hava soğukken evde yanlızlıktan üşürsün, dışarıya çıktığında hava - lerdedir ama o soğuk seni öyle ısıtır ki.. sokaklarla caddelerle sohbet edebileceğin şehirdir ankara. gerçekten herşey, heryer konuşur seninle. bazıları ankaradayken değerini bilmez buranın ama memleketine gittikten 1 ay sonra telefonla arayıp gelmek için can atanlar fazladır. ankara demek üç büyükler gençlerbirliği deplasmanına geldiğinde 60 liraya kale arkası bileti alıp maça girmektir. yediğin simitin tadını başka hiçbir şehirde bulamamak demektir. seyyar kaçak çaycılardan çay alıp içmektir.. özellikle bursa'dan gelenlerin insanların güleryüzlü olmayışından şikayetçi olmasıdır. diplomasidir, sertliktir, gülümsememektir, asi olmaktır.
insanı bir şehre bir kaçış getiriyorsa, üzerinizde herdaim gizlenen insanların tedirginliğini taşırsınız. hele birde getirdiğiniz acıların yerine mutlulukları koyamadıysanız en kolayını yapıp tüm suçu ''o'' şehrin üstüne bile atabilirsiniz.
işte yine/yeni/yeniden tam da bunu yaparak ankara benim için;
sevdiklerimi, sevmediklerimi, yol arkadaşlarımı, yolda bırakanlarımı barındırdığı halde sevemediğimdir.
yaptığı ayıp. valla bak. bu kadar insanı şimdiden korkutmaktan utanmıyor mu acaba? insanlar şimdiden sabah okula işe nasıl gideceğini düşünüyor. yazık günah değil mi? tüh sana...
hiçlikle varlık arasında duran çok az şehir vardır ki bunlardan birisidir ankara. çok az yer bu denli idealleştirilmiştir. cumhuriyet döneminin hemen bütün anlatılarının merkezindedir burası, tabii istanbul'a rakip olarak. oysa sonradan sahneye çıkarılmış olmanın mahcubiyetini ne olursa olsun atamamıştır üstünden ankara. asıl güzelliği de bu renksizlikte saklıdır.