Birbirimize defalarca şans verdik, sen beni ben seni sevmeye çalıştık ama biliyorsun ki bizimki imkansız bir ilişkiydi. Üçüncü şahıslar hep aramıza girdi. Sonsuza dek ayrıldık senle, ara sıra anıyorum seni unuttum sanma.
ankarayı sadece avm, kafelerden, pavyondan ibaret sananlar var. gezmemiş iki yer görmüş. her ilin kendine has özellikleri var. yok deniz yokmuş sanki hergün sahilden çıkmıyor.
sonra yok şöyle kötü yok böyle gri, gelme kardeşim davetiye mi gönderiyoruz. hiç değilse trafik artmaz.
kendi alıştığın yerin dışı kötü gelir beğenmez insan ama çamur atmaz. kızın biri bana ora çok soğuk dedi, evet iglo da yaşıyoruz. tamam ayaz havası sert ama gülün de dikeni var. dikeni eline batıyor diye gül sevmekten vazgeçer mi insan.
Birden soğuyan güzel şehrim.. Gelmeyin, kalabalık ediyorsunuz güzelim şehri. Sonra ankara şöyle ankara böyle. Yediğiniz kaba pisliyorsunuz çok ayıp çok. Özellikle istanbullular gelmesin. *
oradayken terketme hissi uyandıran ama uzak kalınca da kendini özleten bi garip şehir. ben de çok özledim tabi ki. okuldan çıkıp bahçelide bir şeyler içmeyi, milli kütüphanede müjgan cunbur'daki kediyle ders çalısmayı, beytepe kampüsünde yürüyüş yapmayı, daha neleri neleri özledim. eryaman'ın bitmek bilmeyen yollarını özlememiş olabilirim ama sanırım bir tek o...
içinde yaşayıp ona ihanet edenler ve onu eleştirirken sığlıktan vazgeçmeyenlerden kurtulması gerekmekte. mesela dönüp dolaşıp "gri" diye eleştirenler her seferinde birer ağaç dikseydi, türkiye çöl olmasın kampanyasına gerek kalmazdı bu ülkede.
Özledim, burnumda tütüyor, gözümde hayali.
Nasıl anlatsam böyle, avmlerinin yemek katındaki keşmekeşi, birbirine karışmış kokuları bile özledim.
Bir gelsem sana huzur bulacakmışım gibi canım Ankara.