bir haftalik konya maceramdan sonra bir geceligine geldigim sehir. ankarayi bilmem de insanin evi gibisi yok. bir de ben yarin kizilaydan ulusta ki gari bulabilcek miyim merak konusu. belki tarif etmek isteyenler olur.
Her yolun olduğu şehirdir. Sabahları kültür satan kitapçıların ve mekanların önünde geceleri travestiler aşık atar. bilindik sokakları geceleri kartvizitlerle sulanır. Bu kartvizitler üzerinde envai çeşit fotoğraf olmakla beraber fantezi çeşitleri itina ile sıralanır. Şehrin takım elbiselileri, beyleri ve hanımları bu kartvizitler üzerinde rahatsız olmadan dolaşır. Bu şehir; gece ve gündüz arası iki ayrı formda biçimlenir. Her telden adamı ve her telin adamına hitap eden mekanı vardır. Pavyonu, gazinosu, randevu evleri, kitapçıları, kitap kafeleri, kütüphaneleri, mezarlıkları, ölüleri, dirileri ve niceleri bu şehirde kendi zümresine has bir mekan bulur.
kara, kuru, sıkıcı ve sinir bozucu bir şehir ankara. yaşamımın ilk gününden beri burada yaşıyorum. ne yaptıysam sevemedim ankara'yı. yüreğimin bir yerlerinde hep ''istanbul'' vardı. o kadar sevdim ki istanbul'u; evimi, odamı istanbul'a çevirdim. odama girenin kendini istanbul'da hissetmemesine imkan yok.
öte yandan şairin dediği gibi; ''Bir ankaralı için istanbul başkasının çocuğu gibidir. gülünce seversin, ağlayınca bırakıp kaçmak istersin.'' elbette ki istanbul'a gittiğimde ''ah benim güzel ankaram vah benim ankaram'' şeklinde saçmalamadım ama istanbul, izmir ve antalya haricinde hep ''Ankara!'' dedim.
nedensiz sevdiğim, her gittiğimde sonbahara denk gelen, ankara üniversitesi hukuk fakültesinde anılarım olan, türkiye voleybol federasyonu spor lisesinde ki sınavı hayatımı değiştiren benim için yeri ayrı olan şehirdir.
eski sevgilim icin canakkaleden ankaraya kac kez gunubirlik görmeye gitmistim allah bilir. ankara benim icin huzunden baska bir sey hissettiremez bana.. behzat ç. izledigim zaman yuregim burkulur anilar gelir gozumun onune. sindirmeye calisirim ankara dendigi vakit.