annem ve bendik hep, öyle büyüdüm. bu yaz hiç böcek olmayan evde hatta yatağımın üzerinde gezinen bir böcek gördüm. annem uyumuştu, hemen gittim onun yanına yattım. sarıldım öptüm uyudum sonra. dakikalarca suyun içinde nefessiz kalmış gibi bir anda yataktan sıçradı annem. nefes alamıyor, nefes almaya çalışıyor. nasıl bir nefes çekiş, tüm gücüyle... sanki biri yapışmış boğazına onunla cebelleşiyor. annemin sıçradığı an ben de sıçradım "anne" diye. ben hayatımda hiç bir zaman öyle bir sesle "anne" dediğimi hatırlamıyorum. o an öleceğini hissettim, dedim bitti. yüzüstü yatıyordu hemen kaldırdım sırtına vurdum tüm gücümle bir anda kendine geldi, hiç bir şey söylemedi kalktı gitti yataktan. ben eminim ki o an o da hissetti... sabaha kadar gözüme uyku girmedi. en büyük korkumu o an yaşadım: annesizlik...
Burada "aman çok kötü, aman başıma gelmesin, töbe" gibi lafları okuyunca "ne olmuş amk ya, bu kadar mı kötü" dedirtendir.
Bana göre 2 tür annesizlik vardır. 1. Annenle büyüyüp sonra onu kaybetmek. Bu kötüdür diye tahmin ediyorum. Yoksa benim gibi daha bir kaç aylıkken annesini kaybeden daha hiç "anneli" olmamış ki, "annesiz" olmayı nerden bilsin, neyi özlesin, neye umrumda değil desin ki. En fazla eğer resmi yoksa, babası da bu konulardan hazetmeyen biriyse benim gibi merak eder acaba nasıl biriydi, yüzü nasıldı vs diye.
Onun dışında bir şekilde özlem duyacağını sanmıyorum. Neye duyacak ki panpa ?
11 yaşındayken terketti beni, umurunda mıydım? hayır, tıpkı benim de umurumda olmadığı gibi..
o yaşıma kadar her sabah beni uyandırırdı, kahvaltı mı da hazırlardı ve evden beraber çıkardık.
terkettiği günün ertesi sabahı, bu sefer kendim uyandım ama bu sefer kahvaltı yoktu, ben de yemedim anasını satayım. giydim okul kıyafetlerimi, bu kez ütüsüzlerdi ben yine de giydim amınakoyim.
salon bu kez soğuktu, daha düne kadar sıcakken..
bir anda hüzün bastı feryat eden minicik kalbimi, kalbim artık sanki kan değil gözyaşı pompalamaya başlamıştı.
o an gözümden düştü yaşlar, bilmiyorum tutamadım kendimi.
doğalgaz sobasını açıp ısıttım içeriyi lakin içimi değil. içimi ısıtamadım, içim üşüyor ve titriyordu.
ellerim ise gözyaşlarımı silmekle meşguldü, beynim yarınlarımı düşünüyor, kalbim ise halen gözyaşları pompalıyordu, kirli göz yaşlarını..
o gün büyümüştüm ben, o gün koca bir adam olmuştum sanki, kalbimde yarabantları vardı.
dindirmeye çalışıyordum bu amansız kanamayı.
3ncü ya da 4ncü gündü artık hatırlamıyorum. evdeki dolaplardan birisinde bir fotoğrafına rastladım ve doyasıya ağladım, kalbimdeki yarabantlarını çıkartmış ve artık dindirmeyi de bırakmıştım "al ulan al ne halim varsa" gör dedim.
Bu başlığı gördügümde bile ağlamama sebep olan his..Hiç bir zaman tam olamama..
Annem olsa da;
yine kıyafetlerimi giyse..Söz kzmayacagım
Söz eve erken gelecegım hatta istesen hic bır yere de gıtmem anne..
sana hiç bagırmayacagım sen ne dersen o anne ..
Artık yemeklerde sogan da yıyecegım.. tmm mı ugrastırmayacagım seni..
hayattaki en acı şey olsa gerek;
bayramda,mezuniyette,işe girmede,işten ayrılmada,evlenme arifesinde,çocuk sahibi olunduğunda ve daha hayat ile ilgili bütün önemli anlarımızda her daim yanında veya arkanda sana destek olan ve bu dünyaya gelme sebeplerimizden birinin yanımızda olamamasıdır.
birkaç ay öncesine kadar bakımını üstlendiğimiz çocuklardan birinin, oğlumu gördüğünde bana sorduğu soru sebebiyle beynime acı bir şimşekle çakmış olan iç eritici durum.
bizzat yaşamakta olduğum durum. hayata bir sıfır yenik başlamış oluyorsunuz. kim onun kokusunu sıcaklığını doldurabilirki. kim onun gibi şevkatle sevgiyle yaklaşabilirki yanınıza. yıllar geçsede üzerinden siz koca bir insan olsanızda hep bir tarafınız ezik kalıyor. hep bir tarafınız eksik. yolda yürüken anne çocuk gördüğümde hep içimden bir keşke geçiyor. keşke benim annem olsada bende onun elini tutabilsem , keşke o küçücük çocuk yerinde olabilsem. her anneler gününde herkes annelerinin elini öperken ben mezar taşına dokunurum onlar annelerine sarılırken ben mermeri kucaklarım. ve her bayramda..
onun yokluğunun acısı o kadar derinki bunları satıra dökmekle ifade edmem. küçük bir çocukken onun mezarında hep dua ederdim toprak altından çıksında beni kucaklasın diye.. hep imrenek bakardım arkadaşlarımın annesine.. onu sadece anılarımda düşlerimde rüyalarımda görüyorudum rüyalarımda ona sarılıyordum. yetiyormuydu? tabiki yetmiyordu..
büyüdüm artık şimdi toprak altından çıkıp beni kucakla diye dua etmiyorum.. anne olucağım günü bekliyorum.. anne olup yaşayamadığım herşeyi kendi çocuğuma yaşatmak..
Allah kimseyi böyle bir acıyla erken karşılaştırmasın.
Allah gecinden versin denilecek durumdur. Kokusu, konuşması, gülüşü, sırtınızı sıvazlaması, öpüşleri ile karşılıksız seven tek varlıktır. (bkz: ağlarsa anam ağlar.)
bazen yanınızdadır ama dokunamazsınız yüreğine. giremezsiniz içine. anneciğim, evladım kelimelerini haykırmasını isterken hep ahmet yemek hazır ayşe sofrayı topla der sadece. gözlerine bakmayalı dizlerine yatmayalı saçınız okşanmayalı o kadar olmuştur ki anne olacak yaşa geldiğinizde ona benzemek korkusundan hayal bile edemezsiniz. içinizde patlayan kaç can kırığı vardır onun duası olmadan desteği olmadan yaşanmış. yıllar sonra gözlerine baktığınızda dudaklarınızdan çıkmamış kelimeler yakar canınızı. annem diyememek anneciğim diyememek. biz bu kadar nasıl uzaklaştık derken aslında hiç yakın olmadığınızı farkedersiniz. demem odur ki sevginin ölçütü yaşanmışlıklar ve bağlılıklardan artar - azalır. bazen bir ölüyü yanınızda olmadığı için özlerken bazen bir dirinin saygıdan yanındaa olursunuz.