bir zamanlar güneşti, bazı hayvanlardı. zamanla insanlar bu saçmalığı bırakıp görülemeyen şeylere yöneldi. sonraları insan tanrılar oluştu. hükümdarlar ve krallar kendini tanrı sandı. fakat bunun da saçma olduğu, gelişmeye başlayan insan aklıyla çözüldü. tekrar görülemeyen tanrılara yöneldi insanlar. fakat bu tek tanrı değildi. mitoloji oluştu. insan aklı gelişmeye devam etti ve bunun da saçmalığını anladı. şimdi dünya üzerinde yaşayanların büyük çoğunluğu tek bir tanrıya inanıyor.
insanlığın bu milyarlarca yıllık tarihi sürecinden ben zamanla bu tek tanrı inancının da yıkılacağı ve yerine salt bilimsel verilerin konulacağına inanıyorum.
--spoiler--
bence, hepimiz için bi plan ve amaç var. doğaya bi bak; kuşlar tohum yer, bi yere uçar, tohumu bırakır, bitkiler büyür... kuşun dışkısının da işi var. senin de bi işin var!
--spoiler--
işte bu kusursuz düzen içerisindeki işverenimiz diyebiliriz diğer bir yolla. işlerimizi düzgün yaparsak terfi edeceğiz, daha güzel yerlere.
küçükken monami pastel boyaların üstündeki taçlı adam zannettiğim. nasıl bir kafa bilmiyorum, ama şimdi biraz düşününce mantıklı lan aslında. kafada taç falan, kavram olarak ideal. bi bak, benzemiyo mu allaasen?
tonla küfür yiyor her saat her dakka... ama elçisi öle mi? bi küfür et elçisine halk içinde bak neler yapıyorlar. ama allah'a küfür edince çoğu kimse ses etmiyor.
dünyanın haline bakınca, "oradan bakınca nasıl görünüyor? kimden yanasın?" diye zaman zaman söylendiğimdir. en inanmazın bile, inanılmaz şekilde sığındığıdır. onun ve kendi varlığımın nedenini nasılını ölmeden asla gerçekten bilemeyeceğimdir. "bu sabahların bir anlamı olmalı" diyor şarkıda. onun gibi bir his işte. bu boktan dünyaya gelişimizin bir anlamı olmalı. ama dünyada nerede yavşak varsa hepsinin tuzu kuru. nerede mazlum varsa her gün daha boka sarmakta.