19. yüzyılın sonlarında edebiyat dünyasını altüst eden, adeta bir meteor gibi parlayıp sönen Fransız sembolist şair ve modern şiirin en asi dehalarından biridir.
yirmi yaşından sonra şiirden uzaklaştığı sanılan deha. Oysa Rimbaud yirmi yaşına giriştiği şiir uğraşının devamında aynı fernando pessoa gibi artık yazmanın sonsuzluğunu aramış ve şiiri hayatın kendisi olarak algılamıştır. Fernando pessoa yarattığı pek çok karakter ile yazma uğraşına girişmiş ve bu anlamda şizoid bir duruma konu olmuştur. Rimbaud ise yirmi yaşından sonra ki süreçte şiirin var ettiği dilsel sınırsızlığı kendi hayatına katmıştır.
bütün şiirlerini dört yıl gibi kısa bir zamanda yazmış en büyük aşkı verlaine nin ölümü üzerine şiir yazmayı bırakmış fransız sembolist/sürrealist şairdir. şiirleri farklı dillere çevirilmesi en zor şairlerdendir. sözcükler mühürlenmiştir adeta rimbaud nun şiirlerinde. andre gide onun için;
'rimbaud şiiri bırakmamış, tamamlamıştır. o sessizliğe ulaşan ilk şairdir' der.
...
denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
bir mantardan hafif, tam on gece, hora teptim:
bakmadım fenerlerin budala gözlerine...
...
o zaman gömüldüm artık denizin şiirine,
içim dışım süt beyaz köpükten, yıldızlardan;
yardığım yeşil maviliğin derinlerine
bazen bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran...
--spoiler--
Yeter, yeter ağladıklarım artık doymuşum,
Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş dipsiz,
Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum,
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz...
--spoiler--
Guerre
"Çocukken, kimi gökler görüşümü biledi; her çeşitten insan yüzümün çizgilerinde izler bıraktı. Olgular kendinden geçti,
Şimdi ise, anların sonsuz sapması, matematiğin bitimsizliği, olağandışı çocukların ve olağanüstü sevgilerin saygısına kavuştuğum ve yurttaşlık başarılarının hepsine eriştiğim bu dünyadan beni kovuyorlar. Bir savaş düşünüyorum, haklı ya da zorbaca, bir mantığa dayanan, hiç beklenmedik, bir savaş. Bir müzik cümlesi kadar yalın"
Arthur Rimbaud
14 yaşında bir deneme yarışmasına katılmış ve 2 saatlik yarışma süresinin ilk 1 saatinde uyumuş, sınav görevlisi kağıttaki isme bakarak kendisine şu soruyu sormuştur:
-niye yazmıyorsun arthur?
cevap: açım amk?
neyse buna bi sandviç getirirler. ve kalan sürede yazdığı denemeyle. birinci olur.
denemeyi dizeler serisinde okuma fırsatım olmuştu.
bence inanılmaz bir hayal gücü ve diğer yazarlardan ayrılan bariz farklı yorumu var.
--spoiler--
Kahverengi bir salon, cila ve meyva kokan,
Kurulmuş koca iskemleye tıkınıyordum,
Bir Belçika yemeği, buyursun canı çeken,
Yeter ki karnım doysun, aldırmayıp yiyordum,
Rahattım - oh ne güzel çalar saatin sesi-
Derken, mutfak açıldı, sürünmüş, sürmelenmiş,
Kılık kıyafetine ise biraz boş vermiş,
Yanaştı cilvelenip aşevi hizmetçisi.
istediği tatlı bir öpücüktü sanırım
Belçikalı kızları bakışından tanırım,
Fazla çatal kaşıkları masadan topladı,
Dudak büktü gülerek çocuk bir yüzle bana:
Bastırıp parmağını şeftali yanağına,
"Buramı üşütmüşüm, dokun anlarsın" dedi.
--spoiler--
sarhoş gemi adlı en ünlü şiirinde hayata karşı duyduğu öfke ve yalnızlık duygusu buram buram hissedilebilecek ünlü fransız şair. ruh değişkenliklerini, ruhundaki fırtınaları yazdı hep.
Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara.
Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların
Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgâra.
Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim;
Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
Göçebeler gibi uzaklara gideceğim;
Mesut sanki yanımda bir kadın varmış gibi.
modern şiirin Tanrısı. 16 yaşında evden kaçar. Paris Komününde etkin bir rol oynar. 17 yaşında şiire başlar, Bu sırada sembolist akımın en güçlü temsilcilerinden biri olan Verlaine ile tanışır. Verlaine ile fırtınalı bir aşk yaşar. o kadar ki Verlaine'in, karısı ile arasının açılmasına sebep olur. 1875'TE Brüksel'de Verlaine'ın kurşunuyla yaralanır. Aynı yıl Verlaine ile son bir kez görüşür ve şiir yazmayı bırakır(20 yaşında).
Sembolist akımla anılmış olsa da her hangi bir edebi akıma sığdırılamayacak kadar büyük bir şairdir.
Bazen bazı şairleri, bir şiiri anlatmaya yeter. Eskrik Gemi şiiri, onun hayatının özeti nitelğinde. O içinde kaybolduğu dalgalara kapılmis eskrik bir gemiydi. -Gemi Rimbaud'nun simgesidir
Eskrik(Sarhoş) Gemi
''Ölü sularından iniyordum nehirlerin
Baktım yedeçilerim iplerimi bırakmış;
Cırlak kızılderililer, nişan almak için
Hepsini soyup alaca direklere çakmış.
Bana ne tayfalardan; umurumda değildi
Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve ingiltere;
Bordamda gürültüler patırtılar kesildi;
Sular aldı gitti beni can attığım yere.
Med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
Koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
Adaların karalardan çözüldüğü günde
Yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.
Denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
Ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
Bir mantardan hafif, tam on gece hora teptim;
Bakmadım fenerlerin budala gözlerine.
Çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
Tatlıydı çam tekneme işleyen sular;
Ne şarap lekesi kaldı,ne kusmuk, yıkanan
Güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.
O zaman gömüldüm artık denizin Şirine,
içim dışım sütbeyaz köpükten, yıldızlardan,
Yardığım yeşil maviliğin derinlerine
Bazan bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.
Sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
Işık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
içkilerden sert, bütün musikilerden geniş
Arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.
Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
Girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri,
insana sır olanı, gördüğüm demler oldu.
Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir ayinde;
Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
Ürperir uzaklaşan dalgalar sıra sıra.
Yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
Beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
Uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
Görülmedik usareler geçer döne döne.
Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
Büyük ebem kuşakları gerilmiş engine,
Morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.
Gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
iğrenç leş yığınları bozbulanık koylarda;
Böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer.
Eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.
Çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
O altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
Yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
Zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgarı.
Bazan doyardım artık kutbuna, kıtasına;
Deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
Garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
Duraklar kalırdım, diz çökmüş bir kadın gibi.
Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
Bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
Akşamları, çürük iplerimden akın akın
Ölüler inerdi uykuya gerisin geri.
işte ben o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanze kadırgaları takamazken peşine.
Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
Güvertemde cins cins şaire mahsus yiyecekler;
Güneş yosunları, mavilik medusaları.
Koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
Çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
Temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
Kızgın hunilere koyu mavi gök katları.
Titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
Azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
Ama ben, o mavi dünyaların serserisi
Özledim eski hisarlarını Avrupanın.
Yıldız yıldız adalar , kıtalar gördüm; çoşkun
Göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest
O sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
Milyonlarca altın kuş, sen ey gelecek kudret.
Yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.
Gönlüm Avrupanın bir suyunda, siyah, soğuk,
Bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
Başında çömelmiş yüzdürür mahsun bir çocuk
Mayıs kelebeği gibi kağıttan gemisini.
Ben sizinle sarmaşdolaş olmuşum dalgalar,
Pamuk yüzlü gemilerin ardında gezemem;
Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
Mahkum gemilerin sularında yüzemem''
" Ben! Kendime sihirbaz ya da melek gözüyle bakmış olan ben, aktörlerden bağımsız, geri verildim toprağa arama göreviyle, kavranacak katı gerçekle! Hödük! Yanılmış mıyım? iyilik benim için ölümün kız kardeşi mi yoksa? Kendimi yalanlarla beslediğim için özür dilerim, olur biter. Artık gidelim. Ama tek bir dost el yok. Nereye tutunmalı? "
Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara.
Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların
Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgara.
Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim;
Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
Göçebeler gibi uzaklara gideceğim;
Mesut sanki yanımda bir kadın varmış gibi.
Yüzleri buruşuk, küçük, kara kulakları
Çekmiş sayın Belzebuth bir iple gökyüzüne
Oynuyorlar şakırdadıkça kunduraları
Tutulmuşlar bir Noel ezgisinin hüznüne.
Kara orglar gibi ince, uzun kollarını
Bak şimdi kucaklıyor çarpık, küçük kuklalar
Bir zamanlar aksoylu hanımların sıktığı
Bilekleri iğrenç bir aşkla dokunmadalar.
Hoyda! şen oyuncular, artık düşünmeyen baş!
Takla atılabilir sehpalar öyle uzun!
Hop! Bilinmesin artık bu ya da dans ya da savaş!
Gıcırdarken kemanı kudurmuş Belzebuth'un.
Ey bundan sonra sandal giymeyecek ayaklar!
Hepsi derilerinden gömleklerini sıyırmış:
Ama böyle çok daha memnun görünüyorlar
Başları üstüne kar beyaz bir şapka örmüş.
Titriyor bir tutam et arık çenelerinde
Çatlak kafalarına sorguç yapmış kargalar:
Çarpıp karton zırhlara gözüpekler, yiğitler
Ölü karanlıklarda sanki dolanıyorlar.
Esiyor balosuna iskeletlerin poyraz!
Darağacı inliyor demirden bir org gibi
Koşuyor ormanlarında aç kurtlar avaz avaz:
Gökyüzü andırıyor kızıl bir cehennemi.
Hoyda, beni de alın yaslı kabadayılar
Kırık parmak
lise yıllarında cumhuriyet gazetesinin salı günü ekiyle bir kitabını aldığım şairdir... çok iyi şairdir... daha sonraları köle tüccarı olduğunu da öğrendim. hatta kendi gibi şair verlaine de aşık olduğunu öğrenmiştim..