Yazın terlememek için göz kapaklarınızı bile hareket ettirmediğiniz, kışın ise ''yağmur yağdı'' sözü yerine ''yağmur aktı'' denmesi gereken, yolda yürürken bronzlaştıran güzel memleketim.
çok sıcak. aşırı sıcak. o kadar sıcak ki...
o kadar çok sıcak ki delirtecek derecede sıcak.
--spoiler--
aşııı deecede sıcaksın antaaaya. ah severim seni ben.
--spoiler--
sıcağı olmasa türkiye nin en güzel şehri. çok ciddiyim en güzel şehri antalyadır heralde. sadece sıcağını saymazsak ama o sıcak o şehirdeyken, gözümde yozgat kadar değeri yok amk. *
saat kulesinin karşısına geldiğinizde sağ tarafta bankların bulunduğu bölüme gidin ve denizin bulunduğu yöne bakın. karşınızdaki cennet antalya'nın bir özetidir. yivli minare, kaleiçi, ahşap evler, saat kulesi, sur kalıntıları, dar sokaklar, tarih ve masmavi, muhteşem akdeniz...
dün sabahın köründe yağmur yağıyordu, evdekiler "gitme yağmur yağıyor." demesine rağmen attım kendimi dışarı. aklımdan geçen düşünce ise: "klasik antalya işte. kesin öğleden sonra günlük güneşlik olur." idi. sonra ne oldu? evet günlük güneşlik... kısacası evet dengesizdir havası ama dengesizliğinin bile bir dengesi vardır. bir süre sonra zaten sende fark edersin.
kale içini gezdiğinizde, içinde nasıl bir medeniyetin yaşadığını hayal edebilirsiniz. tarihi taşları hala deniz kokar. yazın falezlerin üstünde geceleri, denizi izlediğiniz de masmavi bir deniz izlemiş olursunuz. eylül kasım arası antalya tam bir huzur evi. bütün emekliler ortalıkta açık huzur evi tadında tatil yaparlar. benim de tercihim, ihtiyarların yönünde "onlar bu tatil işini çok iyi biliyorlar." kışları antalya bir köy gibi sakin, kirasını ödemeyen işsizler, aç, aç ortalıkta gezen öğrenciler, birbirine uyuşturucu satan keş'ler. iyi, kötü farkmez el uzatsan elini, vücudunu verecek evsiz, işsiz bayanlar...
kışı çıkar sonrası antalya yaşanacak şehir...