evladı ne kadar büyürse büyüsün hala gözünde çocuktur derler anne için. galiba bu doğru. geçen gün torunları geldi bunun. iki adet kuduz gibi evlat. haliyle pestile çevirdiler kadını. uykusu hafiftir normalde. ama gece saat bir civarı ölü gibi yatıyordu. benim de canım sıkıldı dur dedim iki tur atayım dışarı çıkıyorum diye seslendim kapısından. cevap gelmeyince lan dedim yorgunluktan bayıldı mı bu yoksa. içeri girip anneee ben çıkıyorum dedim daha yüksek sesle. "çok uzaklara gitme" dedi mırıldanarak. açamadı kendisini ne kadar yorulduysa artık. lan nerden baksan 15 yıldır duymadığım ama çocukken beynime kazınmış bu ikaz hemen oracıkta küçük bir şok yaşattı bana. güldüm, ilahi anne ya diyip çıktım evden.
çocukken kaldığımız evin bahçesinden ibaretti benim için dünya. ta ki okula başlayana kadar. garajın önünde top oynar, arka bahçede küçük kulübe inşa ederdik. hep arkadaşlarım gelirdi, ben arabaya binip gezmeye, ava, düğüne götürülmedikçe çıkmazdım. bir kere bir arkadaşıma gitmiştim, onların bahçesi saklambaça daha elverişliydi. o zamanlar nefret ettiğim haşlanmış yumurta akını babası zorla yedirdi diye bir daha oraya da gitmedim. bir de annemin peşine takılıp pazara giderdim ama orda da pazar arabasını sürüklemekten başka bir şey görmezdi gözüm. pazarda da sadece renkli, kare şelkindeki lastik kıvamlı yemişlerin satıldığı tezgahı bilir, her hafta önünde tuttururdum. lan neyse okula yazdırdılar, ondan sonra bir daha da eve sokamadılar beni. o zamanlar çok duyardım "uzaklara gitme" lafını. yaş ilerledikçe ulaşamamalar, eve geç gelmeler, bazen gelmemeler başladı. sonra onlar da kabullenildi. 5 senedir ayrı evlerde geçirdik hayatımızı, 3 senedir sadece yılın 2 ayında beraber yaşıyoruz. "uzaklara gitme" dedirtecek bir durum yok. artık nasıl bir bilinçaltıysa dışa vurdu kendini öyle. aramızda iyi değildir ama seviyoruz birbirimizi. tabi ki bu olayın yaşandığını söylemedim kendisine, sabah uyandığında yine yapılması gereken işleri "kaç yaşına geldin" gerekçesiyle üzerime yıkmaya çalıştı. insanların 30'unda, 40'ında tanıştığı işlerle ben 20'lerimde uğraşıyorum ama yine de boşken yatmam, işleri ertelemem, çok gezmem rahatsız ediyor kadını. neyse öpüyorum burdan.
Ataerkil düzenin devam etmesinin en büyük sebebidir anneler...oğullarını paşa, kızlarını hizmetçi gibi yetiştirmiş kadınlar, toplumu şekillendirler.
Kıskançlık ve eziklik içinde büyüyen kız çocukları; herkese tepeden bakan, tüketen ve her şeyi ayağına bekleyen erkek çocukları yetiştirdiniz !
analar insan soyu sizin elinizde. dünyayı değiştirecek güç avuçlarınızda. öfkeniz elinizden alınan evlatlarınız için yıkmalı bu düzeni ve sevginiz evlatlarınız için yeniden yaratmalı dünyayı.
belli bir yaştan sonra birlikte geçinmesi zor insan. her zaman çok değerli. sabah, birarada geçinemediğimizi anlamış olsa gerek ki beni evden siktiretti. gitmedim bende. gider miyim. bir daha eve sokmaz. önce sınırsız özgürlük verip 20 küsür yıl bekledikten sonra geri istemek haksızlık. bunu her defasında söylüyorum ama faydasız. şimdi tripli, bayramdan bayrama gelmeme ancak razı oldu ama aydan aya'da anlaşacağımızı düşünüyorum. böylesi herkes için daha iyi olucak. anne'nin kıymeti bilinmeli dostlar.
Anneniz hâlâ sağ ise onu arayın. Yanına gidin. Evliyseniz, eviniz ayrıysa bazen annenizin evinde uyuyun. Sizin orada olduğunuzu bilsin. Yastığınızı alıp odasında yere uzanın. Koltuğa uzanın, yanına oturun. Ayaklarını öpün. Duasını alın. Fırsat bu fırsat. Bir daha bulamayabilirsiniz. Belki yarın kapıya geldiğinizde, onu bulamayacaksınız. işte o zaman koklamak isteseniz de, dokunmak isteseniz de, öpmek isteseniz de yapamazsınız. Ulaşamazsınız. Erişemezsiniz.
NE GÜZEL KADINSIN SEN
Ben açken hiç tok yatmadın
Yüzme bilmiyordun Ve boğulma pahasına
Ben biliyim diye çok uğraştın
Hatırlar mısın körüklü otobüs yeni çıkmıştı
Her Cuma okuldan sonra
Yalnızca gözlerimi açık bırakacak şekilde Sarıp sarmalardın beni Teyzeme giderdik Yeniköy'e...
Sürekli sus derdin bana
Bütün otobüs kahkahalarla bana gülerken
Sen olmadan ayakta duramadığım yıllarda Ne güzel de tutardın bir elinle göbeğimden
Diğer elinle sırtımdan..
Bulaşıktan buruşmuş ellerin mis kokardı
Konuşamasam da ne dediğimi bir tek sen anlardın
Biliyor musun anneciğim?
Bıraksan bir gün ellerini hala düşerim belki
inanmayacaksın ama....
Bu hayatta artık tay tay duramıyorum çünkü
" Iyi ki Varsin Anneciğim ''
biliyor musun istanbul'dayım. biliyor musun kendi ülkemize vizeyle giriyorum. biliyor musun izmir'e şu 3 saat içinde gelebilecek olmama rağmen gelmiyorum. beni evden atarken hatırladığım suratını gözümün önüne getirmeye çalışıp sana daha fazla öfkelenmek istiyorum. peki neden ağlıyorum anne? ya da hiç serkan burada olsaydı diyor musun anne? sana ne kadar sarılmak istediğimi ve kokunu içime çekmek istediğimi hiç söylemedim ve muhtemelen duyamayacaksın. acaba türk vatandaşlığımın nüfustan düşürüldüğü gün bir evrak almak için nüfus dairesine gittiğinde ne hissettin. öldüğü mü düşünmüş olmalısın muhtemel. ölmedim, ölmeyeceğim ve yarın iki sokak ötene gelip seni uzaktan izleyeceğim. gece kapına hediye bırakacağım. sadece "biricik anneme" yazacak üstünde. sırf kendini mutsuz hissetmen için. intikamım olacak. senden, babamdan, abimden... ve söz veriyorum anne, çocuklarıma sizin yaptığınız muamelenin onda biri kadar kötü davranmayacağım...