Eğer havayı soluyabiliyor ama suyu içemiyorsanız geri kalmış bir ülkedesiniz....Eğer suyu içebiliyor ama havayı soluyamıyorsanız, kalkınmış bir ülkedesiniz... Eğer havayı soluyamıyor, suyu da içemiyorsanız Ankara' dasınız.
ilk kez bir sonbaharda sabaha karşı gelinir ankara' ya. bozkırın ortasında sarıdır ankara, hem de çok. hele ki deniz mavilerinden kopup geldiyseniz üniversite umutlarıyla.
ilk aylar grisini tanırsınız, sıkıcı bürokratik havasını teneffüs edersiniz, lanet okursunuz okuluna, işine. bulamazsınız tek bir neden sevmeye. kaçmak istersiniz hep.
kış olur beyazını görürsünüz ankara' nın; tertemiz olur içiniz. artık çok da kötü değildir, en azından alışılmıştır ankaraya, kurtuluş parkına, cebeciye...
bahar olur, umutlarınız da yeşermeye başlar, sarmalamaktadır bir aşk sizi, hem de ankara' da. ve siz baharda kuşlar gibiyi söylersiniz, selam edersiniz özdemir erdoğan' a ve de kuşlara.
ikinci, üçüncü yıllar cebeci, kurtuluş kesmez artık sizi. kızılay, sakarya, tunalı hilmi, tunus, bahçeli derken kendi ankaranızı bulmuşsunuzdur artık.
ankara'da gezip gorulecek nereler var? sorusuna cevap bile verilemeyen ama ona ragmen sevilen, ona ragmen kopulamayan sıkıcı ama esrarengiz sehir..guzel baskent..
dunyaya gozlerini istanbulda acan biri icin basta sıvanmamış beton gibi gözükür.. soğuktur, sabah 8 akşam 5 tir.. hatta simit tezgahları bile bu saatlere ayak uydurur.. her yer devlet binasıdır bu sebeple kışın kar yağdığı zaman kominist rusya'yı andırır.. belki herkes için yaşanmaz bir şehirdir ama yaşayan herkeste silinmeyecek birşeyler bırakır mutlaka..
gidişleride gelişleride kendi gibidir ankara nın. hep bir kasvet vardır üstünüzde ama bu kasvet aşti ile olan mesafe arttıkça azalır. içinde bulunan siyasetten yalandan sıyrılmanızı ister aslında ankara. çünkü sıkılmıştır bu yalanlardan yapmacık sevgilerden, dostluklardan. sizden doğru olan birşey bekler ve bunu yaptığınızda ankara size kollarını sonuna kadar açar ve bağrına basar. artık sende onun çektiği eziyetleri anlamışsındır.
ve bilirsin ki ankara bu yüzden hep kasvetli ve hep makina gibidir.
böyle garip bir şehir. iki haftasonudur yaşadığım, bu aralar alıcı gözle baktığım; sokaklarına alışmaya başladığım şehir.
benden sevgi böcüğü olmaz bilindiği üzere ama hafiften alışmaya başladım oraya.
her yerinden resmiyet fışkıran şehirdir. nerden anladım diye soracak olursanız, bazı gözlemlerim beni bunu söylemeye itti diyebilirim. şayet ankara'da metroya binmiş olanlar varsa aramızda ne demek istediğimi anlamış olmalı.
(bkz: metroda bazı yerlerin otomatikman kalkması)
1960 lı yıllardan bu yana planlı kentleştiği söylenen şehirdir. gerek trafiğiyle gerek yapılaşmasıyla bunu gözler önüne sermektedir. lakin ülkenin hiçbir yerinde tam manasıyla görünmeyen planlama kavramı ankara içinde %100 geçerli değildir. haliyle rutin ve monotonluğu sevenler için yaşanılası bir ilimizdir.
memurlar, hastaneler, üniversiteler, kocaman beton devlet binaları ve "kahpelikler ve yalanlar" konusunda birinciliği osmanlı nın istanbul undan almış şehirdir.
* ankara'yı ankara'da okumuşlardan sormalı. orda aşık olmuşlara; yine de en çok ankara'ya vurulmuşlara... yılmaz erdoğan ahmed arif alıntılı(ki çok yakışmıştır) karlı şiiriyle ilan etti en son bu aşkı. ece temelkuran bugün 'sevgilim' diye yazdı.
tabi bir de, uzun yollarda (sadece trt radyosunun çektiği) dinleye dinleye aklımızda yer etmiş; her görenin ağladığı, kalbini bağladığı (dalgalı saçlarına) ankara kızları var, değinmemek olmaz.
rüzgara takılan ferrariler mi dersin, hortumun içinde kaybolan yaşlı amcalar mı dersin, bu sebepten eteği açılan karı/kız mı dersin... ah ah. yok yahu, o kadar da fantastik değil ama harbi harbi kuvvetli bir rüzgar var buralarda.
yağmur yağdığında daha güzel olan şehirdir. insanın en derindeki duygularını uyandırır, duygulandırır, ve nihayet ağlatır. hiç gitmek istemediğim şehir memeleketim, hayallerim...
beni gerim gerim geren, sıkım sıkım sıkılmama neden olan ve bir an önce sektör değiştirerek caanım izmire ya da eskişehire kaçmam gerektiği fikrine kapılmama neden olan şehir.
gezilecek yeri, eğlenilecek yeri az olan ancak karın çok yakıştığı, ankara kalesinde kar yağarken şarap içmenin bir başka olduğu, sıcak dostlukların mekanı...
yaşamaktan çok zevk aldığım, her ne kadar son zamanlarda havası hükümet tarafından kirletilsede kızılayıyla, 19 mayıs stadıyla, ankaragücüyle, atakulesiyle, yemyeşil keçiöreniyle, alışveriş merkezleriyle, daha nice güzellikleriyle ve en önemlisi en uzak yerleşim yerine (köyleri kastetmiyorum) arabanla taş çatlasa 1 saatte gidebilmenle hayatın yaşanacağı şehir.
sanki istanbuldakiler her sabah kahvaltısını boğazdaki yalısında yapıyor. bir şehri güzel yapan sadece boğaz değil kanımca.