kısaca hiçbir yerdedir. çünkü tanrının var olan tanımı zaten hiçlik üzerine. tanrı eğer sonsuzsa bir mekana sığmaz bu yüzden her yerde olurdu. tanrının ne olduğu sorusu da varlığını anlamak için önemlidir. aslında şu sorular sorulabilir. tanrı nedir? tanrıyı görmekten kasıt nedir? tanrı bir mekanda nasıl var olabilir? tanrıyı gören biri gördüğü şeyin tanrı olduğunu nasıl anlar? işte önemli olan bunlar. gerisi faso fiso. yoksa tanrı içimizde içimizde değip dolanırsınız ortada.
Allah kavramı onu görene,hissedene,düşünene göre değişir.
göz var der gönül yok
söz var der ölüm yok
yüz var der güz yok
kalp kör der akıl yok
var der yok yok
yar var der yanan yok
ne var ne yok...
kor oldum
kula sordum
yoklukta Cok
coklukta yok
gel kurtar viranı beni bende yak...
inanışa göre har canlının yaşam kaynağı Allah'tır. yani Allah bizi yarattığı için varız doğru mu?
her canlı için yaşamın(insan evladı bunu bozana kadar) nasıl bir düzen içinde ilerlediğini görmek, dünya üzerinde bizim hayatımızı devam ettirmemizi sağlayan her şeyin uyumunu düşünmek ve eğimi 1 derece farklı olsa dünyamız üzerindeki yaşamın yok olacağını düşündüren dengeyi anlayabilmek Allah'ın varlığını anlamamız için yeterlidir. bu da şu anlama gelir ki insan dünyadaki yaşama ve işleyişe baktığında, baktığı her şey'de Allah'ı görür. Allah her yerdedir.
inanan insanlar için tabi dediklerim. gözle görmediğine inanmayanları ayrı tutuyorum.
Yûnus, 3. Ayet: Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da "Arş'a kurulup" işleri yerli yerince düzene koyan Allah'tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. işte O, Rabbiniz Allah'tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?
"Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara, 2/115) şeklinde kur'an'da bir yanıtı verilmiş soru.
ingilizce ifadeden de anlaşılacağı üzere; "god is now here" değil, "god is nowhere"dir. ayrıca, bir ateist olarak; kişinin değil, toplumların dinine karşıyım. çünkü bir ateist ve bir dindar rahat ve saygılı şekilde sohbet ederken, sohbete bir dindarın da dahil olmasıyla olay çirkinleşir.
“Biz, her elçiyi kendi toplumunun dili ile gönderdik ki, onlara iyice açıklasın.” (ibrahim, 14/4)
Halk dilinde arş, “saltanat koltuğu”, arşa istiva da “yönetimin başına geçme” anlamındadır. Türkçede de bu anlamda, “padişah tahta oturdu”, “falan kişi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu”, gibi ifadeler kullanılır. Bunların anlamı, o kişinin o makama gelmesidir. Allah Arşa istiva etti, sözü de aynıdır. Kâinatın yönetiminin Allah’ın elinde olduğunu ifade eder.
istivâ kelimesinin geçtiği ayetler müteşâbihat’tandır. müteşâbihat benzeşenler manasına gelir.
böyle dememiz imam buhari'yi vehhabi yapmaz. zira onun zamanında vehhabilik yoktu. zaten öyle bir iddiada da bulunmadık.
"sorun şu ki ehl'i sünnet'in itibar ettiği imam buhari de aynı görüştedir." diyerek bu konudaki görüş benzerliğine dikkat çektik.
sadece bu gerçekten hareketle "imam buhari'nin tüm görüşleri vehhabilerin fikrine uygundur" denemez. fakat bu görüşünün ehl'i sünnet mezhep imamlarının görüşlerine ters, vehhabilerin görüşlerine ise uygun olduğu da bir gerçektir.
vehhabilerin (suudilerin), bir taraftan allah'ın sıfatları konusundaki ayetlerin tevil edilmesini reddederken, diğer taraftan görüşlerine ters ayetleri tevil ederek, "arş'ın üzerindedir" diye yanıt verdikleri sorudur.
KAF-16: "Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız." alıntısıyla cevap bulan sorudur.