insanları yer tarif etmede yeni bir çığır açmıştır.
şahsım bir arkadaşımla atatürk kültür merkezindeki kitap fuarına gitmek için metroya binmiştir. metrodaki güvenlik görevlisine akm nin yerini sormam üzerine doğuştan ankaralı amcadan gelen cevap:
-bak herkes ordan geliyor.
artık benim için de yol tarif etme devri bitti. herkes nereden geliyorsa sen de oraya git diye cevaplayacağım. hayata bakış açımı değiştirdi o amca. sağolsun varolsun.
ankara aslında boş bir şehir gibidir, buradayken hayıflanırsın of ne yapıyorum burda dersin. ta ki ankaradan çıkarsın ve o zaman yok ankara gibisi diye düşünmeye başlarsın, öyle bir şehirdir işte.
sol frame'de ismini görünce " oğlum inşallah kar yağıyodur ve yarın yine okullar tatil olur homua koyim " dedirten şehirdir.
lakin camdan baktım yağmıyormuş gençler. ya da bizim ev yer altında olduğundan henüz ulaşmadı. bilemiyoruz tabi...
yer altında ev mi olur lan demeyin, burada her şey mümkün...
içindeyken sonsuz mutlu olduğum, huzurla her saatte sokaklarında yürüdüğüm, istanbulu deli gibi özlediğim, tek artısıyla istanbul'a tercih ettiğim şehir.
sonradan gelenlerin değil, onu yaşayanların seveceği şehirdir. başka bir şehirde büyümüş insana ne yaparsan yap sevdiremezsin, ama çocukluğu orada geçtiyse de ne yaparsan yap unutturamazsın ankara'yı.
varsın denizi olmasın, varsın vapurlarda martılara simit atılmasın, varsın deniz kenarlarında kafesi olmasın, onun o soğuk, kasvetli, ağır başlı, kendinden emin tarzı bile yeter.
kesinlikle bi' istanbul değil. olamaz bi' istanbul. çok farklılar çünkü.
eski basım bir şiir kitabının sarı sayfasını değiştirirken çıkan ses ve yayılan kokuyu düşün bi. sonra bi martı sesi, vapur sesi ve deniz kokusunu düşün. ve bu ikisini kıyasla. bir mi?
kar yağarken bayağı bi övdüğümüz şehirdi. şimdi ise sövüyorum şahsen.
kar sonrası o görüntü kirliliği en çok burada yaşanıyor sanırım. yarı buz, yarı kar kalıntıları, çamur ve kar karışımından oluşan kahverengi küçük tepeler, karın erimesiyle oluşan su birikintileri... hadi bakalım, here we go anasını satayım.