halimi anlatacak sözler yazamam artık
bu kavruk mektuba
rüzgardan yan yatmışlar otlar koydum
gerisini sen anla.
ankara,
kekliğinim, boynumda bir siyah halka
bir birhan keskin şiiridir. ayrıca ömrümün dört yılını geçirdiğim şehirdir. annemi kaybettiğimde ayrıldım ankaradan. şimdi ne zaman gitsem içim eziliyor. içindeyken en çok küfredilen, uzaklaşınca en çok özlenilen şehirdir ankara. sisine dumanına yandığım.
Tabiri caizse küçük eniştedir siyasetinde politikanında türkiyenin merkezide istanbuldur dönemin olağanüstü şartları gereği başkent olmuştur fakat günümüzde sadece başkent olduğu milli bayramlarda ve haber bültenlerinde zikredilir deniz kuvvetleri komutanlığı bile bu bozkırın ortasında öyle bir çelişkiye sahiptir yani yaşanacak bir yer değil.
Edit: yurtdışında insanlara türkiyenin başkentini sorarsanız bilmeyen biri doğal olarak istanbul cevabını verecektir düzeltip ankara derseniz ankara neresi cevabını alırsınız.
geçtiğimiz kurban bayramında oturup rakı içecek yer bulamadığımız şehirdir. saat daha 22:00'dı. gezmediğimiz yer kalmadı açık olanlar da artık müşteri almıyoruz dediler. en son nene hatunda adını unuttuğum bir yere oturabildik. onda da istanbuldan geldiğimizi söyledik acıyıp aldılar resmen adamlar paraya mı toklar anlamadım.
derken 3 kişi bir 70 lik içelim dedik fakat garson bey, - aman abi içemezsiniz onu 12 ye kadar, dedi.(saat 23:00) trakyalı olduğumuzu söylememize rağmen inanmadı. zar zor ikna ederek 70 liği getirttik o bitince de üstüne 50 lik getir dedik, garsonlar gelip elimizi sıktı. çok saçma bir durumdu ya onlar içmeyi bilmiyordu ya da biz. mekanda fransızca çalıyordu ve her şişeye uzandığımızda garsonlar şişeyi elimizden alıyorlardı haliyle hesapta ona göre geldi ama rakımızı balığımızı zor da olsa yemeyi başarmıştık.
neticede ankara'nın 22:00 da ölmüş bir emekli kenti olduğunu o gün bir kez daha anlamıştık.