arthur rimbaud

entry82 galeri5
    82.
  1. 19. yüzyılın sonlarında edebiyat dünyasını altüst eden, adeta bir meteor gibi parlayıp sönen Fransız sembolist şair ve modern şiirin en asi dehalarından biridir.
    0 ...
  2. 81.
  3. --spoiler--
    “ Bulundu sonsuzluk: Güneşmiş denizle giden. “
    --spoiler--
    0 ...
  4. 80.
  5. ''Şu donuk su gözünün oyuncağıyım ben, erişemiyorum,
    ey hareketsiz sandal! ah, çok kısa kollar! ne o
    ne bu çiçeğe ...''
    0 ...
  6. 79.
  7. zamanının en iyi sembolist şairi, hala bile öyle bence. ötesi yok.
    0 ...
  8. 76.
  9. dudak büktü gülerek çocuk bir yüzle bana:
    bastırıp parmağını şeftali yanağına,
    ''buramı üşütmüşüm, dokun anlarsın'' dedi.
    1 ...
  10. 75.
  11. dert babası.
    fiziki yönden kendiyle derdi olduğundan beğenilerine, tercihlerine, şiirlerine yansımıştır.
    1 ...
  12. 74.
  13. yirmi yaşından sonra şiirden uzaklaştığı sanılan deha. Oysa Rimbaud yirmi yaşına giriştiği şiir uğraşının devamında aynı fernando pessoa gibi artık yazmanın sonsuzluğunu aramış ve şiiri hayatın kendisi olarak algılamıştır. Fernando pessoa yarattığı pek çok karakter ile yazma uğraşına girişmiş ve bu anlamda şizoid bir duruma konu olmuştur. Rimbaud ise yirmi yaşından sonra ki süreçte şiirin var ettiği dilsel sınırsızlığı kendi hayatına katmıştır.
    0 ...
  14. 73.
  15. bütün şiirlerini dört yıl gibi kısa bir zamanda yazmış en büyük aşkı verlaine nin ölümü üzerine şiir yazmayı bırakmış fransız sembolist/sürrealist şairdir. şiirleri farklı dillere çevirilmesi en zor şairlerdendir. sözcükler mühürlenmiştir adeta rimbaud nun şiirlerinde. andre gide onun için;

    'rimbaud şiiri bırakmamış, tamamlamıştır. o sessizliğe ulaşan ilk şairdir' der.

    ...
    denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
    ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
    bir mantardan hafif, tam on gece, hora teptim:
    bakmadım fenerlerin budala gözlerine...

    ...
    o zaman gömüldüm artık denizin şiirine,
    içim dışım süt beyaz köpükten, yıldızlardan;
    yardığım yeşil maviliğin derinlerine
    bazen bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran...

    sarhoş gemi' den
    10 ...
  16. 72.
  17. --spoiler--
    Yeter, yeter ağladıklarım artık doymuşum,
    Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş dipsiz,
    Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum,
    Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz...
    --spoiler--
    1 ...
  18. 71.
  19. Guerre
    "Çocukken, kimi gökler görüşümü biledi; her çeşitten insan yüzümün çizgilerinde izler bıraktı. Olgular kendinden geçti,
    Şimdi ise, anların sonsuz sapması, matematiğin bitimsizliği, olağandışı çocukların ve olağanüstü sevgilerin saygısına kavuştuğum ve yurttaşlık başarılarının hepsine eriştiğim bu dünyadan beni kovuyorlar. Bir savaş düşünüyorum, haklı ya da zorbaca, bir mantığa dayanan, hiç beklenmedik, bir savaş. Bir müzik cümlesi kadar yalın"
    Arthur Rimbaud
    1 ...
  20. 70.
  21. 14 yaşında bir deneme yarışmasına katılmış ve 2 saatlik yarışma süresinin ilk 1 saatinde uyumuş, sınav görevlisi kağıttaki isme bakarak kendisine şu soruyu sormuştur:
    -niye yazmıyorsun arthur?
    cevap: açım amk?
    neyse buna bi sandviç getirirler. ve kalan sürede yazdığı denemeyle. birinci olur.
    denemeyi dizeler serisinde okuma fırsatım olmuştu.
    bence inanılmaz bir hayal gücü ve diğer yazarlardan ayrılan bariz farklı yorumu var.
    1 ...
  22. 70.
  23. dayanılmaz olan tek şey,hiçbir şeyin dayanılmaz olmamasıdır.
    2 ...
  24. 69.
  25. --spoiler--
    Kahverengi bir salon, cila ve meyva kokan,
    Kurulmuş koca iskemleye tıkınıyordum,
    Bir Belçika yemeği, buyursun canı çeken,
    Yeter ki karnım doysun, aldırmayıp yiyordum,

    Rahattım - oh ne güzel çalar saatin sesi-
    Derken, mutfak açıldı, sürünmüş, sürmelenmiş,
    Kılık kıyafetine ise biraz boş vermiş,
    Yanaştı cilvelenip aşevi hizmetçisi.

    istediği tatlı bir öpücüktü sanırım
    Belçikalı kızları bakışından tanırım,
    Fazla çatal kaşıkları masadan topladı,

    Dudak büktü gülerek çocuk bir yüzle bana:
    Bastırıp parmağını şeftali yanağına,
    "Buramı üşütmüşüm, dokun anlarsın" dedi.
    --spoiler--
    0 ...
  26. 68.
  27. 67.
  28. sarhoş gemi adlı en ünlü şiirinde hayata karşı duyduğu öfke ve yalnızlık duygusu buram buram hissedilebilecek ünlü fransız şair. ruh değişkenliklerini, ruhundaki fırtınaları yazdı hep.
    1 ...
  29. 66.
  30. Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
    Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara.
    Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların
    Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgâra.



    Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim;
    Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
    Göçebeler gibi uzaklara gideceğim;
    Mes’ut sanki yanımda bir kadın varmış gibi.
    0 ...
  31. 65.
  32. modern şiirin Tanrısı. 16 yaşında evden kaçar. Paris Komününde etkin bir rol oynar. 17 yaşında şiire başlar, Bu sırada sembolist akımın en güçlü temsilcilerinden biri olan Verlaine ile tanışır. Verlaine ile fırtınalı bir aşk yaşar. o kadar ki Verlaine'in, karısı ile arasının açılmasına sebep olur. 1875'TE Brüksel'de Verlaine'ın kurşunuyla yaralanır. Aynı yıl Verlaine ile son bir kez görüşür ve şiir yazmayı bırakır(20 yaşında).
    Sembolist akımla anılmış olsa da her hangi bir edebi akıma sığdırılamayacak kadar büyük bir şairdir.
    Bazen bazı şairleri, bir şiiri anlatmaya yeter. Eskrik Gemi şiiri, onun hayatının özeti nitelğinde. O içinde kaybolduğu dalgalara kapılmis eskrik bir gemiydi. -Gemi Rimbaud'nun simgesidir

    Eskrik(Sarhoş) Gemi

    ''Ölü sularından iniyordum nehirlerin
    Baktım yedeçilerim iplerimi bırakmış;
    Cırlak kızılderililer, nişan almak için
    Hepsini soyup alaca direklere çakmış.

    Bana ne tayfalardan; umurumda değildi
    Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve ingiltere;
    Bordamda gürültüler patırtılar kesildi;
    Sular aldı gitti beni can attığım yere.

    Med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
    Koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
    Adaların karalardan çözüldüğü günde
    Yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.

    Denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
    Ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
    Bir mantardan hafif, tam on gece hora teptim;
    Bakmadım fenerlerin budala gözlerine.

    Çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
    Tatlıydı çam tekneme işleyen sular;
    Ne şarap lekesi kaldı,ne kusmuk, yıkanan
    Güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.

    O zaman gömüldüm artık denizin Şi’rine,
    içim dışım sütbeyaz köpükten, yıldızlardan,
    Yardığım yeşil maviliğin derinlerine
    Bazan bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.

    Sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
    Işık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
    içkilerden sert, bütün musikilerden geniş
    Arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.

    Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
    Girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
    Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri,
    insana sır olanı, gördüğüm demler oldu.

    Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir ayinde;
    Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
    Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
    Ürperir uzaklaşan dalgalar sıra sıra.

    Yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
    Beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
    Uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
    Görülmedik usareler geçer döne döne.

    Azgın boğalar gibi kayalara saldıran
    Dalgalar aylarca sürükledi durdu beni
    Beklemedim Meyem’in nurlu topuklarından
    Kudurmuş denizlerin imana gelmesini.

    Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
    Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
    Büyük ebem kuşakları gerilmiş engine,
    Morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.

    Bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
    Sazlar içinde koskoca bir ejderha,
    Durgun havada birdenbire yarılır sular,
    Enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara.

    Gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
    iğrenç leş yığınları bozbulanık koylarda;
    Böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer.
    Eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.

    Çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
    O altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
    Yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
    Zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgarı.

    Bazan doyardım artık kutbuna, kıtasına;
    Deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
    Garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
    Duraklar kalırdım, diz çökmüş bir kadın gibi.

    Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
    Bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
    Akşamları, çürük iplerimden akın akın
    Ölüler inerdi uykuya gerisin geri.

    işte ben o yosunlu koylarda yatan gemi
    Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
    Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
    Hanze kadırgaları takamazken peşine.

    Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
    Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
    Güvertemde cins cins şaire mahsus yiyecekler;
    Güneş yosunları, mavilik medusaları.

    Koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
    Çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
    Temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
    Kızgın hunilere koyu mavi gök katları.

    Titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
    Azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
    Ama ben, o mavi dünyaların serserisi
    Özledim eski hisarlarını Avrupa’nın.

    Yıldız yıldız adalar , kıtalar gördüm; çoşkun
    Göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest
    O sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
    Milyonlarca altın kuş, sen ey gelecek kudret.

    Yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
    Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
    Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
    Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.

    Gönlüm Avrupa’nın bir suyunda, siyah, soğuk,
    Bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
    Başında çömelmiş yüzdürür mahsun bir çocuk
    Mayıs kelebeği gibi kağıttan gemisini.

    Ben sizinle sarmaşdolaş olmuşum dalgalar,
    Pamuk yüzlü gemilerin ardında gezemem;
    Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
    Mahkum gemilerin sularında yüzemem''

    Rimbaud

    şiiri buradan dinleyebilirsiniz : http://www.youtube.com/watch?v=fH_FN0leIXM
    0 ...
  33. 64.
  34. sadece modern şiiri değil, sahip olduğu tanrı gözleriyle baktığı her şeyi yeniden yaratan çocuk.

    "mes étoiles au ciel avaient un doux frou-frou."

    "yıldızlarım hışırdadı usul usul gökte."
    2 ...
  35. 63.
  36. " Ben! Kendime sihirbaz ya da melek gözüyle bakmış olan ben, aktörlerden bağımsız, geri verildim toprağa arama göreviyle, kavranacak katı gerçekle! Hödük! Yanılmış mıyım? iyilik benim için ölümün kız kardeşi mi yoksa? Kendimi yalanlarla beslediğim için özür dilerim, olur biter. Artık gidelim. Ama tek bir dost el yok. Nereye tutunmalı? "
    0 ...
  37. 62.
  38. 61.
  39. Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
    Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara.
    Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların
    Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgara.

    Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim;
    Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
    Göçebeler gibi uzaklara gideceğim;
    Mes’ut sanki yanımda bir kadın varmış gibi.
    0 ...
  40. 60.
  41. Asılmışların Balosu

    Balıkçıl darağacında
    Selahattin'in şövalyeleri
    Dansediyor, dansediyor
    Şeytan'ın şövalyeleri.

    Yüzleri buruşuk, küçük, kara kulakları
    Çekmiş sayın Belzebuth bir iple gökyüzüne
    Oynuyorlar şakırdadıkça kunduraları
    Tutulmuşlar bir Noel ezgisinin hüznüne.
    Kara orglar gibi ince, uzun kollarını
    Bak şimdi kucaklıyor çarpık, küçük kuklalar
    Bir zamanlar aksoylu hanımların sıktığı
    Bilekleri iğrenç bir aşkla dokunmadalar.
    Hoyda! şen oyuncular, artık düşünmeyen baş!
    Takla atılabilir sehpalar öyle uzun!
    Hop! Bilinmesin artık bu ya da dans ya da savaş!
    Gıcırdarken kemanı kudurmuş Belzebuth'un.
    Ey bundan sonra sandal giymeyecek ayaklar!
    Hepsi derilerinden gömleklerini sıyırmış:
    Ama böyle çok daha memnun görünüyorlar
    Başları üstüne kar beyaz bir şapka örmüş.
    Titriyor bir tutam et arık çenelerinde
    Çatlak kafalarına sorguç yapmış kargalar:
    Çarpıp karton zırhlara gözüpekler, yiğitler
    Ölü karanlıklarda sanki dolanıyorlar.
    Esiyor balosuna iskeletlerin poyraz!
    Darağacı inliyor demirden bir org gibi
    Koşuyor ormanlarında aç kurtlar avaz avaz:
    Gökyüzü andırıyor kızıl bir cehennemi.
    Hoyda, beni de alın yaslı kabadayılar
    Kırık parmak

    bu siiri 15 yasındayken yazmıstır .

    (bkz: lanetli şairler)
    0 ...
  42. 59.
  43. 58.
  44. lise yıllarında cumhuriyet gazetesinin salı günü ekiyle bir kitabını aldığım şairdir... çok iyi şairdir... daha sonraları köle tüccarı olduğunu da öğrendim. hatta kendi gibi şair verlaine de aşık olduğunu öğrenmiştim..
    1 ...
  45. 57.
  46. “Yazmak,öfkeyi örgütlemektir;yazmak yıkıcı bir eylemdir” sözlerinin sahibi şair!
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük