antichrist

entry99 galeri3
    26.
  1. 2009 yılı cannes film festivalinde Charlotte GAINSBOURG' a en iyi aktris ödülünü kazandıran Lars VON TRIER filmi.
    afişi ve vurucu girişi kadar iyi sonlandırılamamış film.*
    http://img530.imageshack.us/i/divxturkanet.jpg/
    2 ...
  2. 27.
  3. --spoiler--
    klitoris kesme sahnesinden sonra, kadının, sanki eline kıymık batmışçasına rahat bir tavırla dışarı çıkıp gayet normal bir şekilde yürümesi hiç inandırıcı değildi. delikanlı bir ablaymış onu gördük.
    --spoiler--

    hıristiyanlığı bilmediğimden de olabilir bu tabi, film çok boş geldi bana.

    edit: irdeledim biraz, o kadar da boş değilmiş.
    3 ...
  4. 28.
  5. 29.
  6. kadınların izlememesi gereken film. *
    2 ...
  7. 30.
  8. "hristiyanlık karşıtı kimse" olarak çevrilebilir.
    2 ...
  9. 31.
  10. şimdiye kadar hiçbi filmden aynı anda hem nefret edip hem de hayranlıkla izlememiştim.von trier effect bu olsa gerek.
    2 ...
  11. 32.
  12. insan psikolojisinin en karanlık ve vahşi yönlerini sıradışı bir atmosferle gözler önüne seren sert bir film.
    2 ...
  13. 33.
  14. kesinikle geniş kitlelerin izleyebileceği, geniş kitlelerin beğenebileceği bir değildir. akademik anlamda sinema ile ilgileniliyorsa izlenebilir, hatta sinema öğrencileri bu filmi birbirilerine şiddetle tavsiye edebilir. yanlız şöyle bişiy var 7. ve son sanat dalı sinemanın gelişme, derinlik, soyutluk kazanması aşaması bu tür filmlerden geçer kanımca. muhtemelen tarkowski ile başlayan bu gelişme aşaması uzunda sürecektir ve çok daha muhtemel yıllar sonra değer kazanacaktır. *, **
    ayrıca film izlemenin, filmin akış süresi ile sınırlı kalmaması gerektiği anlaşılmıştır. 2 saatlik bir filmi; 2 saat izledim bitti aga tembelliği son bulcaktır,film okuma diye bir alışkanlık çıkacaktır belki de kitlesel anlamda.*
    3 ...
  15. 34.
  16. anlayan anlamayan herkesin rahatsız olacağı kesin film.
    3 ...
  17. 35.
  18. hostel daha iğrenç sahneler içermesine rağmen filmden kimse çıkmazken, ben dün sinemada filmi izlerken milletin dışarı çıkmasına neden olan film. özellikle klitoris kesme sahnesi olaya noktayı koydu. lars von trierden daha can acıtıcı bir film beklenirdi.
    0 ...
  19. 36.
  20. sinema da izlemediğim için kendimi şanslı hissettiğim film zira bilgisayar başında soluklana soluklana izlememe rağmen yaratılan bunaltıcı hava beni etkisine almayı başarabildi. hatta bir sahnesinde kendimi tutamayıp çığlık bile attım. filmin çekimlerinden bahsedecek olursak gayet iyiydi, sırf bunun için bile izlenebilir. fakat yine de izlemek için güçlü bir mideye sahip olmak gerekir.

    andrei tarkovsky'e adanma konusuna gelirsekte; 1983'de çektiği tempo di viaggio isimli belgeselde kendisi: "çok hoşuma giden bir sahne var. belki bir gün bundan bir film çıkarabilirim...bir adamın karısını ateşe vermesi ile ilgili. sadece karısı ona gerçeği söylemediği için, çünkü yalan söylüyor. yalanlar o kadar da önemli değil, anlıyor musun? kadın adamı çok seviyor, adam da kadını. çok harika bir kadın, birbirlerini çok seviyorlar ve harika bir ilişkileri var. ama kadın bazı şeyleri uyduruyor. dışarı çıkıyor ve geri geldiğinde adam soruyor, 'neredeydin?'. kadın sebebini kendisinin de bilmediği bir şekilde yalan söylüyor. adam kadınla mücadele ediyor ama kadını yalan söylediğine ikna edemiyor. en sonunda onu ağaca bağlıyor ve ateşe veriyor, joan of arc gibi. bu fikri çok seviyorum ama bundan bir film çıkaramadım." demiştir. ve von tier'inde bu sözlerden yola çıktığı düşünülmektedir. fakat benim anlamadığım tarkovski usta bile çekememişken, kendinin çekebileceğini düşünmekte ne demek? bence burda von tier biraz haddini aşmış ve ustaya saygısızlık etmiştir.
    7 ...
  21. 37.
  22. bünyedeki etkisi, bittikten 2 saat sonra bile devam eden filmdir. yönetmen o kadar çok gönderme yapmıştır ki film izlemekle bitmez içinizde "bu geyik, yok karga, nerden çıktı ya bunlar?" diyip araştırma safhasına geçersiniz. yorar kafayı, söylemedi demeyin.
    4 ...
  23. 38.
  24. kışkırtıcı, tahrip edici, yıkıcı, tahrik edici, susturucu, durdurucu, düşündürücü, sövdürücü, arsız ve aydınlatıcı...

    filmin ortasında salondan çıkan insanlar vardı, belli ki bu kadar "bilmek" fazla ağır gelmişti. bense film bittiğinde gülüyordum. "orrroospu çocuğu, ne film yapmış be" diye sövüyordum. sevdiceğim şamşırdı. "manyak mısın" dercesine bana bakıyordu. bi vakit daha salonda kalmak istedim, ısrar da ettim.

    "dedicated to andrey tarkovski"
    6 ...
  25. 39.
  26. kadınlardan neden uzak durmalıyız sorusunun cevabını içerem film...
    1 ...
  27. 40.
  28. izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız filmdir. pornografik olarak değerlendirenleri, filmin içindeki sanatsal öğeleri yakalayamamış, sadece film izlemek için gelmiş kişiler olarak görüyorum. kesinlikle izlenmesini tavsiye ediyorum.
    klitoris kesme sahnesi hostel tarzında iğrenç bir sahne olsa da izlenmeye değer.
    3 ...
  29. 41.
  30. 42.
  31. Kapkara bir film.Sinirleri sağlam olmayanlar yaklaşmasın.
    4 ...
  32. 43.
  33. "ağlayan kadın hilekar kadındır"

    film kült ötesi, her halinden belli,

    bir gün bu filmdeki bütün göndermeleri anlayabilmek dileğiyle diyorum..
    8 ...
  34. 44.
  35. lars von trier'ın deneyselliğin afedersiniz .mına koyduğu filmdir.
    bundan önce veya sonra dancer in the dark'ı izlettiğiniz birine, ikisinin yönetmeninin aynı olduğunu kesinlikle anlatamazsınız.
    yine de bazı hoş geçişler için; 3/10.
    2 ...
  36. 45.
  37. gorgoroth'un 1996 çıkışlı güzel albümü.
    2 ...
  38. 46.
  39. dinsel öğelerin anlaşılması zor film izlenmeden bunların bilinmesi gerekiyor. mesela ceylan çakal ve karga'nın hristiyanlıkta ne tip imgesel anlamları içerdiğini bilmediğimden filmde üçünün biraraya geldiği sahne çok havada kaldı.*
    3 ...
  40. 47.
  41. acayipler acayibi, tuhaflar tuhafı bir lars von trier filmidir. film kendimi bildiğin su katılmamış bir aptal gibi hissetmeme sebep olmuştur ne yazık ki. keşke hıristiyanlıktaki semboller üzerine, sinemdaki sembolizm üzerine, sanat filmleri üzerine daha derin bir birikimim olsaymış. yaklaşık 2 saat önce izledim, ve geçen bu süre zarfında film hakkında internette bir ton şey okudum ve yeni yeni anlamaya başladım sanırım. bütün okumaları bitirip bir daha izlemek emelindeyim.
    --spoiler--
    araştırmalar sonrasında ağır spoiler içeren yorumlarımıza gelecek olursak, öncelikle biricik lars'ımı mizojinist adleden kişileri yanaklarından öperim. ne dogville, ne manderlay ne de antichrist bir mizojeni örneğidir. buradan kadın=deccal gibi bir indirgemeciliğe çıkmak pek sakıncalı olur. zira filmin ana ekseni erkek vs kadın değil. kadın vs kadın ya da tanrı vs şeytan daha akla yatkın bir eksendir. özellikle manderlay de tavan yapan efendi köle diyalektiği bu filmde de kendini göstermiştir. kadın kişi içinde bulunduğu durumu fazlasıyla kabullenmiştir ve çıkmak istemez. cadı olduğuna tezini yazarken ikna olmuştur ve sonrasında da yok ben düzelip insan olayım gibi hallere girmemiştir. kocasının bu yöndeki girişimlerini bi güzel tepmiş ve çözüm olarak kocasının basitçe onu öldürmesini istemiştir.

    çocuğunun ayakkabılarını ters giydirmesi ise "bak gördün mü zaten özensiz bir anneymiş" tarzı bir yorumdan çok daha fazla bir açıklamaya layıktır. olay kadının kendini cadı olarak görmeye başlamasından sonra gerçekleşmeye başlamıştır ve bu da hıristiyanlıktaki bir mevzuya göndermedir. işte mesela burası keşke hıristiyanlıktaki sembolizm üzerine daha çok şey bilseydim dediğim noktalardan biridir. aynı lafı ettiğim bir diğer noktada tilki, karga ve geyik üçlüsüdür. sırasıyla acı, yas ve umutsuzluğu* temsil eden bu hayvanların da yüzde yüz ifade ettiği derin anlamlar vardır hıristiyanlıkta ama ben henüz çok oturtamadım.

    eden ormanına gelince orası da aslında bir metaforlar ormanıdır. köprü bir araf gibi okunabilir pekala. köprüden geçtikten sonrası cennet olmalıdır ama eden ormanının tuhaflığı içinde orası bütün duyguların acığa çıktığı bir acayip yer olmuştur. ordan çıkış da cadı hanımkızımızı yakmaktır haliyle. tabii değinmeden edemeyeceğim, kadının adamın ayağını zincirlemesi-prangalaması-tuhaf şekilde sabitlemesi* isaya bir gönderme içermektedir illa ki.
    --spoiler--
    filmdeki bu yüksekdoz kapalılık ve sempolizm izleyicinin işini bir hayli zorlaştırıyor tabii. ama yine de bütün bunların hiçbirini anlamasa bile akıl fikir sahibi olan hiçbir insan evladı kalkıp da "aa bu korku filmi, yok bu entel pornosu" gibi bir çıkışta bulunmaz. şiddet ve cinsellik gerçekten fazlaca vardır filmde, hatta bazı şiddet sahnelerini izlemek sağlam mide gerektirmektedir* ama yine de bunlar filmi böyle ucuzca kategorikleştirmeye mazeret değildir. holivud filmlerinde gereksizce kullanılan onbinlerce vajina, penis ve memeyi düşününce bu filmde bir kere bile gereksiz kullanılmadıklarına kanaat getirir insan. rahatsız eden boyutlarda gerçeği insanın gözüne sokmaktır olan biten, hepsi bu. ve o kadar inanılmaz bir görsel şölen içinde sunulur ki bütün bunlar insan sanki izlediği kendi bedeniymiş gibi tuhaf bir benimseme yaşar.

    son olarak film öyle sanıyorum ki gelmiş geçmiş en harika girişe sahiptir. olağanüstü handel aryası lascia ch'io pianga eşliğinde, doğaüstü bir yavaşlık ve estetiklikteki 5 dakikalık girişten sonra (önsöz) filmin bölümleri başlar. tekrar tekrar dönülesi bir 5 dakika..

    özetle, ağır ve hazmı zor bir sanat filmidir. eğer sinemadaki ve hıristiyanlıktaki sembolizmden bihaberseniz araştırıp araştırıp bir daha izlemek gerekebilir. eminim her izleyişinde insan bir kere daha hayran olacaktır yönetmenin dehasına.

    not: ayrıca bu film uludağ sözlük ve ekşi sözlük ayrımını da daha bir net yapmıştır kafamda. buradaki 2 küsür sayfalık, herbiri ortalama 3 satır olan entrylerin tersine eşkideki arkadaşlar 7 sayfa uzuun uzuun anlatmışlardır filmi. takdir ettim ekşideki entel seviyeyi.
    9 ...
  42. 48.
  43. çoğu sahnesinde izleyene gözü kapatmakla kapatmamak arasında gelgitler yaşatan ama insanın da izlemekten kendini bir türlü alamadığı kesinlikle başarılı bir film.
    1 ...
  44. 49.
  45. `
    --spoiler--
    lars von trier'in yönettiği, sadece 3 kişinin (üçüncü kişi danimarkalı bir bebek ve filmin hemen başında öldüğü için 2 kişi diyebiliriz) oynadığı film.

    filmi izlememin sebebi, trier ''bu sefer'' doğru düzgün bir film yapmış mı diye merak etmem, ki buradan trier'in kötü ve saçma filmler çeken bir yönetmen olduğu anlaşılabilir.

    film hemen bir seks sahnesiyle giriş yapıyor; siyah-beyaz ve müzik eşliğinde. bebek sahibi çiftlerin seks yapmadan önce bebeklerinin uyumuş olduğundan emin olmaları gerektiğini bilmeyen çiftimiz, william dafoe'nun charlotte gainsbourg'ü duvara yaslayıp becermesi suretiyle sevişirken, bebeğimiz birşeyin peşinde pencereden atlayıp yere düşüyor ve ölüyor. bebeğinin ölümü üzerine kadın deliriyor ve terapiye ihtiyacı oluyor ve terapiyi yapacak kişi kocası oluyor.

    ormanda tahtadan bir eve gidiyorlar ve burada yaşamaya başlıyorlar. kadın zaman zaman delirse de kocası ona sarılıp derin nefes aldırarak sakinleştirebiliyor. bu aralarda ucuz ve sıradan sevişme sahneleri var ki filmin aslında rahatsız edici ve tartışmalı olmadığına aşağı satırlarda değineceğim. bazen kadının sakinleştirilemediği zamanlar var ki işte film aslında zayıf olan kozlarını oralarda oynuyor. ilkinde kadın bir tahta parçasıyla adamın hayalarına vuruyor ve tahta kırılıyor. sonra kadın adamın penisini eline alıp masturbasyon yaptırıyor ve adam kan boşalıyor. bitmedi; sonra da adamın bacağında delik açıp deliğe parmağını sokuyor ve deliğe metal sokuyor. bitmedi; sonra da kendi klitorisini makasla kesiyor. ikincisinde ise kocasını sekse ikna edememesi üzerine kadın, ormandaki bol köklü bir ağaca kaçıyor ve yanına uzanıp masturbasyon yapıyor. kocası yanına gelip üstüne çıkıyor ve sevişmeye başlıyorlar; ama bu kısmı kadın hayal ediyor ve dvdnin kapağında bunun resmi var. filmin sonunda ise adam kadını boğarak öldürüyor. bütün bunlar saçmalık değil de nedir?

    filmin hayvanlar hakkında da oynadığı zayıf kozlar var. doğum aşamasında bir ceylan ve kendini yiyen bir tilki... geriye filmin saçmalığı ve tartışılmaması gerektiği kaldı.

    şimdi triercim canım benim, bebeği ölen bir kadın o şekilde mi delirir? o hale gelen kadını kocası mı terapi etmeye çalışır? deli bir kadın ormanın ortasındaki bir tahta evde mi terapi edilir? deli bir kadını sadece 1 kişicik mi terapi etmeye çalışır, bunun sakıncaları (dördüncü paragraf) bilinmez mi? ne oldu, sonunda kadın öldü. neden adam karısını hastanede doktorların terapi etmesine karar vermedi? bütün bunlar trier'in sanat için sanat felsefesiyle hareket etmesinin sonucu. tabii ki sanat için sanat bazen muhteşem filmler ortaya çıkarır (bkz: gran torino); ama bunun için film çekmeyi bilen bir yönetmen** olmak gerekir (mecazi anlamda), trier film çekmeyi bilmiyor ki (mecazi anlamda). trier tarzı yönetmenler toplum için sanat felsefesini seçmeli. bu film hiç ama hiç gerçeklik içermiyor. tüm bunlara rağmen trier'in kadın rolü için başta eva green'i düşünmesi doğru bir düşünce. o tarz bir kadını eva green'in canlandırması çok uygun olurdu; ama green rolü kabul etmedi.

    arjantin, avusturya, danimarka, fransa, hollanda ve isveç dışındaki ülkeler filme 18 yaş sınırı getirmiş. bunu anlayamıyorum; çünkü bu filmde hiçbirşey yok. gainsbourg'ün masturbasyon sahnesi kadınların ''gerçekte'' nasıl masturbasyon yaptığından bir kesit, erkeklerin masturbasyon sahneleri konuşulmuyorsa bu da konuşulmayacak, cinsiyet ayrımcılığı yapmasınlar. gainsbourg'ün dafoe'ya uyguladığı o şeyler (hayalara darbe, kan boşaltma, bacağı deşme... ) ve makasla klitorisini kesişi sahte sahneler. sonuçta sadece gerçekle alakasız aptal bir film. sevişme sahneleri ise dördüncü paragrafta belirttiğim gibi ucuz ve sıradan; trier cinselliğin bilinmeyen boyutlarını ortaya çıkaramamış; ergenler o sahnelerin hepsini biliyorlar. adam kadının üzerine çıkıp git-gel yapıyor, ne var bunda? bunu 12 yaşındakiler biliyor. paragrafın başındaki 6 ülkenin getirdikleri yaş sınırlarını belirteyim:
    arjantin: 16
    avusturya: 16 (en yüksek yaş sınırı bu, 18 yaş sınırı yok)
    danimarka: 15 (en yüksek yaş sınırı bu, 18 yaş sınırı yok)
    fransa: 16
    hollanda: 16 (en yüksek yaş sınırı bu, 18 yaş sınırı yok)
    isveç: 15 (en yüksek yaş sınırı bu, 18 yaş sınırı yok)
    görüldüğü gibi sadece arjantin ve fransa'ya helal olsun diyebiliyoruz. diğer ülkelerin film sınıflandırma sistemlerinde 18 yaş sınırı olsaydı getirirler miydi bilemeyiz; ama hadi onlara da sistemlerinde 18 yaş sınırına yer vermedikleri için helal olsun diyelim. fransa ve arjantin'de 18 yaş sınırları var; ama bu 2 ülke 16 yaş sınırını tercih etmiş.

    sonuçta trier ''bu sefer'' doğru düzgün bir film çekmiş mi sorusunun cevabı koca bir hayır.
    --spoiler--
    0 ...
  46. 50.
  47. insanı olduğu yere mıhlayan nadir filmlerden.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük