ankara, arada kalmışlıktır. anadolulu olmakla, metropollu olmak arasında sıkışmışlıktır.anadolu hassasiyetinde cömertlikle seven, ama medeniyetler zihniyetine alışamamış bocalayan adamların memleketidir. ankara pişmanlıktır. zuhal olcay'dan dinlemeyi sevdiğim şarkı iyimser davranmıştır. 'ankarada aşık olmak zor' değil, imkansızdır.
sokakları denize çıkana kadar seveceğim şehir. eheheh, ne kadar da komiğim ki biraderlerim.
öğleden sonra dersim olmaması, yurtta çokçana sıkılmam hasebiyle tek başıma yürüyüşe çıkacağım. beşevler-emek-gazi mahallesi civarında uzun bir yol arıyorum, yürüyüş yapacağım için ön uzuvlarını birbirine sürten sinek misali ellerimi sürtüştürüyorum birbirine.
o değil de nereden nereye yürüyeyim lan, anıttepe yolu mu olsun?
sevilmesi için insanı oraya bağlayan bir şeylerin olması gerektiğine inandığım şehirdir.
eğitim ve aile dışında tabi.
sokakları ancak anılar yüklenerek sevilir, hoş her şehirde, yerde bu böyle ama ; doğal güzelliği olmayan bir kent için daha da gerekli.
anlamlandırınca o yerleri, zamanla gri'den ziyade anılarınızı görürsünüz sadece o şehirde, ankara'da.
o yüzden kimilerine inatla ve hala gri gelirken, kimisi için bütün kıyı şehirlerden daha güzel olabilir.
içinde yaşayanların yüzde yetmişinin kötülediği, yerden yere vurduğu şehir. oysaki ankara'yı sevmek için bir çok sebep bulabilirsiniz. doğru yerden ve doğru şekilde düşünmek tek anahtar...
küçücük bir japon balığı için dev gibi bir akvaryum gibidir ankara. ne kadar huzurlu olsanız da, sizi ne kadar bağrına bassa da, ne kadar sakin, sessiz, tehlikesiz, samimi olsa da her zaman aklınızın bir yerinde özgürlüğünüzün azıcık eksik olduğu fikri vardır.
arkasında kara parçası görmediğiniz sular yoktur ankarada. deniz kenarından ufka bakabileceğiniz bir yer bulamazsınız. kıyısında dalga sesi dinleyebileceğiniz bir denizi olmasa da ufacık göllerde bu hasreti gidermeye çalışırsınız. mavinin eksikliğini yeşille bastırmaya çalışırsınız o yüzden. deniz kokusu yoktur ama her bahar binbir çeşit ağaç kokusu sarar şehrin her yanını. sonbahara kadar ağaçların pamukçukları koşturur peşinizden caddeler boyu. bahar bitene kadar da kurtulamazsınız.
kendi düzenini oturtamamış insanlar sevmez bu şehrin düzenini. misal ben. aslı "düzen" olan şey size "monotonluk" gibi gelir. buna alışmak zordur. kendinizi bu -size göre- monotonluğun içine bırakmak istemezsiniz. ama burada yaşıyorsanız pek de seçeneğiniz yoktur.
ankara bağımlılık yapar bi süre sonra. bi kez bulaştımı bir daha bırakmaz yakanızı. sevmek zorundaymışsınız gibi hissedersiniz. nereye giderseniz gidin aklınızın bi kenarında hep o dev gibi akvaryumun huzurlu ve berrak suyu kalır...
trafiği insanı çıldırtan şehir. ostim'den yenimahalle'ye 1 saatte, yenimahalleden aşti'ye 1 saatte, aşti'den kızılay'a 1 saatte ki tandoğan civarında altıma işememek için kendimi burger king'e attım. kızılay'dan da lale sokağa giriş olmadığından taaa kurtuluş'a gidiş, oradan dönüş buradan da 1 saat ekle 4 saat. yanına bir 0 koy, sağda sıfır etti 40. böyle bir şehirdir.
ankara olsam bana gri, yok kravatlı,yok istanbul'a dönüşü güzel ya da sadece karın yakıştığı şehir diyen nankörleri asla almazdım sınırlarım içinden.bak o zaman ulaşılmaz olunca nasıl kıymete biniyor