yazın, sıcağına dayanılamayan şehir. dışarıdan bakanların " ot gibi şehir" benzetmelerine maruz kalan ancak ev sahibelerinin kıymetini, uzaklaştıklarında çok iyi anladıkları şehir.
temmuzun ortasında çıkan fırtına ve yağmurla kızılayinkılap sokak'ta ağaçlar devrilen şehir. yazı sevmeyen biri olarak, 2011 yazını en iyi ankara yazı ilan etmiştim ama ağaçlardan ne istedin be ankara?
Vega grubunun en güzel şarkılarından birisidir. Deniz Özbey o kadar güzel söylemiştir ki bu şarkıyı insan Ankara'ya aşık olur adeta.
''Ah yağmur, dönerken kara şarkılar var falımda. Hepsi sana hepsi sana bu gece Ankara...
Ah yağmur dönerken kara yine yol var falımda ister özle, yok istersen hiç hatırlama...''
Ankaraya gitmeyi deli gibi istiyorum sözlük. Çok özledim çünkü.
hostada döner
kalede fasıl
sakarya caddesinde bira
esatta pavyon
çin çin de bela
bahçeli ve tunalı'da hoş gezinti
kuğulu park'da dinlence
ankamall ve cepa'da çılgınca alışveriş.
göksu park'ta göl havası
cebebeci'de kaşık havası, çankırı caddesin de de olası.
arjantin caddesinde 20 tl ye nescafe
çamlık'ta manzaraya karşı piknik
sincan'da sağ
çankaya'da sol
yüksel caddesinde gençliğin soluğunu hissedeceğiniz, güzel şehir.
başkent olması dışında hiç bir şeyine saygı duymadığım, yılmaz erdoğan'ın da dediği gibi anlının ortasında devlet asabiyeti, gri sisli binalarla bezenmiş, el yapması, suni, soğuk bir şehir.
tek kelimeyle gri sehir. insan sevemiyor belki sehir merkezi kizilirmak yada golbasi kenarina yapilsa en azindan bir berlin paris havasi olabilirdi. isvicrede denizin dsi yok butun sehirler nehirlerin gollerin yanina yapilmis adamlar biliyo isi. bunun disinda cocuklugumun 4 senesi gecti burada, hic sevemedim ama behzat amirim sagolsun gurbette ozletti la...
en güzel tarafı bodruma dönüş yolu olan memur kenti. her 100 metrede bir üst geçit olmasına rağmen yayaların ısrarla yola atlamaları küçük çapta morallerimi sinirlendirse de anıtkabire saygımdan ses etmiyorum çirkefleşmi-yorum yok.