biz sizin evnize bokum/sikim gibi, karanlik/sevimsiz/abuk sabuk diye laflar ediyo muyuz?
etsek nasil olur acaba.
size gereksiz bir ayrinti vereyim mi? a'nin evi bok gibiymis/karanlikmis/gunluk guneslik degil, karanlikmis.
bir cok insanin evidir ankara; her seye doydugu, canindan cok sevdikleinin bulundugu, canindan cok sevdigi evi.
6 sene önce ilk geldiğimde ben burada yaşayamam dediğim, başkent olmayı hak etmediğini düşündüğüm,hiç gezilecek mekanı yok diye yakındığım, kıldan-tüyden-yünden sebeplerle kafam bozulunca büyük şehir belediye başkanına sataştığım (sataşmak ne kelime :D ), fakat garip bir şekilde alıştığım ve de sevdiğim -belki de kanıksadığım bilmiyorum-;tiyatroları,senfoni orkestraları, trt stüdyolarıyla insana cumhuriyetin ilk memuru olduğunu zannettiren, garip bir şekilde garip ötesi bir yere doğru giden (ilk geldiğimde ışıl ışıl olan Karum'u şimdi semt pazarına çeviren her 100 metredeki AVM'leriyle) mazoşizmin doruk noktası şehir. yine de hayatımın sonuna kadar yaşamak isteyeceğim yerdir kendisi.
Sis
Duvarların ardında sessiz duruyordum
Üstüme gelen herbir söz için yaşarken
Bak gör arkandan geçen herbir yüzlerde
Bildiğin romanlar gibi sende kayboluyordun
Duygularım beni bırakmaz sandım hep
Koşmam gerekse çok koştum
Duygularım beni bırakmaz sandım hep
Koşmam gerekse çok koştum
Kaybettğim herşeyi sende buluyordum
Elimde olmayan çaresiz bedenlerde
Anlatma şanslarım tersine giderken
Bildiğin romanlar gibi sende kayboluyordun
Duygularım beni bırakmaz sandım hep
Koşmam gerekse çok koştum
Duygularım beni bırakmaz sandım hep
Koşmam gerekse çok koştum
uzaktan bakmakla içerden kafanı çıkarmak arasındaki farktır ankara. soğuğu soğuk, sıcağı sıcaktır. beklenmedik anlarda başlayan yalnızlıklardır. ufacık ve daracık gelir sokakları, yolları sanki hep başka kentlere gidermiş gibi. adları bile ankaradan bağımsızdır. samsun asfaltı, eshişehir yolu, konya yolu, istanbul yolu hep biyerlere işaret eder insanı. kalma git buralardan der gibi uzanır en geniş bulvarları. ama ankara kalmaların şehridir. sabahın ayazı değil bahsettiğim, ki zaten hissedersiniz burnunuzdaki sümükte bile. bahsettiğim sararmış binaların önlerinde biriken yapraklarıdır. yüksel caddesinin tanıdıklığı, kızılayın sıkıcılığı, sakaryanın sesleridir. ankara ankaradan başka bir yere benzemez bu yüzden.
şimdi enteresan bir şey söyleyeceğim; ankara'da deniz yok. daha da ilginci; ankara kasvetli. ve son... kusura bakmayın, soğuk suya yavaş yavaş girilmez, birden atlamanız lazım. o yüzden tek seferde söyleyeceğim, hazırlıklı olun: ankara gri şehir'dir. ama yine de -büyük ihtimalle- birkaç ay içerisinde tüm geçmişimi gömüp [madem klişelerden gidiyoruz] süngeri çekip; istanbul'a doğru valizimi hazırlamaya başlayacağım. çünkü, sanırım bu sefer göze alabileceğim... [alamaya dabilirim... dabilmek]
sahil insanı olan ( yani sahile kıyısı olan bir ilde yaşayan , mesela istanbul, izmir gibi ) insanların, uyum sağlamalarının zor olabileceği bir yerdir. neden? çünkü denizi yoktur. bu yüzden ayrı bir kasveti vardır üstünde.
"...öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak..."
benim için deprem sonrası zorunlu gidilen, sıkıntılı şehirdir; gelin görün ki öyle kişiler vardır etrafımda, hayatımda; ankara'yı başka severler. ankara'nın adı geçince gözlerinin parladığı görülür. zoru sevmek midir bu? bilemedim. ankara garip şehirdir. evet, ankara'yı sevmeyen seveni anlamaz ve seven de sevmeyeni; ama bu iki insan birbirini sevebilir. tabi o ayrı mevzudur.