az önce 44 yaşında olduğunu "idrak ettiğim" insan. vay anne be. ben seni hep 36 yaşında diye bilirdim. 44 olmuş, 5 sene sonra 50 olacak. sakın ölme anne. ben senden daha önce öleyim. vallahi bak.
hayatımda en çok sevdiğim, benim için en çok emek harcamış kişidir.
nazımı çekebilen tek kişidir. yemek hazır olmadan beni masaya çağırdığında bağrıp odama gittiğimde bile bir şey demeyendir.
aramda telepati olduğuna inandığım kişidir. karnım acıktığında ya da canım bir şeyler yemek istediğinde elinde, içinde ikiye bölünmüş salatalık veya meyvelerle gelendir.
beni en çok koruyan, sevendir.
buluttan nem kapar, herşeyin en kötüsünü düşünür ve o kadar kendini kaptırır ki nerdeyse yolda giderken kafana uçak düşecek sanırsın. ıssız yolda tek yürümeye korkar, her an kaçırılacaksın gibi hissetmene sebep olur. benim annem işte böyle. ama yine de candır, elleri ayakları öpülesidir.
bursadan geldi şimdi bide kestane şekeri getirmiş muhabet ettiğim arkadaşlarla sohbetime etmiş olabilir beni almaya gel diyerek ama olsun annedir işte severim hep yanımdadır her an nefesini hissedersin kokusu bile güven verir.
hayatımda seni hiç sevmedim anne, hiç özlemedim. o kadar bencildin ki kendinden başka kimseyi görmedin. babamın ölmesinde suçun yok muydu? hayatımın en mutlu gününde evleniceğim kızı seninle tanıştırmak istedim anne. belki dedim belki olur da bu andan itibaren anlarız birbirimizi. ama onu küçük düşürmek için elinden geleni yaptın anne. her zamanki gibi. her doğruyu sen biliyorsun değil mi? bir tek sen güçlüsün şu hayatta, sen mükemmelsin. senden para almamak için çocuk yaşta çalışmaya başladım ben anne. ve biliyor musun ben o kızı neden seviyorum? hiç senin gibi değiil. alçak gönüllü, affetmesini bilen, hep neşeyle gülüyor gözleri. kızdığında bile seviyor beni. sense hayatımdan tamamen akıp gittin anne. hoşçakal.
özlenen.. keşke yanımda olsa da hep kızdığım o mantıksız sorularını sorsa, aşırı ilgisiyle bunaltsa, şefkatiyle rahatlatsa denen. yaş ilerledikçe kıymeti daha çok anlaşılan, yaşanan her olayın ona anlatılarak ayrı bir anlam kazandığı hayat kaynağı.
a nlamaz halimden senin kadar hiç kimse.
n e yaparsam yapayım, alırsın beni gönlüne.
n e yapıyordur şimdi bu çocuk, demekten duramazsın yerinde.
e y güzeller güzeli, yoktur senin gibisi yer yüzünde.
bu kelimeyi zihnimde tekrarlayınca yalnızca boşluk kendini gösteriyor. cevap verebilecek olsaydı keşke..
bütün ergen triplerimi çekmesine rağmen büyüdüğümü göremedi. büyümem onun yokluğuyla oldu belki de ama yine de onu tam anlamıyla mutlu ettiğim günleri görmeliydi. en büyük sevinçlerimde hep o boşluk vardı; o olsaydı nasıl tepki verirdi, nasıl sarılırdı, neler yapardık..
çocukluğuma dair sormak istediğim bi sürü sorunun yanıtı ondayken ve ben sonsuza dek onu başucumda sanıyoken yokluğu ağır geldi. ne biliyim işte çok şey yapıcaktık daha..
en kötüsü de ne kadar mükemmel olduğunu sonradan fark etmek. imrenilen bi ilişkimiz olabilirdi çok yaklaşmıştık ama olmadı..
onun beni üzdüğü zamanları ben hiç hatırlamıyorum, umarım o da hatırlamıyordur.
2 yıl olucak nerdeyse ama ben hala anneli cümleleri geçmiş zamanla kurmayı öğrenemedim. o an arkadaşlarımın bakışlarını üzerimde hissediyorum düzeltmeye çalıştıkça sesim kısılıyor.
artık sadece birini annesi var diye kıskanabiliyorum. sokaktaki herkesin acaba çocuğu var mı diye düşünüyorum ve abuk subuk bi yerde zırlayabiliyorum.
yokluğu hiç bişeyle kimseyle dolmuyor.
seni çok özledim anne.
Siz, şanslı olanlar; gerçek bir sevgi nedir görmek istiyorsanız, bugün anneler gününü kutladığınızda annezin yüzündeki mutluluğa bakın; çünkü bugüne kadar çizilmiş en muhteşem resim annelerinizin gözlerinde saklı...
her anne demenin bi ses tonu vardır ya, hepsi bi şey ifade eder, işte onları zorlanmadan anlar anneler.
kötüyü yakıştırmaz mesela size, siz sesli söylesenizde kötü bi şeyi kabul etmez anne.
teşhis uzmanıdır, aslında sizin tek doktorunuzdur o.
yanında her zaman çocuk kalabilirsiniz, bunu hiç yadırgamaz.
tek şansınızdır o sizin.iyi ki varsın annem.