Hollandanın başkenti. Nüfusu 694.000 (1989). Amstel Irmağının kıyısında birtakım adalar üzerinde, bir bent (Hollanda dilinde dam) kıyısına kurulmuş olan Amsterdam, *Hollanda Krallığının ekonomi ve kültür merkezidir. Krallık ve devletin siyasî ve idarî yönetim kuruluşları La Hayede yerleşmiştir. Amsterdamm nüfusu, bugün banliyöleriyle birlikte, 1 milyondur. XII. yüzyılda kumlan kent, Rönsans Devrinde önemli bir ticaret merkeziydi, bir kanalla Kuzey Denizine bağlanmış ve sayısız denizcilik şirktinin hareket noktası olmuştu. Elmas yontucuları hâlâ ünlüdür ve Ortaçağ- da, *tacirlerin zenginliği, sanatın ve özellikle resim sanatının gelişmesine elverişli ortam yaratmıştır.
su an bulunduğum, kelimelerle anlatılmayacak kadar muhteşem bir sehir.
herkes öyle kötülemişti ki gelmeye çok korkmuştum lakin anlatilanlarla alakası yok. Herkes gezmeli, bu mimariyi, yolları, tarihsel yerleri ve müzeleri gormeli. Muhteşem.
iki hafta gitmeyi düşündüğüm şehir. ilk hafta sadece tarihi mekan, sokaklar ve müze gezmeyi, ikinci hafta ise mariuhana, mushroom ve türkiye'de bulunamayacak farklı şeyleri denemeyi planlıyorum.
pazar sabahları kiliseye gitmek yerine vondelpark etrafında koşan, bisiklete binen, egzersiz yapan güzel insanların diyarı.
çok klişe olarak amsterdam'a ayak bastığınız andan itibaren dikkatinizi çeken şey bisikletlerin mutlak hakimiyeti. bu konuyla ilgili pek çok kaynak okumama rağmen ve amsterdam hakkında gayet bilgi sahibi olmama rağmen bu kadarını da açıkçası beklemiyordum. bisikletliler kesinlikle trafiğin hakimi. hani nerdeyse ambulanslar ve itfaiyeler bile bisiklete yol verecek noktaya gelmiş.
dikkat çeken ikinci unsur şehirdeki kanalların çokluğu. venedik'i kıskandıracak kadar çok kanal ve köprü, suyun üzerinde muntazaman süzülen tekneler... şehri turlamak isteyenler için güzel bir alternatif oluşturuyor.
amsterdam ve sanırım genel olarak hollanda yabancılara son derece hoşgörülü yaklaşan -evet türk olsanız bile- bir politikaya sahip. havaalanından itibaren olumsuz hiç bir durumla karşılaşmıyorsunuz.(gerçi girişteki pasaport kontrolünde ufak bir yanlış anlaşılmadan dolayı 5 dakika beklemek zorunda kaldık ama durumun kesinlikle hollanda emniyeti ile alakası yoktu.)
schipol havaalanı doğal olarak şehir merkezinin dışında ama bir sabiha gökçen değil. havaalanından çıkar çıkmaz karşınıza gelen otobüs durakları şehrin her köşesine kolay ulaşım imkanı sunuyor. dolayısıyla taksilere muhtaç değilsiniz. bizim konakladığımız yer leidseplein bölgesine yakın olduğu için 197 numaralı schipol-leidsplein otobüsünü beklemeye koyulduk. otobüs biletinizi aracın içinde 4 euroya satın alabiliyorsunuz. normalde 25 dk. bir mesafe söz konusu ancak museimplein bölgesindeki çalışmalar trafiği olumsuz etkilemiş. (hizmet aşıkları orda da görev başında!)
amsterdam genel olarak pahalı bir şehir. şüphesiz ki konaklama da bu pahalılıktan nasibini almış. yine de booking.com da özellikle apart daire tarzındaki yerler görece daha uygun olanaklar sunuyor.
şehrin gezilecek belli başlı yerleri;
*ilk sırada şüphesiz ki dünyaca ünlü red light bölgesi gelir. şehrin seks ve uyuşturucu ticareti legal olarak bu bölgede konuşlanmış. her ne kadar gerçekten çok güzel kadınlar olsa da ortamın gerçek bir ticarethane ve kadınların ise birer seks kölesi olması şehveti düşürebiliyor. çokta yüksek bir arzu hissetmiyorsunuz. red light district genel olarak
4 tür mekana ev sahipliği yapıyor. vitrinlerinde seks işçisi kadınların müşterilerini bekledikleri ''evler'', canlı seks izleme, stiptriz, toplu porno gösterimi ve çeşitli şovların olduğu en ünlüsü cassa rosso olan ve giriş fiyatlarının kişi 30-40 euro aralığında değiştiği canlı seks tiyatroları, yine meşhur coffee shoplar ve sadece alkol alabileceğiniz klasik barlar.
red light bölgesini geride bıraktıktan sonra uğrayabileceğiniz bir başka meydan, şehirdeki görebildiğim tek alışveriş merkezinin olduğu dam square. açıkçası çokta ilgi çekici bir mevki değil. ancak meydanın ortasına bırakilmiş binlerce bisiklet orjinal fotoğraflar yakalamanızı sağlayabilir.
hollandalı gençlerin ve genel olarak dünyanın her yerinden gelen turistlerin özellikle öğleden sonra-akşama kadar olan periyotta en çok vakit geçirdiği bölge leidseplein bölgesi olsa gerek. gündüz vakit geçirilebilecek bar-pub tarzı yerler buralarda bulunuyor. harika bir amstel birası içebileceğiniz bir irish pubta yine leidseplein meydanında.
gece kluplerine girişte pek fazla zorluk çekmiyorsunuz. şehrin en popüler mekanlarından olan escape, rembrandtplein meydanında. gece 4 e kadar eğlence devam ediyor. kesinlikle bir taşkınlık, tatsız olay, kavga gürültü patırtı olaylarına şahit olmadık. elbette zaman zaman münferit olaylar oluyordur ama gerek hollandalılar gerekse de şehre gelen turistler karşılıklı anlayışları her an muhafaza ediyorlar. gecenin 4 ünde ya da 5 inde kadınlar sokaklarda rahatlıkla yürüyebiliyor herhangi bir şey sormak için yaklaştığınızda bütün sempatileri ve nezaketleri ile yardımcı oluyorlar. şehirde ingilizce ana dil gibi. kaldığım süre boyunca hiç flemenkçe duymadım desem yeridir. en kötü ingilizce bilen hollandalı bile bizlere ters takla attıracak kadar dile hakim. dolayısıyla anlaşma konusunda hiç sıkıntı yaşamıyorsunuz. zaten genel olarak yardımsever insanlar oldukları için mevcut sorununuz çözülene kadar size yardım etmekten sıkılmıyorlar.
amsterdam ile ilgili bir paragrafı da kesinlikle heineken bira fabrikası hakediyor. museimplein bölgesindeki bu heineken merkez üssü bir bira müzesi olarak tasarlanmış. girişte store kısmı var. envai çeşit heineken ürünü arasında alabileceğiniz birçok hediyelik eşya var. nacizane tavsiyem skyfall filmine özel üretilmiş bira bardaklarından mutlaka alınmalı.
müze gezisine katılım 17 euro. ancak turist info merkezlerinde ücretsiz alınan kitapçıklarda 2 euro indirim sağlayan bir indirim çeki bulunuyor. dolayısıyla bu muhteşem deneyime 15 euroya katılabiliyorsunuz. heineken tarihçesi ile başlayan gezi, gerçek bir bira üretim merkezinde dev kazanların arasında devam ediyor, tadı mısır suyuna benzeye arpa maltından bir parça tadabiliyorsunuz. daha sonrasında bir heineken çalışanı bütün nezaketi ve sempatikliğiyle, grubu bira yapımını anlatan görsel bir simulasyon gösteriminin yapıldığı salona alıyor. üzerinde bulunduğunuz platform perdedeki işlemin her aşamasını fiziksel olarak hissetmenizi sağlıyor. örneğin bira ısıtılırken odaya sıcak hava veriliyor, fıçılara doldurulurken platform sallanıyor, su damlacıkları üzerinize geliyor.
çok keyifli bir 10 dakikadan sonra başka bir salonda yine çok nazik bir heineken çalışanı bira yapımı ve içimi hakkında soru cevap şeklinde bir sunum ile şovunu yapıyor ve her doğru cevap için bir bardak birayı size ikram ediyor. içeri girerken ödediğiniz 15 euronun içinde ayrıca iki bardak bira ve bir de heineken'in şehrin bir başka noktasındaki mağazasından alınacak bir hediyede mevcut. dilerseniz tek bardak bira alıp diğer hakkınızla bira sunumu eğitimine katılıp heineken sertifikası almaya hak kazanabiliyorsunuz. (delilik yapmayın birayı her yerde içersiniz elbette sertifikayı alın)
heineken müzesinde geçen yaklaşık 2 saat amsterdam'daki en keyifli aktiviteydi benim için. o kadar etki altında kalıyorsunuz ki bir daha heineken'den başka bira içersem beni sevsinler diyordum çıkarken. personeliyle, aktiviteleriyle, hediyelik eşyaları ile heineken'in bu mükemmelliği beni gerçekten çok şaşırttı. kendilerine buradan da bir kez daha sevgilerimi iletiyorum.
amsterdam mutlu insanların olduğu bir şehir. özellikle istanbul gibi bir kaos başkentinden gitmişseniz inanın hiç geri dönmek istemiyorsunuz.
türkiye'ye indiğiniz andan itibaren bilindik şeyler yine karşınıza çıkıyor. pasaport onay kuyruğu, bu kuyrukta çıkan kavga, metrobüs, trafik, hava kirliliği, tayyip...
bir daha gider miyim ya da ne zaman giderim bilemiyorum çünkü öncelikle amacım görmediğim yerleri görebilmek ve mümkün olduğunca çok şehri gezebilmek.
lakin eskaza yolum bir gün yine amsterdam'a düşerse bundan çok büyük mutlulukta duyarım.
eylul ayinda ziyaret ettikten sonra bildiricem nasilmis nasil degilmis ama simdiden o oteli gidecek olanlara tavsiye ederim. sirf merkeze yakin diye sidik kokan ama pahali olan yerlerle hemen hemen ayni fiyat. (azcik daha pahali) trip advisor'dan da kontrol edin, goreceksiniz ne demek istedigimi. bekle beni amsterdam!
avrupanın köyü de denilebilir, ekonomik açıdan zengin ülkedir, sokaklarda çok dilenci göremezsiniz, insan olarakta biraz soğukturlar yani almanlardan çokta bir farkları yok, sakin bir ülkedir.
aynı zamanda bisikletleriyle de ünlüdür, arabalar vardır fakat bisikletleri yolda çok daha fazla görebilirsiniz, bunlar için de özel bisiklet yolları vardır zaten, binaların dışında evler genellikle yanyana ve müstakildir, sokakları ise tertemizdir yolda çöpleri çok fazla göremezsiniz, zaten her ailenin 3 tane büyük çöp kutusu var, ev hijyenini bilmiyorum da sokak hijyeni olarak çok duyarlılar, kağıtları, plastikleri ayrı ayrı çöp kutularına atıyorlar.
onun dışında istanbul gibi büyük bir yer değil, mesela burada eminönü,taksim,beşiktaş,bebek,nişantaşı,cadde varken orada bu tarz yerleri çok göremezsiniz oranın ünlü anca 1-2 caddesi vardır ve orası da taksim gibi uzayıp gider, gece klüpleri falan vardır ve uyuşturucu falan da satımı yapılır.
fakat o uyuşturucu olayı barlarda sınırlı mesela sadece bilmem kaç gram verebiliyor, tabii siz uyanıklık edip başka bir bardan da uyuşturucunuzu alabilirsiniz, kendi tercihiniz.
onun dışında yaşaması güzel bir ülke, yaşlı nüfusu fazla ve her taraf yeşillik dolu, fakat ingilizce çok bilen yok gibi.
zamanında hayvan pazarlarının ve tabak*ticaretinin yapıldığı bir bölgesinin sokak isimlerinin tamamen hayvan isimlerinden oluştuğu bir bölgesi vardır. şu an bu bölgedeki sokaklar, kızların gözde mekanı vintage dükkanlara evsahipliği yapar. burada gezinen 10 gençten 7si hipster olup, kız arkadaşlarınızla gidebileceğiniz tatlı minik kafeler, kahvaltı yerleri vardır.
kısa süreli bir tatil için gidildiğinde otelin adresinin iyice bellenmesi gereken şehir. hem çok güzel hem de yürünesi yolları olduğu için otelden çıktıktan sonra ne kadar mesafe kattediğinizi unutursunuz. eğer otelin yerini ya bir kanal vardı, bir de köprü, bisikletler vardı şeklinde hatırlıyorsanız, bu tarife uyacak binlerce yer olduğu için bulmanız o derece imkansızlaşır. taksiler sanki sürekli popstarlar biniyormuş havasındadır. lüks görüntüsü binince bu lüksün bir yerinizde patlayacağının ipucu sayılabilir.
gün içinde seyahat için günlük paso alırsanız gün içinde her yeri bir biletle gezebilirsiniz.
kim ne derse desin bir turist için eğlenceli bir şehir arkadaş. uyuşturucunun serbest olduğu ama yine de bulaşmak istemedikten sonra hiçbir belaya bulaşmadan takılabileceğiniz xlarge şehir. ister marihuana iç, ister van gogh müzesini gez, ister kanal turu yap, ister alışveriş. tek başına da gitsen, hemcinslerinle de gitsen, sevgilinle de gitsen eğlenceli bir şehir. sevgilimle gittim diye demiyom. valla bak. tamam onsuz daha iyi olabilirdi belki.
edit: ama o sırp hatun çok fazlaydı be hacı oooof of. görsen hak verirdin.
insanın hiç ayrılmak istemediği şehir. çok romantik bir kere, sap olarak gitsen bile romantik. şehrin içinden kanal geçiyor, 3-4 katlı 2 pencereli apartmanlar sıralanmış bu kanalların etrafında. her yer eski görünüyor, restorasyonla ayakta bir çoğu. gece ışıklar yandıktan sonra kanalda ışıkların yansıması ayrı bir güzellik oluşturuyor. dünyanın en güzel kahveleri ile birlikte en yumuşak içimli biraları belki de bu şehirde. yel değirmenleri tek başına yeter bu şehri güzelleştirmeye. hele o binlerce bisikleti alan bisiklet garajı... müzelerini saymıyorum bile. kesinlikle gidilip görülmesi gereken şehirlerden biri.
üçüncü ve en son ziyaretimden sonra artık birşeyler yazabileceğim kendisi ile ilgili, amacım amsterdam'da iyi vakit geçirmek isteyecek uuserlara tavsiyelerde bulunmak;
Öncelikle coffeshoplar, kiralık kadınlarla dolu olan redlight district'i mutlaka ziyaret ediniz ama çok fazla oralarda zaman harcamayınız, oralarda manasız bir gerginlik ve stoned halde bir sürü turistten başka bir şey yok,
Biraz daha o bölgeden uzaklaşınız, jordaan mahallesini bulunuz, orada daha az turist görmek mümkün en azından biraz da olsa hollanda'lı görmek mümkün, bu bölgede daha iyi coffeshoplar ve barlar bulunmakta. Coffeeshop önerisi; rokerji bunların bir çok şubesi var ama jordaan'daki hem en büyüğü hem de en güzelidir. Paradiso diye bir bar vardır haftanın her gecesi çeşitli konseptlerde partiler ve konserler düzenlenmektedir. Mevkii olarak yine jordaan'dadır eski bir kilise binasıdır, muhteşem bir ortama sahiptir.
Bu şehirde mutlaka bisiklete sahip olun çok ta zor değil, kiralayabilirsiniz ama şansınıza güveniyorsanız sağda solda kilitsiz binlerce bisiklet vardır onlara bakının bulursunuz, biz 12 günde 10 tane bulduk, 600000 tane bisiklet olan bir şehirden bahsediyoruz sonuçta. Tam bir bisiklet şehridir amsterdam onun haricindeki bütün ulaşım yollarını pahalı kılmışlardır trafikteki bütün öncelikler bisikletlilere verilmiştir, bisiklet yollarına dikkat edin ansızın çarparla hiç acımazlar, bisiklet yoluna bir turist atlasa da ezsek diye beklemekteler resmen.
Şehrin daha batı bölgesinde westerpark içinde pacific parc diye bir bar vardır ki o da süperdir, vakit geçirmek için harika bir yerdir. Haftasonları çok kalabalık olmakta ve herkes mutluluk içinde dans etmektedir, ansızın kocaman arkadaş grupları içinde kendinizi dans ederken bulabilirsiniz ve bundan da keyif alırsınız.
Bir de mutlaka sehirde bisikletle boş boş geziniz mutlaka şehir sizin için sürprizler hazırlamıştır. Turistik bölgede olmayan herşey daha ucuz, daha samimi ve daha kalitelidir.
Edit'e açık entry'dir henüz döndüm yorgunluğumu bile atamadım, sorular doğrultusunda da editlenebilir. Ama aklıma geldikçe doğaç editlere de maruz kalacak başlıktır.
ilk edit: Meyve, sebze çok lezzetsiz, çok keyifsiz, çok kimyasal...Buradaki insanlar bir çok meyvenin sebzenin ne tadını ne de şeklini orjinal haliyle biliyor, onlar fabrikasyon, tatsız, sağlıksız, renkli, düzgün şekilli birşeyler yiyorlar ama isimleri haricinde hiç bir benzer yanı bulunmuyor bu bahsettiğim şeylerin bizim meyve ve sebzelerimizler .
amsterdam (bkz: hollanda)'nın başkentidir. ama hükümeti barındırmaz, yani idari başkent değildir. idari başkent (bkz: lahey)'dir. yani den haag'tir. 12. yüzyılda amstel ırmağının kıyısında bir balıkçı köyü olarak kurulan amsterdam, bugün hollanda'nın kişi sayısı bakımından en büyük, kültürel ve parasal yönden de en önemli kentidir. kentte 1 nisan 2011 sayımına göre 783.364 kişi yaşasamaktadir.
amsterdam, çoğunlukla 17. yüzyıldan kalma yapılarıyla, avrupa'daki en köklü kent dokularından birini barındırır. kentin eski bölümü iç içe geçmiş ay biçimindeki kanallardan oluşur. bu kanalların iki yakasındaki tarihî evlerin bir bölümü bugün ev, geri kalanı ise, kamu ya da özel işyeri olarak kullanılır.
şehirde birçok müze bulunmaktadır. bunların en önemlileri rijks museum diğeri ise (bkz: van gogh) museum'dur. bunların dışında, amsterdams historisch museum, rembrandthuis, (bkz: anne frank) huis, hermitage, troppenmuseum, verzetmuseum stadelijik museum'u sayabiliriz.
gelmisken gormeniz gereken yerlerin basinda gelen o meshur genelevlerin olduğu "kırmızı işıklar" bölgesi (bkz: red light district) ile daha çok tütünle karıştırılarak ya da karıştırılmadan içilen esrarın, space cake (esrarlı kurabiye) ve mantarların satıldığı "kahvehane"ler ("coffeeshop") bahsetmemek olmaz herhalde. ama ben derim ki siz gelin en iyisi kendiniz gorun. birde sayet cok bisiklet gormeye asina degilse gozleriniz amsterdam bisiklet-dostu bir şehirdir. şehirde bisiklet yolları ve bisiklet park alanlarıyla "bisiklet kültürü"nün geliştiği bir merkez oldugunu ve sehirde 1 milyondan fazla bisiklet bulundugunu bilseniz iyi olur.
amsterdam, en çok ziyaret edilen 5. merkezdir. yıllık 4.2 milyon turist ülke dışından amsterdam'a gelir
an itibariyle sözlükte 174 online sayısına müteakip bilgi edinmeyi arzuladığım, finallerden sonra on gün boyunca kalacağım, eğlencenin dibine vurmayı planladığım, şehrin içindeyken çantamda her zaman bir not defteri ve kalem bulundurup her ince ayrıntıyı not düşmeyi planladığım, hakkında beklentilerimi yüksek tuttuğum, yüksek beklentilerimden ötürü içimi kaplayan korkunun kaybolmasını istediğim ve online ve orada bulunmuş arkadaşların bana özelden hakkında bilgi verileceğini düşündüğüm yer.