bazen dünyanın en tatlı en komik insanı olan bazen beni günler boyu sinir eden tatlı sert aile ferdimdir. konuşmalarıyla beni şaşırtır bazen.
anneannemle telefonda konuşuyoruz konu derslere geliyor..
anneannem: kız derslerine iyi çalış bak sene sonunda karnen kötü olursa almam seni eve
ben: ehehüehh anane bizde karne yok ki trascript var ( hehe yırttık bu sene bunlar üniversitedeki not sistemi ile alakalı hiçbir şey bilmiyor )
anneannem: aman neyse işte, derslerinden kalma sonra onları seneye toplaman zor olur kendi derslerine bir de kaldığın dersler eklenirse başa çıkamazsın
ben: oha anane sen onu nerden biliyon ya (ben söylemedim kim söyledi lan açtım yine şom ağzımı )
anneannem: ben bilirim.
...
80 yaşında bir kadının üniversitedeki not sisteminden haberdar olması müthiş bir şey... düşünün o iki yaşındayken atatürk ölmüş.. büyüdüğü zamanlar inönü zamanları harp sonrası türkiyesi.. doğup yetiştiği yer küçük bir dağ köyü.. hayatı boyunca sırasıyla bütün elektronik aletlerin evrimini görmüş radyo tv ocak bulaşık makinesi çamaşır makinesi.. küçücük şehirlerin büyümesini izlemiş.. darbeleri görmüş.. öğrenci ihtilalleri sırasında okuyan çocukları için endişelenmiş.. hayatı boyunca sıkıntı çekmiş.. canlı tarih diyebileceğim eski topraklardan biri de o... böyle bir kadın kendi çağıyla bizim çağımız arasında uçurumlar olmasına rağmen üniversitedeki not sistemini merak edip sorup soruşturuyor az eksik öğreniyor ama öğreniyor işte.
düşünüyorum da bu kadın artık bir üniversiteli olmama rağmen, sanki aramızda 250 km'den fazla bir uzaklık yokmuş gibi hala üstümde stres yaratabiliyor.
çalışan anneniz olduysa çocukluğunuz onun elinde geçer genelde.yaşınız ilerledikçe ondan aldıklarınız daha bariz ortaya çıkar.
bazı yedikleriniz hiç bir zaman onun elinden çıkmadan tadını bulamaz.annenizdir.atanızdır.
onun ölüme yaklaştığını görmek anlatılamıyor.
sanırım onu kaybettikten sonra ölüm daha çok beklediğim bir şey olacak.
öbür dünyaya inanma isteğim sadece bu dünyada tekrar göremeyeceğin insanlara yeniden kavuşma umudunu taşıtmasındandır.
yaşlandıkça ölümün sempatik gelmesi bundandır heralde...
evet kendisini kaybettim artık.çok anlamsız herşey be anne...
herkesin olü yada sağ sahip olduğu aile üyesi.. benim anneannemden bahsetmek istiyorum biraz. ordunun bi dağ köyünde yaşar. geçimini fındık tarla tapandan sağlar. kocası çoktan rahmetli.oğullarından kızlarından medet ummaz.kendi başına yaşamayı bilir.sabah ezanla birlikte kalkar işe koyulur. artık tavuk mu inek mi ne gelirse önüne besler. tarlasına gider çapasını yapar yabani otları temizler. akşama kadar çalışır. tek bildiği çalışmaktır çünkü. anne babası okutmamış. zaten o zamanın da hangi kız okula gitti. akşam evine döner evini süpürür temizler.8 olmadan uykuya dalar.hayat ona zor...
ölme anane sen ölürsen kim dua edecek her sınavımdan önce bana ,
kim torunlarını görünce adını bile duyunca özleminden ağlayacak,
ölme anane,
senin nur yüzünü gördükçe mutlu olan torunlarını çocuklarını öksüz bırakma,
her gördüğümde günden güne eriyişini değil kahkahalarını görmek istiyorum,
gitme anane bırakma bizi.
çok açık giyinmişsin diye azarlayan. belin görünüyor diye güzelim badiyi sündüren. su verirken nah diye suyu veren. ayrıca mis gibi yemekler yapan varlık.
artık yetişkin olan kapkara gözlerimle anneannemin çocukluğuna, gençliğine bakıyorum. çok genç yaşta annesiz, babasız, kardeşsiz kalan anneannemin yaşantısına bakıyorum. bir insan sevgi görmeden büyüyerek nasıl bu kadar sevgi dolu olur diye soruyorum kendime. sanki dünyanın en mutlu insanı oymuş gibi küçükken yaşadıklarını unutmuş gibi anneannem. erkenden yapayalnız kalışını bizlere sarılarak örtmüş gibi.her torununu gördüğündeki delicesine sevinci, onların kendisini ne kadar sıklıkta aradıkları ya da ziyaret ettiklerini düşünmeksizin sarılışları..
bebekliğimi ve çocukluğumu ellerinde geçirdiğim harika insan, biricik anneannem..
haftasonları eve giderken ben gitmiycem diye ağladığım pazar akşamları koşarak boynuna atladığım canım ananem.. yaptığı her yemeğin tadı hala damağımda ve hala bana öğrettiği gibi nene çorbası derim yoğurt çorbasına..
bayramları herkes toplanırdı ya evimizde, kocaman sofralarda neşeli yemekler yerdik ya hep senden sonra bi daha hiç aynı olmadı o sofralar. ya işleri oldu gelemediler ya da geldiler de artık aynı tadımız yoktu bilmiyorum. artık evine girdiğimde senin kokunu duyamıyorum, hatta mobilyalar bile değişti, nasıl da ağlamıştım onlar değiştiğinde. giden her mobilyayla beraber hatta eskimekten kapakları bile kapanmayan -senin de sürekli şikayet ettiğin- mutfak dolapları değiştiğinde bile ağladım. çünkü her değişen eşyayla beraber senin de anıların silindi sanki o evden.. bazen balkona çıktığımda senle balkonda çay içip çekirdek yediğimiz anlar canlanıyor bi an gözümde, ya da balkondan bana hadi bırak artık oyunu yemek hazır diye seslenişin..küçük oturma odanda seninle izlediğim dizilerin, bana ezberlettiğin türk filmlerin..
ve elinde minicik kundağımda benle olan fotografımız.. bana hep o fotoraftaki gibi sevgiyle baktın bi an bile ayırmadın sımsıcak kucağından.. şimdi artık yoksun ve ben o fotorafa bakarken bi kez daha hatırlıyorum seni ne kadar sevdiğimi ve bi o kadar da özlediğimi. bunları sana söylüyo olmayı o kadar çok isterdim ki ama böyle bi konuşmayı yapabilecek yaşa gelmeden kaybettim seni. sabah yine beni okula uğurladın ama akşam eve geldiğimde sen karşılamadın.. seni çok özledimm çook...
annenin annesi. her canayakın anneanne değilse, her anneanne de canayakın değildir.
benim anneannem hiç değildir. bunu bi gün yüzüne söylicem. hatta mümkünse sözlüğü açıp girdiğim bu entryi ona okuycam. sözlüğe rezil olsun da aklı başına gelsin.!