Askerliğimin ilk üç ayını geçirdiğim daha sonra defalarca işimle ilgili gittiğim bir çok insanın boğuk ve sıkıcı bulduğu ama benim için çok güzel olan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti...
bir kez görülen grinin güzelliğidir, hayaldir, yağmurun kara döndüğü yerdir, sevmemin nedeni olmayacak kadar ben olan şehir, özlediğim; ama tanımadığım tek dost.
kimilerine göre asık suratlı bir şehir gibi görünse de gelen hiç ilallah edip geri dönmemiştir hep özlenilesi aranılası bir güzide şehir olarak zerk etmiştir hafızalara ankara.
bir istanbullu olarak bazı izlenimlerim:
+sokaklar istanbul'a oranla gayet geniş ve temiz. ara sokaklar hariç. yol bakım çalışmaları nedeniyle bazı ara sokaklar çamur içindeydi.
+ istanbul'a oranla çok daha az trafik var ve çok daha sessiz.
+ bir günde nerdeyse her yeri gezilebilecek kadar küçük ve merkezi.
+havası kasvetli ve devlet binaları sovyetler birliği dönemini hatırlatıyor.
+panolar gereksiz yere melih g. tarafından işgal edilmiş.
+ulaşım pahalı.
alışkanlıklar yarattım kendime zoraki, sonra sevdim onları; ahengi sevdim şehrimdeki. ayazı sevdim. en güzel sonbaharların şehrinde aşkı ve hüznü sevdim. artık ayrılamam. ben ankara'ya aitim, ankara bana...
hayatımın geçtiği şehir. çok kalınca sıkıldığım, uzak kalınca özlediğim şehir. hava kararınca etrafın ıssızlaştığı, ne bir öğrenci şehri kadar hareketli ne de sahil kenti kadar huzur vericidir. bi memur kadar düzenli, resmi ve gridir bu memur şehri. ama vazgeçilmezdir. sokakta yürürken o siyah simitlerinden yenmelidir. kuğulu parka gidip kağıt helva yenmelidir. atatürk orman çiftliğine gidip döner yenmelidir. * kışın aşık olunmalıdır. karın altında yürünmelidir sevgiliyle sarmaş dolaş. o zaman anlaşılır güzelliği. o zaman seversiniz bu şehri. gri de olsa.. resmi de olsa.. ıssız da olsa..