herkesin anneannesi candır. hepsinin ellerinden öperim. ancak burada ben benim anneannemden bahsedicem size biraz. istemeyen okumasın baştan söylüyorum. okumayıp da "bize ne senin anneannenden lan!" diye gelirseniz de cevap bile yazmam zaten.
kendisi -öğrenebildiğimiz kadarıyla- yörük kökenli bir sülalenin aydın'a göçtükten sonra orada dünyaya gelmiş bir ferdi. o geldiğine geleceğine pişman mıdır bilmiyorum ama sayesinde ben buradayım ya, canımı istese canımı veririrm ona. ki zaten bu canı da bana veren bi anlamda o zaten. 15 yaşında evlendirmişler rahmetli dedemle. dedem 30 yaşında falanmış galiba anneannemi aldığında. dedem bir terzi kalfası(evet 30 yaşında usta olamazmışsınız daha. halen kalfa). iyi bir eş ama alkolü sigarası çok. ha dayağı eziyeti yokmuş pek. ayda yılda bir belki ama bu bile o zamanlar için mucize. nihayetinde köy yeri.
dedem çok iyi bir adammış ama biraz rahat bi adammış. canı istediğinde çalışırmış, istemediğinde çalışmazmış. anneannem ise 4 çocuk,tarla,ev işlerinin yanında bir de hasta kaynanasına bakarmış. o kaynana ki yaşarken de ölüm döşeğindeyken de "gelinim de gelinim" demiş hep.
dedem ben çok küçükken felç oldu. sonra yatalaklıktan kangren oldu. iki bacağı kesildi. iki bakağı olmayan ve felçli bir insan düşünün. işte benim anneanem denen mübarek kadın dedemi tam 20 yıl(evet 2 değil yirmi) sırtında taşıdı. altını temizledi. yemeğini yedirdi. "of" demedi mi? dedi tabii ki. "bıktım senden " de dedi çok dedeme ama ona bakmaktan hiç vazgeçmedi. ve sen ben baksak 3-5 yıl yaşayacak o insanı tam 20 yıl yaşattı.
şimdi kaç insan bulabilirsiniz buna katlanabilecek? daha bir grip olduğunda "öpme be bana da bulaştıracaksın" diyor insanlar sevgilisine.
anneannem'in ölmesinden çok korkuyorum. ama içim rahat zira -allah bilir tabii ama- bu dünyada gün yüzü görmeyen ama bir canı yaşatmak için kendini çürüten, imanını ibadetini hiç aksatmayan güzel anneanneciğimin yerinin cennette çoktaaaaan ayırtıldığını bilmek rahatlatıyor.
bir tanem canım hayatım o benim. en sevdiğiniz yemeği bilir, sen geldiğin zaman hep onu pişirir divanda uyuduğunuz zaman üstünüze battaniye örter. bazen senin ümüğünü sıkarım der ama çok seversin o tombik göbeğine yatmayı. allah uzun ömür versin anneanneme ben onsuz naparım.
beni ''melekler her zaman her yerde olamayabilir bu nedenle tanrı anneanneyi yarattı '' sözünün doğruluğuna inandırmış büyük melektir. minicik ve yumuş yumuştur. iyi ki varsın anneanneciğim.
hep sinirlendirirdim onu, o da beni sinirlendirirdi tabi, altta kalır mı?
deli derdin hep, kıçında var bir kül deliği derdi. ondan bana kalan tek hatıra bu değil tabi.
çok güçlü kadındı be sözlük, sabah tarlaya giderdi, akşam hayvanlara bakardı, öğlen eve gelip yemeği hazırlardı, akşam yine yemekler ondandı. ama dayanamadı bünyesi bu kadar yüke, bir gün felç geçirdi, ondan sonra da toparlayamadı kendini.
çok konuşurdu, ama çok da güzel konuşurdu, anlatırdı sürekli.
sağ eli tam olarak düzelmediği için sürekli gizlerdi sol avucuyla onu, gel be gezdireyim seni dediğimde, yok be çocuk, bu halimle nasıl gezerim diyordu.
telefon sonra, 11,08,2007, yetişin dediler, annem ölüyor.
gittik, yetişmiştik ama , sadece cenazesine yetişmiştik.
üstüne beton zemini koyduklarında haykırdığımı hatırlıyorum, yapmayın, tek eli sakat onun demiştim, o gece onun yatağında uyudum, gece kapıdan girdi, yapma be çocuk dedi, ağlama dedi, o kadar uzağında değilim, şurda yatıyorum dedi, ordan ev de gözüküyor dedi, üzülmek yok bir daha tamam mı dedi, tamam dedim, ama elimi tutmadan gitti, anneannem severdi beni, neden elimi tutmadı ki?
kızdırsana beni yine, deli diyim ben de sana, çocuk de ara sıra, olmaz mı anneanne?
senden bana kalan tek şey o ipiri yemyeşil gözlerin...
nasıl güzel bir kadındın sen. baktığın her yer bakışınla güzelleşirdi...dupduru tenin, güldükçe yüzünde beliren gamzelerin... o kadar güzeldin ki senin için nelerden vazgeçmediler..sonunda bunlardan biriyle evlendin..o çok yakışıklı ve herkese hükmedendi. dedemdi işte.. yıllarca bütün malını mülkünü harcadı senden başka kadınların yolunda.seni sevdi mi?bilinmez..güzeli aldı ya onun için o önemliydi ve isteğine kavuştu,bitti. sen o güzelliğinle öylece yapayalnız kaldın...o gitti,sen kaldın. erken yaşta ölüşün belki de yıllarca çektiğin acılarını bitirdi.ama arkanda kalanlar sensizliğe alışamadı. erkenden gidişine,giderken çektiğin acılara... şimdi anneanne dediğim zaman geride, yapayalnız kalmış yemyeşil ve hüzünlü , her an ağalayacakmış gibi bakan bir çift gözle, upuzun kahverengi sırma saçların gelir aklıma...
cennet olsun yolun...
çığırtkan, "her şey bunlara fazla, ona buna ne gerek varmışta alınmışmış, hadi kaldır şunu bahçeye yolla şu fındık bitsin" cümleleriyle akılda kalmış, bolca turşu kavurması yiyerek şişmiş, annenin yaşlı, huysuz doğuranıdır.
varlığını her zaman hissetiğim fakat bir türlü yanında olamadığım onu sadece bayramlarda görebildiğim kişidir. buruş buruş elleriyle açtığı baklavanın tadını bir ömür unutamadığımdır canımdır, canıma can verendir. keşke bir ömür boyu onu her bayramda görebilsem dediğimdir. *
Kalp krizi geçirip, iyileştiğinde bana "O gece muz yemiştim. Üstüne de su içmiştim. Gitti o muz orayı tıkadı. Ondan böyle oldum" diyen pamuk yüzlü,yaşlı bayandır.
vücut temizlğine son derece önem veren, düzenli ağda ve bakımını yaptıran, bunu gereksiz bulan şahsıma da, "öyle deme azrail geldiğinde temiz bulmalı" cevabını verebilen, poğaça ellerini özlediğim kadın.
geçen günkü benzetmesiyle beni benden alan annenin annesidir.
televizyondaki türk filmindeki yaşlı kadını göstererek 'bu aliye rona'mı?' diye sordu bana (gayet normal bir soru olurdu...şu cevabı vermesem eğer)
- anane bu kadın sarışın ve mavi gözlü ayrıca da beyaz tenli
(bu arada annem yarıldı)
anneannemin cevapsa bomba nitelikte
-ama bu kadın tekerlekli sandalyede!
(ananem, aliye rona'yı tekerlekli sandalyeli kadın olarak biliyormuş ya, kadın yapıştırılmış gibi)
ahaha
ahaha...
18...
rüstünü ispatlama yasi...
ehliyet alabilecegim, oy kullanabilecegim, artik attigim her imzadan sorumluyum...
bir de sen gireceksin hayatima anneanne... aslinda hep oralarda bir yerlerde olsan da, farkli ülkelerde olmak etkileyecek bizim iliskimizi farkinda bile olmasak da ikimiz. yillarca yaz tatillerinde gördügüm bir siluetten ibaretken, senin yanina, senin kollarina yollayacak annem beni hic bir seyimin olmadigi bir ülkeye, gelecegi daha iyi görebilmem adina.
baslangicta tutuk tutuk benim adimlarim, tanimiyorum ki seni adam gibi, nereden bilebilirim ki yaninda ne kadar konusmam, ne kadar susmam gerektigini... yavas yavas ortama alisma cabalari, büyükbabadan isitilen ve ardi arkasi kesilmeyen azarlar sonucunda ilk resti cekmem bir kac hafta sonra;
"Ben yurda cikmayi düsünüyorum anneanne." o cekik, kahverengi gözlerini, annemin gözlerinin aynisini, kocaman acman ve titreyen bir sesle;
"Olmaz kizim öyle sey, burasi senin evin."
"Eksik olma da, büyükbabam pek hoslanmiyor benim burada kalmamdan sanirim."
"Sen bakma ona. Dedikleri bir kulagindan girsin, birinden ciksin."
ilk kez yanliz olmadigini hissetmek, yavas yavas güven duymaya karar vermek. birisi daha seninle ayni seyleri yasiyor su anda, annenin görüntü olarak aynisi olan biri, sadece uzun saclari beyazlasmis o kadar... kimsenin olmadigi gecelerde o birisinin sahip cikmasi sana...
zamanla tam anlamiyla güvenmek, dertlesmek karsina alip, o kadar uzakliktan annene asla anlatamayacagin seyleri. gözyaslarinin birbirine karismasi yasanan hüzünlerde, en karanlik korkularini, en hüzünlü anilarini dinlemek onun ve teselli sözcükleri mirildanmak dizinde yatarken.
"Sen tam doktor olacak kizdin ama." diye sitemlerini dinlemek, hasta yataginda doktorlarla konusup ona cevirirken söylediklerini. kimsenin olmadigi gecelerde sahip cikmak ona, herkes isinden gücünden zaman bulamiyorken ziyaret etmeye dahi, sabah aksam basini beklemek, yillardir kullanmadigin icin unuttugun dua sözcüklerini mirildanirken...
isin ciddiye binmesi, annemin atlayip gelmesi binlerce kilometre uzaktan.
"Benden daha mutlusu var mi su dünyada? Tüm cocuklarim yanimda." diye kücücük cocuklar gibi sevinmen senin hasta yataginda, annemin elini hic birakmamak istercesine tutarken.
"Sen daha gitmedin mi eve?"
"Yok birakamadim seni, biraz daha kalayim dedim." son konusma bu olur pazar günü, bembeyaz hastane odasinda.
"Hadi hadi, git artik. Yarin yine gelirsin." resmen kovalarsin beni kapidan disari.
"Iyiyim ben, bir seyim yok..." o kadar inanmak istersiniz ki su cümleye, o kadar hazirsinizdir ki her seyinizi vermeye, gercek olmasi icin...
şehirde yetişmiş apartman çocuğu lugatinden bir sözcük. has hali ebe'dir. evet hani sizin doğum yaptıran ebeniz. ebenizi mikeyim derken aslında anneannenize laf etmiş olabilirler dikkat edin. ben öyle yapıyorum mesela.