eşofmanımı giyip, beremi-atkımı sarınıp göksu parkında koşmayı özlediğim şehrim, gönlümün başkenti. çok uzaktayım şimdi. ne fotoğraflarına bakmak ne de internetten park fm.ini dinlemek dindiriyor hasretini.
kiminin çok sevdiği, kiminin sadece bir yerlere dönüşünü sevdiği şehir. ankara aslında iyidir hoştur, sevmesini bilmek lazım sadece. kimsenin gözlerini ayıramadığı baş döndürücü güzellikteki kızı sevmek gibi değil, hafif başı öne eğik masum bakışlı sevimli kızı sevmek gibi sevebilirsin ankara'yı.
ps: hele belediye başkanı bi farklı olsa sevmezsin taparsın.
denizi yoktur yeeee diyerek yorumlarda bulunulmaması gerekilen şehirdir.
antalyalıyım ve liseyi istanbul' da okudum sonrasında ise üniversite için ankara' nın yolunu tuttum. kızılar,bahçeli,tunalı geziyoruz tabiki ilk günlerde ama bir alışmışlık var antalya, istanbul, izmir' i görmüş birisi olarak iki tane kalabalık cıvıl cıvıl caddeyi geçince insan bir sahil bekliyor. ama yok yine cadde yine cadde sonrasında ise bilmem ne bakanlığının binası geliyor önünüze. günler böyle geçti başta sikerler lan böyle memleket mi olur dediğim de çok oldu. şimdi ise yine bir başka deniz kenarı şehirde yaşıyorum. yine istanbul' a yine antalya'ya yine izmir' e gidiyorum geziyorum eğleniyorum ama burnumda hiçbir zaman ankara gibi tütmüyorlar. özellikle her cuma gecesi behzat ç. izlerken kokusu geliyor ankara' nın burnuma. özleniyorsun ankara ama en kısa zamanda söz yine caddelerindeyim.
Ankara hakkında genel birkaç basma kalıp eleştri vardır.
1-deniz yok.
2-gri şehir
3-memur şehri(takım elbiseliler şehri)
Ya oradaki insanların samimiyeti. Onlarca şehir gezdim, Ankara bir başka. Gerçek bir Ankaralı ile yarım saat sohbet ettikten sonra o sizi artık gerçek dostu "bellemiştir." Bu samimiyet var mı Allah aşkına şu denizi ile boğazı, manzarası ie övündüğünüz istanbul'da?
ulan nasıl da güzel yağıyor kar ankara ya,
ufak ufak pamuk şekerlerini birileri koparıp koparıp bırakıyor yukarıdan kafamıza sanki..
her biri farklı, her birinin değişik bir öyküsü var sanki..
kısacık hayatlarında rüzgara inat, ağaçlara inat, insanlara inat yerle bir olmak için süzülürken kararlı bir şekilde,
her birinin ayrı bir sahibi var sanki, ölmüş, yaşayan, yaşayacak..
sanki her biri canlılar için gönderiliyor yukarıdan,
her biri nefes almış, alan ve alacaklar için...
soğuğu çarpar derlerdi.
öyle de oldu, haftasonu bir gece kaldım sanki karda yattım be ses gitti gırtlak pert boğuluyorum resmen, fena çarptı beni koca bozkır..kızılay simidi yedik geldik işte. bu havada gidilmezdi ama eğitim şart.
Hakkında şöyle bir şiir bulunur:
Karanlıklardan sesleniyor Ankara;
Yalnızlık nedir bilir misin diye?
Bilirim desem, sarılacak sanki,
Arda kalan ışıklarıyla.....
.....Karanlıklardan sesleniyor ANkara,
istanbulu sevdim yar olur mu diye,
Olur desem sarılacak sanki,
Uzak solgun bulutlarıyla.
gökgürültüsünün ardından yağmur beklerken aniden ve dağınık bir şekilde başlayan kar yağışını izlemeye doyamadığım şehir.
iki dakika içerisinde her taraf bembeyaz.