bir erkeğin hayatında her kim olursa olsun hiç bir kadının yerini dolduramadığı kadınların kadını. sizi o kadar çok sever ki bu kadın sevginin tarifini o yapar adeta. evladınızı bile onun kucağında görmek, annesinin kucağında görmekten daha güven verir size. çunku size şefkati ve sevgiyi o tanımlamıştır ve sizin en değerli parçanıza o sevgiyi gösterebilecek yine yegane insan odur.
annedir yüreği fazla dayanamaz.
herkes bıksa benden annem bana doymaz.
öper besler beni unutur kalbinde.
annem burda olsun bana bişey olmaz.
hergün bakar bana kusurumu görmez.
günler gece olsa o ışığı sönmez.
ellerim büyüdü avuçlarında.
bir tek annem olsun bana bişey olmaz.
yaşama sebebim, olmazsa olmazım, ne desem içimdeki onu anlatmaya kelimelerin yetersiz kalacağı varlık.
tost isteyen çocuğuna, yanında portakal suyu sıkmaya üşenip, portakalları dilim dilim yaparak getiren, "bunları da tostunun yanında em" diyebilen sınırlarını aşmış kadın.
saat 7 de anneme beni ara diye akşamdan tembihledim. aradı uyandım 5 dakika sonra bu sefer 35 geçe uyandırması için tembihledim yine yattım. 35 geçe telefonu açtım ses aynı böyle 'kalk'. vay arkadaş. 'oku' dese arapçayı sökerdim o sesle. helal len anne.
mesih miyim lan yoksa.
yok olm tevbe de.
özgür bırakmayıcıdır. biraz ismail abi tarzı bi cümle oldu ama gerçekten özgür bırakmıyor.
üniversite sınavına hazırlanırken hedef anadolu uni iletişim fakültesiydi. fakat anne geldi, ısrar etti, ağladı, yalvardı ve senin yıllardır kurduğun hayallerine nokta koydu. gitme dedi, beni yalnız bırakma dedi - ki yalnız değil bir oğlu daha var - falan filan yaptı aklını çeldi.
istanbul uni iletişim fakültesi olsun dedin, oldu. ananın hatrına sırf onun hatrına hayallerine posta koydun, annemden degerli mi dedin ve onun istediğini yaptın. yine memnun olmadı.
eve çıkayım dedin. taa ümraniyeden beyazıta ebem sikiliyor eve çıkayım, çalışıyorum, burs alıyorum para sıkıntım yok dedin. yine olmadı. ulan haftasonları zaten görüşcez dedin ama yok aga fayda yok. dinletemedin bir türlü, ikna edemedin. istediğin zaman git ama asla geri dönemezsin tehditleriyle karşılaştın. yıldın, yıldırıldın.
sonuçta gençliğinin en baba sayılacak yılları her akşam hiç de hayal etmediğin şekilde geçiyor, zaman hızlı şekilde ilerlerken sen evinde klavye başında ulu sözlüğe entry girerek vakit kaybediyorsun. neden? anan özgür bırakmayıcı olduğu için. off ulan off.
hakkımda, kolumun bacağımın kopmadığı, üstümden araba geçmediği, yol ortasında bıçaklanmadığım rüyalar dışında rüyalar görmeyen canım bi denem. annecim hiç mi istisna olmaz? hiç mi sağlam çıkamam ben senin bir rüyandan? ama biliyorum ki 40 yaşıma da gelsem benim için çok korktuğundan, bana bir zarar gelmesin diye aklının gitmesinden oluyor bunlar hep. rüyanda dahi olsa seni üzdüğüm için hep üzülüyorum anlattığında. nolur bana rüyalarını anlatma annecim.
korkuyorum anne al beni içine
alışamadım anne al beni yine
büyüdüm anne evler büyüdü
büyüdü pabuçlar yollar büyüdü
orduya istiyorlar savaş çıkar diyorlar
silah veriyorlar anne bana öldür diyorlar
yat diyorlar anne kalk diyorlar
beynimi yiyorlar anne beynimi yiyorlar
kapat televizyonu anne seni de kandırıyorlar
kapat televizyonu anne seni de kandırıyorlar
oyunu verme anne
oyunu verme anne
oyuna gelme anne
nurdur, candır, baldır öylesine sevilir ki yüreğiniz kocaman olmak zorunda kalır. gittiğinde anlarsınız hayatınızda ne kadar yer kapladığını. annelerinizle uzun yıllar geçirmeniz dileğiyle.
yakıştıramasam da seni ezilmiş tenime,
hala öpmende eziliyor göğüs kafesim.
en karanlık yolların yolcusu olsak bile,
sensin her şeyin odak noktası, ciğerim.
trabzon'da gösterdiğin o kozasından kaçan kelebeğin bile benden daha sağlam bir yüreği vardır kuşkusuz. beni bırakma yani.
hadis-i şerif'lere bile nail olacak kadar büyük bir kutsallığa sahiptirler fakat haklarında benim en sevdiğim söz;
eğer evrim teorisi gerçekse neden annelerin 2 kolu vardır?
bunu öğrencilik hayatında eve çıktıysanız, akşama ne yemek yapıyım, temizlik, bulaşık dertleriyle boğuştuysanız anlamanız daha kolaydır. ki onlar bir de bunca işin arasında sizin gibi bir çocuğu büyütmüşlerdir.
--spoiler--
Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak,
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr..
Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak,
Hep hüzünle eser onun ikliminde rüzgâr.
Kuşlar gibi titrer hep o ay yüzlü nevhayâl,
Simasında sürekli yarınlar endişesi..
Her mevsim ayrı bir ızdırap, ayrı bir melâl;
Nağmeleri tıpkı hasret-iştiyak bestesi...
Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır,
ikliminde ne büyülü râyihalar eser.!
Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır,
Altın şakaklarında sarı güller gibi ter...
Rahmet-zahmet iç içe; bilmez geçen zamanı:
Fark etmez yazı, kışı ve rengârenk bahârı,
Tül tül gurûbu, şafakların söktüğü ânı;
Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı..
Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde,
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur.
Hislerin öldüren amansız pençelerinde,
Matkaplar salınmış gibi yüreği oyulur.
Çok olsa da elemi, şekvâsı işitilmez,
Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler en olmazları;
Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez,
Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.
Kanmaz aslâ sevmeye, o sevgiye susuzdur,
Şâire 'su' dedirten hisle 'evlât' der inler.
Herkes derin uykularda, o hep uykusuzdur,
El açar Yaradan'a kim bilir neler diler..!
Ufku her zaman bir hummâ ile buğuludur,
Durmaz, bir süvâri gibi koşar doludizgin;
O, yeryüzünde en ululardan da uludur,
Sînesi, meleklerin sînesi kadar engin...
Zambaklar gibi sihirli çehrende,
Varlığımı saran uhrevî ışık;
Duydum ne duyulmazları sînende!.
Sen bir rüyâsın benim için artık...
Nûru öteden pırıl pırıl sîmân,
Ukbâ derinlikleriyle büyülü;
Tülleniyor hülyâlarımda her an,
Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü.
Bir yâd-ı cemilsin, kabrin sîneler,
Hep hazan yaşadın; ölüm bahârın..
Duâyla gerilmiş bütün gönüller,
Sen'in arkandaki vefâdarların...
--spoiler--