Ne deniz ne ormanı bünyesinde bulundurmasa da, soğuğu da sıcağı da kafanıza kurşun yemiş etkisi yapsa da sevmekten vazgeçmediğim, vazgeçmeyeceğim şehrim. Neden bilmiyorum ama ankara bana samimi bir arkadaş gibi geliyor. Samimi bir arkadaşınızın dış görünüşü nasıl önemli değilse, ankara'nın mavisiz ve yeşilsizliği de bir süre sonra önemsiz geliyor.
ilk geldiğim günü hatırlıyorum. kızılaya ankarayla gidip ''dur lan biraz yürüyeyim nasılmış buralar'' deyip kaybolmuştum. 1 saatlik bir yürüyüş sonrası taksici dayıya sorup en yakın metroya gittim, ordan da yurduma. hop sıhhiyedeyim, hop bahçelievler o da nesi etimesguttayım yahuu. artık kaybolunca paniklemediğim şehirdir. garip bir ilişkimiz var. benden aldığı kadarını hiç vermedi ama olsun. afedersiniz ama denizin şelalenin amına koyayım, onlar ihtiyaç duyulursa gidilir görülür.
bunca yıldır köpekseviciyim, şuraya gittim bi köpek tarafından popomdan ısırıldım. burada köpek mecazi de değil. şehir neresinden tutsan elinde kalıyo.
Dikmen semtinde açık hava sineması var şu anda. Onlarca insan toplanmış çıt çıkmadan izliyorlar, nedense çocukluğuma döndürdü beni. Çok sıcak ve çok içten bir görüntü var:
Kışlarını çok severim. Üşüsem de çok severim. Kışın hava soğukken sakaryada içip, bi şekilde eve kendimi atıp, sıcacaık yorgan altında sızmayı özledim. Ankara kışın en güzelidir.