında komutanlardan biri "- tabur dur! çökün arkadaşlar" demiş. ve tabur oturmuş yere. komutan da tarih öğretmeniymiş. "-arkadaşlar size bir şeyler anlatıyım" demiş
ve anlatmaya başlamış.
bir gün şeytan askeriyeye kızmış ve askeriyeye bir ceza vermek istemiş. ve bir taburun geçtiği köprünün ayaklarını çok inceltmiş. ve saklı bi yerde beklemeye başlamış. ve tabur köşeden gözükmüş. rap rap sesleri inletiyomuş her tarafı. askerler tam köprüye gelmiş komutan "-tabur dur! geri çark marş"
şeytan kalmış öyle. ve demiş ki "yılların şeytanıyım şu askeriyenin işine benim bile aklım ermedi." demiş
velhasıl kelam arkadaş askerlikte yapılan işe kimsesinin aklı ermez. hiç yoktan dayak yersin. sürünürsün askerlik işte.
yaptığım sırada 86/3 askerlerin "şafak 300" diye sevindikleri anda, biz kısa dönemlerin "90 küsür gün nasıl geçecek lan" diye dert yandığımız günleri yaşamaktır.
şimdi o 90 küsür gün bitti hatta aradan 3 seneye yakın zaman bile geçti, bu arada o şafak 300 diye sevinenlerin şafağı da bitti, aradan 1,5 sene bile geçti.
demek ki neymiş bitiyormuş birgün, önmüzdeki günlerde asker olacak 89/4 ve 331. ksd'lere tavsiyelerim şudur
89/4 ler 2011 şubat ayında, 331. ksd ler ise 2010 mayıs ayında(allah kazasız, belasız, gazi ve şehit olmadan sağ salim bitirmek nasip etsin) bu dediklerimi anlayacaklar...