Yağmur dönerken kara yavaşça süzülenler yola.
Araba dolusu bi tuhaf seven, şarkılar çalan söyleyen.
Sevenlerden biri ben, arkada bıraktığım sen.
Kim olduğunu biliyorsan, söylesen.
sokaklar dolusu şekerli kar kokusu. Tunalı'da gezinirken bizde bir kahvaltının tutkusu.
Acıkanlardan biri ben, arkada bıraktığım sen.
Kim olduğunu biliyorsan, söylesen...
Yağmur dönerken kara, şarkılar var falımda.
Hepsi sana, bu gece Ankara.
Yağmur dönerken kara, yine yol var falımda.
ister özle...
Yok, istersen hiç hatırlama.
şu anda göğün yarıldığı şehir. bu sene zaten yağmur rekortmenliğine imza atmış caanım ankaram; bugün, pencereleri kapatmış ve içerde oturan bi adamın kafasına bile yağmur damlatacak kapasiteye erişmiştir.
istanbulla arası 5 saat civarı olduğu için tatilde ağız tadıyla otobüste gece yolculuğu yaptırmayacak olan şehirdir. malum kim karşılayacak gecenin 4ünde 5inde.
son iki yıldır yaz gelmeyen şehirdir. arkadaş hergün sağanak yağar mı? gene gök yere iniyor. kışın hiçbir şey yok. son iki yazdır ankara'dayım, tişörtle sokağa çıkamaz olduk. bilimsel açıklaması içinse;
milli mücadele sırasında ingilizlere teslim bayrağı çeken istanbul'un aksine, düveli muazzama'ya baş kaldırmış taşşaklı şehir. bu bakımdan istanbul'dan hep bir kaç adım öndedir.
denizi olmadan da güzel olabilen bir yerdir. sevinçlerimi, hüzünlerimi yaşadığım şehirdir. istanbuldan gelenlerin köy gibi diye nitelendirdiği, biz ankaralıların ise aslında öyle olmadığını anlatmaya çalıştığımız başkentimizdir. soğununa rağmen içimde sıcak bir gülümseme oluşturan memleketimdir
28 Haziran 2010 tarihinde 1 saat süren şiddetli yağmur sonucu tabiri caizse hayat felç olmuş, altyapı eksikliği tekrar hatırlanmış olan ve mevcut belediye başkanının hiç de iyi anılmadığı başkentimiz.
geçen sene 3 hafta zor dayandığım, bu sene ise 1.5 ay nasıl dayanacağım diye kara kara düşündürten şehir. gündüz sıcaktan piş, gece üşü. bu şehrin havası bile anormal. ama seni sevmeye niyetlendim ankara, lütfen varsa güzel bir yüzün bana göster. her yolum sana çıkmaya başladı.
yazların sıcak yağmurlu geçmeye başlaması, gündüz yamultan sıcakların peşine ekvatordaki yağmurların bir benzerinin yağmasıyla binanın önüne muz ağacı diktim çıkarsa ajdara gönderecem.*
bir insanı dondurup, sonra çözüp, akabinde ankara'nın ortasına şu sıralar bıraksanız ve "temmuz ayına giriyoruz paşam" desen "hasiktir ulan" çeker. şu an gene şarıl şarıl yağmur yağıyor, her yer göl oldu gene, gök gürlüyor, şimşekler çakıyor. yazın bu şehire ne zaman geleceği merak konusu.
önceki yazılarda da belirtildiği üzere yaklaşık 1 aydır ekim ya da kasım ayını yaşayan şehir.
hakkında sözlükte birkaç yıl önce " mayıs geldi hala kazak giyiyoruz " diye yazmıştım.
daha da beteri varmış.
yani çok değil sıcaklıklar biraz daha düşse bildiğin kasım bilader.
sanki havanın bir acelesi var.
" alın size iki damla güneş, bekleme yapmayalım hemen eylül'e geçelim hacılar " der gibi..