genel kurmay başkanlığı karşısında, hava kuvvetlerinin önünde, başbakanlığa 5 dakika mesafede bulunan kaldırım, kendiliğinden çökmüş, içine bir insanı almış, cesedini de tam 15 saat sonra vermiştir.
bahsettiğim yer, bir ülkenin başkenti, başkentin merkezi...
istanbul'a gittikten sonra asla geri dönmeyeceğim şehir.
beyler buradaki insanlar gülüyor lan. valla bak.
asık suratlı, marjinal olma kaygısı olan insanlardan kurtuldum sonunda.
amına koyim denizi yok bi kere ya.*
birazdan söğütözünden yola çıkıp bahçeli de evime doğru yol alacağım şehiiiirrrr.
şehir olmasına şehir de eskişehir yolunu kapatmışlar metro çalışması var diye. ben şimdi bu şehirde evime nasıl ulaşacağım?
büyük ihtimalle çiftlik tarafından yardırıcaz ama yara yering eve gidene kadar. ıkı şeritli yola kocaaa eskişehir yolunun 4 şeritli trafiği nasıl sığacak?
açlıktan gebermek üzereyim. piere ducan şerefsizinin şahsım için hazırladığına inandığım diyetinin üzerine bir de bu yol nasıl çekilecek, hiçbir fikrim yok?
ne dersin ankara? kararlı mısın bu cuma akşamında 2 saat boyunca belamı s.kmeye?
öncelikle hakkını yememek gerekir ki sıra düzeninin olduğu bir ildir. otobüse binmeniz için önce tek sıra düzenine girmeniz gerekmektedir.bu durum,şehrin her tarafında hakim midir bilinmez ama umulur.
ancak genel olarak insanlarına baktığınızda kavgaya meyilli olduklarınız görürsünüz. hatta bir erkek yolcunun kadın yolcuya el kaldırarak bağırdığını dahi.
şu olay ise ibretlik olsa gerek:
öndeki yolcuyu biletini cihaza sokmakta iken ben biletimi çıkartmaktayımdır. arkamdaki genç ise şoföre otobüsün kaçta kalktığını sorar. ses gelmez. genç bir daha sorar. bunun üzerine koltuğa yayılmış,güneş gözlükleri ve beyaz gömleği ile "şekil" olmuş genç şoför ağabeyimiz vücudundaki her bir zerreyi harekete geçirerek:
-"çeyreg geçe dedih ya gardaşım,gaç defa diyeceg."
ne zaman dedi,ne ara seslendi kimse bilmez ama şoför bu,demişse demiştir diyerek hararetli alandan uzaklaşılır.
bir gün de yine aynı hattaki otobüse binildiğinde,hemen girişteki büyükşehir belediyesi'nin çıkarttığı ve belediyenin icraatlarını içeren gazeteyi alıp da yol boyunca en azından bir şeyler okumak isteyişim ve bunu da şoför amcamıza iletmem sonucunda şu sözler otobüste yankılanır:
-yağ alacahsan al gardaşım.ne diye gonuluyor oraya zaten.hallah hallah yağ.
18 Haziran Pazartesi akşamı saat 21.30 civarı dikimevinden sıhhıyeye(ben o kadarını görebildim) über bi konvoy böyle normal araba büyüklüğünde oyuncak arabalar ejderhalar üzerlerinde el sallayan insancıklar, bi tane de asıl otobüs vardı üzerinden futbol topu dağıtılıyodu vatandaşa, bi yandan anonslar 'sayın başkanımız melih gökçek'in Ankara halkına hizmetleri gretglıhpıfhdşsgj' filan.. elinde top olmayan yoktu sokakta, hatta aynı ailelere ikişer top filan düşmüş çok ilginçti.
trafik felçti, muhtemelen dikimevinden sıhhıyeye 1-1.5 saatte gitti akıllılık edip yolunu değiştirmeyen.. gökçek'ten son seçim vaadi: Ankara'yı trafikte istanbul'un da önüne geçireyim mi ne dersinizzzz;)
bir de son olarak minibüste arkamda duran teyzeye kulak verelim: 'o toplara mı oy vericem ben, sen önce her şeye zam yapmayı bırak' nokta.
en büyük köydür. başkentliği ve büyük şehirliği kaldıramamış insanlarla dolu köy olan şehirdir. soğuktur. mecaz anlamda soğuktur. tek katlanma sebebi anıttepe'de yatan aslandır. o kadar.
bozkırın tam ortasında, en yakın denize kaçışın kilometrelerce mesafede olduğunu bilerek, dahası anne - baba baskısı altında büyümektir. üniversite tercihlerin için odtü, hacettepe, ankara, gazi'yi değerlendirmek, kızılay'dan en son akşam 10'da kalkan otobüslere yetişmeye çalışmaktır.
aynı zamanda özgürlüktür ankara.
insanların mekanlara değil, arkadaşlarına değer verdiğini bilmektir. bozkırın ortasında -mekan kısıtı olmadan- özgürce her yerde eğlenebilmeyi öğrenmektir.
bundandır belki de adının "gri"ye çıkmış olması; içinde hem siyahı hem beyazı barındırdırmasındandır...
Bütün gün sicaktan kavurduktan sonra an itibariyle esmeye baslayip bünyeye mutluluk hormonu salinmasina neden olmustur. Her şeye rağmen Sevilesi şehirdir.