istanbul gibi trafiği insanı çıldırtmıyor, gerçi istanbul da ben de çıldırmıyorum ama. ama müzik olayı istanbul bar mekanları ile yarışamaz. bara, mekana takılan müdavimler de istanbul ile yarışamaz. kalite farkı ve saç uzunluğu farkı var. *
ANKARA'yı merak ediyorsun değil mi, etme..!
Bundan sonra kapına çıkmayacak hiçbir cadde.
Hiçbir kaldırım taşına değmeyecek gözümün yaşı.
Gönül denizine inen her yokuş hızlandıracak adımlarımı, kaçar gibi uzaklaşacağım senden.
Sırtımı bir banka verip soluklanacağım kimi zaman.
Gözümün önünden geçecek film şeridine hapsedilmiş silik anılar.
Bir şarkı, bir iki resim.
En çok kelimeler dökülecek dudaklarımın arasından.
Yıldız olmayacak mesela bu gece.
insanların gürültüsüne karışacak 50.Yıl'da esen rüzgarın o hoş sesi.
Kendine ne kadar büyük bir coğrafya açmışsın içimde, dünya haritasına sığmıyorsun.
Ne devasa bir özlemdir ki bu, hasretini nereye koysam taşıyorsun.
Kepenkleri seni görebilmeye açılmış gözlerimle yabancı suratları yokluyorum.
Kızılay'da otobüs duraklarına önceden sözleşilmiş buluşmalar yağıyor.
Sakarya'da önünden geçtiğim meyhanelerden tokuşturulan kadeh sesleri duyuluyor.
Ve anlıyorum ki Ankara'da her şey en az iki kişilik yaşanıyor.
Bir insan bir şehri ne kadar çok sevebilirse o sevginin 1 milyon katını düşünün. işte ankaraya karşı sevgim budur. Denizinin olmayışı onu daha da kuru ve ciddi yapar. Herkese kalbini açmaz. Ama kalbi de tunalıdır tabii kişiye göre de değişebilir bu. Seymen parkında Dengesiz Herifler klip çekmiştir. Bir çok başarılı rock müzik grubunun anavatanıdır ayrıca da.
8 ayı bitirdiğim şehir. yavaş yavaş öğreniyorum buraları, tanımaya başladım insanları, nasıl yaşanır neler yapılır hepsini öğreniyorum. ama çözemediğim bir kasvet var bu şehirde. insanın canını sıkan bir şeyler, özellikle de geceleri. aynı zamanda nedenini bilmiyorum ama sevdim sanırım bu şehri, sevmeye başladım. diyorlar ya ankarayı seven çok sever, sevmeyen nefret eder diye. galiba ben ilk gruba dahil olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum, ah bir de şu soğuğu olmasa ya la. *
yasamisligim , onlarca kez gitmisligim , akrabanin hisimin yasadigi ama bir turlu sevmedigim sevemedigim sehir.
her zaman en iyi tarafi ankaradan donusu olmusdur.
1 mayıs 2013 başlığında yazılanları okuyunca daha da bir sevdiğim şehirdir kendisi.
istanbulla kıyaslanıyor ya sürekli şöyle anlatıyım bugün burda ne metrobüs hattı kapatılmış, ne metro durdurulmuş -sadece sabah sıhhıyede durmadı- ne trafiği felç edilmiş, ne de ille de taksim diye tutturan sözde işçi kisvesi altına girmiş ama işçiyle alakası olmayan bir grup marjinalin ki bence toma taşlayan, hastahane bahçesi işgal eden, dükkan camı çerçevesini aşağı indirenler -teröristtir- bulunmadığı şehirdir.
evet sıhhıye ve tandoğan da kutlamalar yapıldı ankarada, gerçek bir bayram havası varmış okuduğum kadarıyla, kutlayanlar evet yine işçiler değildi, hatta ostim ve ivedik tam gaz çalışıyordu, tabi şaşmaz sanayi de, ama pardon ankarada deniz yoktu demi. neyse siktir edin.
Elimle çöple gezdiğim şehir. Hiç yerde bir çöp kutusu koyulmamış. Kızılay'da elinizde çöple geziyorsunuz. Nasıl bir belediyecilik anlayışıdır anlamadım.