oluşturduğu mesafe duygusundan, yarattığı yalın yalnızlıktan hoşlansamda; bir ülkenin başkenti olmaktan çok, bir çok anlamda hayal kırıklıklarının baş kentidir.
sevmek için hareketli,canlı ve belki biraz da cozutuk yönünü görmek gereken şehir. alışmak içinse içten birkaç insan yetiyor. ama büyük beton binaların resmiyeti, denizsizliği ve biraz da ruhsuz oluşu işi bazen bozmuyor değil.
sonunda beyaz elbisesini giymiş bizleri mutlu etmiştir. cemrelere bu kadar az kamışken dileriz uzun süre çıkarmaz bu beyaz elbiseyi.*
(bkz: biz onu böyle bilirdik)
(bkz: biz onu böyle sevdik)
kızılay da karanfil sokakta koskoca 3 metrelik bi afiş...
" lütfen yerlere tükürmeyelim,
tükürenleri uyaralım. "
başkentti dimi burası, hani 72küsür milyon insanın yaşadığı,
avrupa birliğine gireceğiz diye kaç hükümettir masallar anlatılan ülkemin başkenti ?
10 üniversitenin binlerce öğrencisinin yaşadığı şehirdi?
büraksi şehriydi?
memur şehirdi?
.............
bu nası bi şehirdir, nası bi şehirciliktir de o afiş açılır, o da bi tartışılır, ama ben o yazıyı gördüğümde utandım...
başkente yakışmıyor ya ne bunları duymak, ne de bunlara sebep olan insanları omzunda taşımak...
ankara! işte bugün acıdım sana!
Hacetttepe ingilizce tıp fakültesinin olduğu şehirdir. öğrenciyken göze hoş görünür. diploma cebe konduğu gün ilk otobüs, uçak, tren, artık ne bulursan terkedilendir. ikide bir 56 tane eskort eşliğinde "06 bilmem ne, çekil kenara, açılın lan, bakan geliyor" gibisinden anonslar eşliğinde trafiğin alnına koyan makam araçları görülür.