dört yıl üniversite hayatımı geçirdiğim, beyazın inanılmaz yakıştığı , bir daha nereye gidersem gideyim tadını bulamadığım sadece türkiyenin değil benim iç dünyamında başkenti olan güzide kent. ah bide i. melih gökçekten kurtulsa.
iyice sapıtmış olan şehir. mis gibi kar yağmış her yer pamuk gibi olmuşken iki gündür neredeyse hiç durmadan yağan yağmurlar sebebiyle ortalık çamur deryası. arabaların ıslatması mı dersin, yollarda yürüyememek mi dersin, sürekli ıslak gezmek mi dersin. yarın ne olacağını kimsenin bilemeyeceği bir dönemden geçiyoruz. kar da yağabilir, yağmur da, gider bahar havası da yaşatır. seviyoruz ankarayı velhasıl.
karın üzerine yağmur yağarak tüm cadde sokak ve kaldırımların içine edilmiş olan şehir.
kumsalda mı yürüyorum yoksa karın üzerindemi yürüyorum belli değil bacaklarım kas yaptı valla bugün.
sözlükten ankara başlığına tesadüf tıklarken facebookta şöyle bi konuşma geçti arkadaşla:
ark: yunanistan konsolosluğunun telefon numarası lazımmm
ben: 448 08 73 - 448 22 49 başına 312 koyacaksın canım.
ark: saol babaimmmm muck. ama bu ankara mı istanbul mu?
ben: ankara.
sonbaharda yağması gereken yağmurun, ocak ayında yağdığı şehir. yağmur suyuyla erimiş karla dolu kaldırımlarda yürüyebilmek de bu şehirde öğrenilebilecek bir fiildir.
içimi şişiren şehir. paso soğuk amk. hava da sürekli kapalı. ergenken ne severdim buranın mistik yalnızlığını. abudik yalnızlığına da tüküreyim. oldu mu?
edit: mümkünse hakkında şiirler, şarkılar da yazılmasın. baya bildiğin sıkıldık amk.
özlediğim şehir. her ne kadar askerlik için 6 ay arkadaşlık etse de, ilk başlarda soğuk gelse de, sonradan içine alan, garip havasında kaybeden şehir. kızılayın tozunda kaybolmak da özlettirdi kendini.
soğuğunu insanın bütün uzuvlarına ayrı ayrı hissettiren şehirdir. sıkıldım üleyn senden yine kar, yine kar. bekle ama 2 güne kaçacam, dönüşüm muhteşem olacak. akıllı ol adam ol lan.