ali şeriati

entry216 ↑ galeri27
    66.
  1. "i have no religion, but if i were to choose one, it would be that of shariati's" jean paul sartre. abduh, afgani ve mehmet akif gibi islam modernizminin savunucusudur. aslında öze dönüşü arzular, gerçek islam vurgusu yapar.
    1 ...
  2. 65.
  3. ismine ilk rastladığımda beynimden vurulmuşa döndüğüm tek insan. daha önce böyle bir isim soyisim görmemiştim, küçüktüm o zamanlar. zamanla kitaplarını okudum.fikirlerini tanıdım. kesinlikle bir filozof ve alimdir. mossad tarafından şehit edildiği söylenmektedir. ruhu şad mekanı cennet olsun.
    0 ...
  4. 64.
  5. --spoiler--

    ali eren hoca - arifan dergisi

    ali şerîatî mumammed kimdir isimli kitabında sözde peygamberimiz’in hayatını anlatacak ya, daha önsözde “benim bu öyküye bakış açım mezhebî îtikadlar açısından değil” diyerek okuyucuya takiyye yapıyor. diğer bir ifadeyle acem yalanına başvuruyor.

    çünkü, kitap başından sonuna kadar, söylediğinin tam tersi yazılarla dolu.

    önsözde, kitabı hakkındaki ikinci yalanı da şöyle: “…her türlü taassup, taraf tutma ve pek çok araştırmanın hastalığı sayılan önyargıdan uzak…”

    önyargıdan ne kadar uzak olduğunu da aşağıda göreceğiz. önsözde yazdığına göre peygamberimiz’i kitabında şöyle anlatıyormuş:

    “…bir müslüman olarak değil de, tarafsız, ilmî bakış açısıyla olayları değerlendiren bir düşünür olarak muhammed’in görüntüsünü sergilemek…”

    işte bu doğru… peygamberimiz’i, gerçekten “bir müslüman olarak” anlatmamış. zaten müslüman olarak anlatacak olsa, “muhammed’in görüntüsü” demezdi.

    ya “hazret” ya “aleyhisselam” veya “peygamberimiz” derdi.

    çünkü müslümanlık peygamberimiz’i hürmetsiz anmaya engeldir.

    şeriatî’nin, peygamberimiz’in hayatı hakkında kullandığı ifade de şu: muhammed’in siyeri.

    şimdi, ali şeriatî’nin, kitabının ileriki sahifelerinde yazdıklarına madde madde bakmaya çalışalım:

    1- hazreti ömer (radıyallâhü anh) zamanında islam’ın iran’a girmesini içine sindiremediği için buna bir türlü fetih diyemiyor. “arapların saldırısı”, “ömer’in iran’a saldırı kararı” diyor. (s.13, 14)

    2- müslümanların iran’ı fethetmeleri içine öyle oturmuş ki, bu fethi hem sıradan bir savaş gibi görüyor hem de müslümanları vahşî kabileler olarak anlatıyor. ona göre müslümanlar vahşî, o zamanki imansız iran ile, doğu roma ise ileri bir toplum.

    yine ona göre iran’ın fethi kudsî bir gayeye dayanmayan bir hegemonya.

    işte sözleri: “burada iran veya doğu roma’nın araplara yenilişi söz konusu değildir. çünkü vahşî kabilelerin medenî toplumlara saldırısı ve onlara karşı zafer elde etmesi büyük ve ileri toplumlar üzerinde hegemonya (baskı ve üstünlük) kurması, tarihte tekerrür eden bir olaydır.” (s: 15)

    3- şeriatî’ye göre peygamberimiz bedir harbi’ni, “başarı kazanamazsam yahudi ve münafıklar bana ne derler” telaşıyla yapmış.

    peygamberimiz’in düşüncesini şöyle aktarıyor: “nasıl olur da eli boş medine’ye dönebilirdi. yahudi ve münafıklar ne derlerdi.” (s: 29)

    bedir harbi’ne katılan ashâb-ı kiram hakkında ise şöyle diyor: “…çoğu yağmalama hedefiyle yola çıkan bir ordu…”

    yani ona göre ashâb-ı kiram bedir’de allah için, din için cihad etmemiş, yağma için yola çıkmış.

    4- şeriatî, bedir harbine iştirak eden ashâbı kötülemeye şöyle devam ediyor: “muhammed’in ordusunda (ifadedeki hürmetsizliğe dikkat!) bir grup, cedelleşmeye ve münakaşaya başladı.

    onlar şöyle diyordu: “biz savaş için değil ganimet için yola çıktık. nasıl olur da 313 kişi hem de böyle sınırlı bir techizat ile, savaşa hazır, kılıç kuşanmış bin kadar savaşçıya karşı, mutsuz ve ümitsiz bir harbe girilebilir diyordu.” (s: 32)

    bedir ordusundaki ashâb-ı kiramı, içten içe kaynayan, ihanet etmek için fırsat kollayan kimseler olarak anlatıyor: “muhammed… (hazret demiyor) öyle güzel koordine etti ki, kimseye bir an bile olsun, ihaneti düşünme fırsatı vermedi.” (s: 32)

    5- ashâb-ı kiramın büyüklerini bile değişik tevhid anlayışı taşıyan, ayrı ayrı inanca sahip olan kimseler olarak gösteriyor:

    “ebûbekir’in tevhid anlayışı…
    bilal’in tevhid anlayışı..
    evet bu iki tevhid anlayışı arasındaki fark, bedir’de iyice kendini gösterdi.” (s: 36)

    allah’ın rızasından başka bir şey düşünmeyen bedir aslanlarını kötülemeye devam ediyor:

    “kin ve intikam ateşi daha da büyümekteydi… peygamberin ünlü dost ve yardımcısı ebû huzeyfe intikam ve kin ateşi içinde yanıyordu.” (s: 40)

    6- kendi isteğinin tersine zaferle son bulan bedir savaşı sonrasını şeriatî şöyle anlatıyor:

    “islam ordusu ilk defa olarak en çetin savaşlardan birinden dönüyordu, gururlu ve muzaffer olarak. “
    gurur!.. bu çok çirkin bir huy ve özelliktir. (s: 42)

    gördüğünüz gibi, islâm ordusunu önce gururlu olmakla suçlayıp arkasından da gururun çirkin bir şey olduğunu söylüyor. böylece, ashâb-ı kiramı çirkin bir huya sahip olan bir topluluk olarak gösteriyor.

    7- sıra geldi uhud harbini anlatmaya. burada da ashâbın en öndeki üç büyüğüne dil uzatmaktan geri durmuyor:

    “osman firar etmişti. ömer ve ebûbekir ortalıkta görünmüyordu.” (s: 65)

    8- uhud’dan sonraki hamrâül esed gazvesini anlatırken de, peygamberimiz’i insafsızca hareket etmekle suçluyor.

    “peygamber, ümmü mektum’u medine’ye başkan olarak atayıp, henüz yüreği yaralı çocuk ve kadınların inilti ve ağlama sesleri duyulan evlerden, yorgun ve yaralı müslümanları çıkarıp harekete geçirdi…” (s: 70)

    “yorgun ve yaralı insanlar sefere çıkarılır mı? bu kadar da insafsızlık olur mu?” demeye getiriyor.

    9- mekke’nin fethinden sonra peygamberimiz genel af ilan etmiş, ancak birkaç kişinin bulundukları yerde öldürülmelerini emretmişti. bunlar, işleri güçleri islâm’ı ve peygamberimiz’i kötülemek olan kimselerdi.

    şeriatî, bu meseleden bahsederken şöyle diyor:

    “komutanlara emir şuydu: “sizinle savaşmayanlarla değil, savaş açanlarla çarpışın.” fakat bir grubu adlarıyla açıkladı. ve şöyle dedi: “onları kâbe’nin perdesi (örtüsü) altında bulsanız da öldürün.” (s: 189)

    şeriatî, bu meseleyle ilgili 106 nolu dipnotta peygamberimiz’e olan düşmanlığını açıktan açığa ortaya koyuyor. işte kullandığı ifadeler:

    “peygamber’in sükûnet ve huzur sağlamaya, mekke’de kan dökmeyi önlemesine karşın, öyle bir ortamda tavizsizlik göstermesi, onun ruhsal yapısının normal bir rûhi yapı olmadığını gösteriyor. onun hayat serüveni bu örneklerle doludur."

    gördüğünüz gibi, peygamberimiz’i hem tavizsizlikle suçluyor hem de, “normal bir rûhi yapısı olmadığını” söylüyor. daha da ileri giderek “hayatı bu örneklerle doludur” diyor.

    yukarıda, “peygamberimiz’e “hazret” dememesi şöyle dursun, hakaret edi̇yor!” dediğim işte buydu değerli okuyucular.

    10- huneyn harbi’ni nasıl anlattığına geçmeden önce bir hatırlatma yapalım. bu harpte müslümanlar önce gafil avlanıp hevâzin ve sakif kabilelerine mensup müşrikler karşısında bir sıkıntı yaşamışlarsa da sonunda toparlanmışlardı. o harpte müşriklerin kumandanının ismi mâlik bin avf idi.

    lütfen hevâzin ve sakif kelimelerinin müşrik, kumandanlarının da mâlik bin avf olduğunu unutmayınız.

    bakın ali şeriatî huneyn harbi’ni nasıl anlatıyor:

    sabah karanlığı, derenin darlığında müslümanlar, elleri bağlı gözleri kapalı olarak kendi kadın-çocuk ve mallarıyla birlikte gelen fedâkâr hevâzin ve sakif savaşçılarının amansız darbeleri altında kıvranıyordu. (s: 213)

    gördüğünüz gibi müşriklere fedâkâr diyor. anlatmaya devam ediyor:

    “bu sırada hevâzin’in yürekli bayraktarı kızıl kıllı deve üzerinde ilerliyordu…. bulduğunu mızrakla vurup düşürüyordu.” (s: 216)

    hevâzin kuvvetlerinin bayraktarını yürekli diye övüyor. müslümanları vurup düşürmesinden ise büyük zevk aldığı anlaşılıyor. aşağıda gördüğünüz gibi müşriklere fedakâr demekte ısrar ediyor:

    “fedâkâr hevâzin ve sakif müttefikleri, gerçi kadın-çocuk ve servetlerini savaş alanına getirmişlerdi. fakat her an şiddetlenen, sertleşen, hışmı artan, saldırgan fırtına karşısında gitgide ümitsizleşiyorlardı.” (s: 217)

    evet müşriklerin gitgide ümitsizleşip sonunda belalarını buldukları doğru. ne var ki, ali şeriatî buna kahroluyor. ama müşrik kuvvetlerinin kumandanını son ana kadar kahraman olarak anmakta da direniyor.

    bakın:

    “son anlara kadar direnen huneyn kahramanı mâlik bin avf…” (s: 221) müşrikleri bu kadar öven yazarın, islâm askerleri hakkında ne dediğini merak ediyorsanız buyurun:

    “…büyük ve dengesiz bir ordu…” (s: 229)

    --spoiler--
    0 ...
  6. 63.
  7. 62.
  8. islamın dünya görüşü ve ideolojisini çok iyi tespit eden bir müslümandır. aynı zamanda bir sosyolog, tarihçi ve edebiyatçıdır. iran islam devriminin mihenk taşlarındandır. ingilterede ingiliz ajanları tarafından şehid edilmiştir.
    2 ...
  9. 61.
  10. "Müslüman olamıyorsanız Sosyalist olun" diyen kişidir.
    1 ...
  11. 60.
  12. insanların uydurduğu değil de allah'ın indirdiği gerçek islamı tanımak isteyenler için bulunmaz bir nimet olan iranlı yazar. ebu zerr ve dine karşı din kitapları okunduğu taktirde, uydurulan dine tepki olarak islam'dan soğumuş olan akıl sahibi kitlelerin, tekrar islama yönelmeleri gayet mümkündür. okunmalı, okutturulmalı, tavsiye edilmelidir.

    http://www.aliseriati.com/
    2 ...
  13. 59.
  14. bir sözünde şöyle der: "Okuyun, diyor okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."
    1 ...
  15. 58.
  16. bizi rahatsız etmeye gelen adam. öze dönüş kitabı, dine karşı din, kevir, fatıma fatımadır, medeniyet modernizm mükemmel kitaplarıdır. şiddetle okumanızı tavsiye ederim.
    0 ...
  17. 57.
  18. "Okuyun, diyor okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."
    7 ...
  19. 56.
  20. lombakta yillar once gordugum bir karikaturu animsatir bana,
    bir bilim adami utuyu bulur ve dusunme kutusunda "sonunda insanlik icin hayirli bir bulus yarattim" der. ikici karede adam elleri basinin arasinda endiselidir. onlarca insan utuyle biribirinin kafasini utulemektedir.

    ali seriati islamin sosyalist,ozgurlukcu, paylasimci yuzunu gostermek icin didinip oldurulmus, onun fikirleriyle bir mollalar seriati ,totaliter bir islami yonetim basgostermis..yasasaydi mollalarca katledilecekti.sah'a kismet oldu.
    3 ...
  21. 55.
  22. 54.
  23. 53.
  24. aslında hakkında uzun-uzun yazmak gerekli...

    islam dünyasının içinde yüzdüğü taassubu ve bundan hiçbir zaman kurtulamayacağını muhteşem şekilde gözler önüne sermiş, büyük düşünür.

    gerçekleri dile getiren nice büyük insan gibi katledilmiştir.

    (bkz: doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar)

    onuncu köyde tutunmaya çalışıyoruz.
    2 ...
  25. 52.
  26. Doğunun gözbebeği. Yüzyıllardır sömürülen müslümanlar, yani bizler, bu düşünürün kitabını okumalıyız, okutmalıyız.
    1 ...
  27. 51.
  28. "sizi rahatsız etmeye geldim" sloganını kendisine şiar edinmiş cins kafa...
    0 ...
  29. 50.
  30. doğu'nun en ciddi düşünürlerinden biridir. varoluşçuluğun üstadı sartre'ın yanında yetişmesine rağmen, batı karşıtı, sıkı antiemperyalist, dini ve geleneksel değerlerle sosyalizmi harmanlayan bir düşüncenin sahibidir.

    islam tarihinden ebu zer-i gıffari'yi sever; mitolojiden prometheus'u; ve romanlardan -benim gördüğüm- en çok kazancakis'in "yeniden çarmıha gerilen isa"sını över..

    iran devriminin en önemli hazırlayıcılarından olduğu halde, iran devrimi tarafından kitapları yasaklanmıştır; çünkü osmanlı'yı ve sünnileri öven fikirleri vardır..
    1 ...
  31. 49.
  32. eğer yaşayıp iran devriminde önemli bir aktör olsaydı, bugün sevgililerin şiirler okuduğu geceler yaşanan o güzel ülke devam edecekti belki. taassuptan çok uzak özgür bir islami rejim olacaktı. nasip değilmiş ama. ruhu şad olsun dediğimiz üstad.
    1 ...
  33. 48.
  34. konuşmalarını ve derslerini türkçe'ye "islam bilim" olarak çevrilen islam-şinasÎ (huseyniye-i irşad) adlı eserinde derlemiş olan iranlı alim. islam'ı toplumbilim, insanbilim, tarih ve tarih felsefesi gibi bilimlerin perspektifinden bakarak değerlendirmeye çalışmıştır. dünya görüşünün temeline tevhid'i bir ideoloji olarak yerleştirmiştir. ona göre eski toplumlarda ilk başlarda tevhid inancı hakimdi. fakat bu durum zamanla tarihsel bir süreç içinde değişmiş ve şirk yaygınlanmış bunun sonucunda da çok tanrılı dinler doğmuştur. örneğin şeriati , tanrılarıyla ünlü eski yunan medeniyetinde bile en başında tevhid anlayışının hakim olduğunu fakat daha sonraları yunan toplumuna şirk anlayışının maveraünnehir'den girit medeniyeti vasıtasıyla bulaşmış olduğunu ve bundan sonra da zeustan başka diğer tanrıların da türemiş olduğunu söyler. keza yine aynı şekilde zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta'nın en eski bölümü olan "gatalar" adlı metinlerin şirk anlayışından tamamıyle uzak olduğunu ve ahuramazda'dan tek bir tanrı olarak bahsedildiğini fakat sonraki dönemlerde bu durumun da zamanla bozulduğunu ve zerdüştlüğün de ilk baştaki tevhid anlayışından sıyrılarak çok tanrılı bir anlayışa evrilip tahrif olduğunu misal vermiştir. sahiden de zerdüştlük eski tek tanrılı dinlerden biriyken zamanla dualist bir din olmuştur. Ahuramazda'nın karşısına Ehrimen diğer bir tanrı olarak yerleştirilmiştir. Şeriati yine konuya dair eski ve esaslı bir medeniyet olan Hint medeniyetini de örnek verir. En eski dini hint metinlerinde -upanişadlar- "krişna"'nın tek bir tanrı olarak geçtiğini fakat yine her zamanki gibi bu durumun da bozulup şirke evrildiğini misal verir.

    bu misallerden yola çıkarak dine karşı din adını verdiği meşhur bir aforizma ortaya çıkarır. bu fikriyatın temelindeki anlayış şudur : tarih boyunca din ile dinsizlik , din ile ateizm asla karşı karşıya gelmemiş, savaşmamıştır. tarih boyunca tevhid inancını savunan hak bir din ile şirki savunan tahrif olmuş dünyevi , insan ürünü batıl dinler (ya da sistemler) çatışmış, savaşmıştır.

    Şeriati "tevhid" anlayışı çerçevesinde sadece açık şirke karşı değil islam dininin içinde yapılanmış bazı gizli ve sinsi (öyle olduğunu iddia ettiği) bazı şirklere de şiddetle karşı çıkar. ona göre hz.musa'nın karşısındaki firavun da anlatılanın ve yansıtılanın aksine çok dindar bir insandı. ama firavun tevhid anlayışından yoksundu ve çok tanrıya inanıyor, onlara tapıyor ve insanlara onlar adına zulm ediyordu. muaviye ve onun saltanatını eleştirirken de şeriati hep bu argümanları kendine temel alacaktır...

    öte yandan şeriati'nin eserlerindeki diğer bir belirginlik hz.ali ve ilk müslümanlardan sahabe hz. ebu zer el giffari'yi kendi düşüncelerini aktarmada bayraklaştırması ve sürekli örnek bir model olarak yansıtmasıdır. bu iki isme olan sevgisi o kadar ileri gitmiştir ki zaman zaman bu iki ismin karşısına hz.osman, hz. ömer gibi diğer sahabeleri koymuş ve onları sert bir biçimde yermekten çekinmemiştir. hz.osman ve hz.ömer karşıtı bu sert ifadeleri bu konularda hassas olan sünni çevrelerde tabi ki tepkiyle karşılanmıştır. ama işin daha ilginci şeriati sadece sünni alimlerden değil yenilikçi tavrı yüzünden şia alimlerinden de sert tepkiler almıştır. şeriati daha çok cemaleddin afgani (cemil meriç'in umrandan uygarlığa adlı eserinde sert bir biçimde eleştirdiği , 2.abdülhamit'in ise zamanında açıkça "mason" olarak suçladığı kişi) muhammed abduh ve seyyid cemal çizgisinde selefiliğe yakın bir yerdedir.

    fransa'da bulunduğu dönem içinde oradaki batılı düşünürlerden çok etkilendiği ve düşüncesini bunlarla yoğurup sentezlediği açıktır. dini bir kıssa olan meşhur kabil-habil çatışması ve öyküsünü marksistlerin ezenler-ezilenler diyalektiğine benzeterek yorumlaması bu durumu Gösteren misallerden biridir.

    yine örneğin kurana Göre insanın balçıktan yaratılması hadisesini de yine böyle bir derin felsefi yorumla değerlendirmişitir. ona Göre dünyada mutlak bir teklik vardır ve iyilik hakimdir. ama insanın yapısında bir ikililik vardır. bu ikililiğin birisi allah'ı temsil eden ruh , diğer ise kuran'da Geçen "balçık", çamurdur. bu ikililikten ruh yüce olandır, çamur ise aşağılık olandır. biri sonsuz derecede yüceliktir diğeri ise sonsuz derecede aşağılıktır. şeriati'nin bakış açısıyla işte insan bu iki sonsuz arasında Gidip Gelmektedir.

    Ali şeriati'nin felsefi yönü kadar şairaneliği , edipliği de baskındır. eserleri okunurken bir din aliminin değil öncelikle sosyoloG sıfatını taşıyan bir bilim adamı ve sonra da bir edebiyatçının eserini okuduğumuzu hatırlamalıyız. zira onun en çok eleştirilen yanı fıkıh ilmi Gibi konulardaki zayıflığı, yetersizliğidir.

    son bir söz de "moderen" şehirlerde, açık alanlarda, otobüslerde ,üniversite kampüslerinde onun eserlerini okumaya çalışan arkadaşlara : kitabın kabını saklayın. yazarın soyadındaki "şeriati"yi şeriat sanıp kıllanan ve üzerinize çullanan moderen bir kentlinin hışmına uğrayabilirsiniz. onu okumanın zorluğu sadece büyük şehirlerde değil elbette. dini ve sünni Geleneği kuvvetli olan küçük şehirlerde de tam tersi bir biçimde "şia'ya mensup yahut mezhepsiz bir zındığı" okumakla suçlanabilir ve karalanabilirsiniz. velhasılkelam her iki durumda da cahillik ve önyarGılı olmak zor iş, başa bela...
    5 ...
  35. 47.
  36. anlatımında ufak bi risale tadı göreceğiniz bir söyleyişe sahip bizi rahatsız etmeye gelmiş!!! bir yazardır.
    0 ...
  37. 46.
  38. iranlı Müslüman sosyolog, yazar. özellikle din sosyoloji ve çağdaş islam düşüncesi üzerine eserler vermiştir. Marksist düşünceden yaptığı alıntılar ve türetmeler ve bunların kendi zamanındaki iran'a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kritiği ile birlikte çağdaş islam düşüncesi ve devrimcilik açısından ortaya koyduğu çeşitli sonuçlar ve yarattığı ilgi sebebiyle, gerek önemli çağdaş islam düşünürleri arasında gerekse iran'daki devrimci islam'ın babası ve iran islam Devrimi'nin baş düşünürü olarak anıldığı olmuştur..

    iktisadi üçlemesini herkese tavsiye ederim..
    (bkz: iktisat Sosyolojisi I) / (bkz: Kapitalizm)
    (bkz: iktisat Sosyolojisi II) / (bkz: islam ekonomisi)
    (bkz: iktisat Sosyolojisi III) / (bkz: Marksizm)
    2 ...
  39. 45.
  40. kemalistlerin, sahip oldukları sığ bilgi dağarcığı nedeniyle "şeriatçı" olarak algılayabilecekleri sosyalist yazar.
    1 ...
  41. 44.
  42. Kendisine* ve kitaplarına Antalya'da rastlayamadığım üstad. (bkz: Antalya'da büyük bir entellektüel boşluk olması sorunsalı)
    1 ...
  43. 43.
  44. bu günkü yaşanılan islamın gerçek islamdan çok farklı olduğunu söyleyen zat.
    1 ...
  45. 42.
  46. "sanat" adlı kitabı şiddetle tavsiye edilir.

    Şeriati' ye göre insanın sanata olan ihtiyacının kaynağı "yalnızlık" tır.
    Kendini yalnız bulan insan, sanat vesilesiyle bu yeryüzünü, gökyüzünü yada uyuşamadğı yabancı olduğu nesneleri idrak etmek için, yakınlaşma ve barışma boyasıyla boyanmak ister..

    Ve sanat' ta insanın arayışının ne olduğunu da yine aynı güzellikle anlatır.
    insan sanatta "varolmayanın" arayışındadır, der.

    Ve yine şeriati' ye göre eğer bir sanatçı gökten ve yerden bahsediyorsa,, ne o gök bu göktür, ne o yer bu yerdir.

    Sanatçının söylediği ağaç şeriati' ye göre bahçede boy veren ağaç değildir.
    Sanatçının yüreğinde şekillenen,onun nitelediği ağaçtır.

    Ayrıca şeriati' nin tiyatro hakkındaki engin bilgisini,farklı olan bakış açısını kendine özgü anlatımıyla yine "sanat" adlı kitabında bulabilirsiniz.
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük