kimsenin lafına, sözüne göre hareket etmeyen adam. liberaldir ve kendi yolunda gider. üslubu serttir ama doğruları yazar. fanatik değildir, yeni görüşlere açıktır. araştırmadan sallamaz. bir gün başı bu faşistler yüzünden belaya girerse üzülmesin. kendisi bir ilk olmayacaktır. bu ülke çok aydınını aynı şekilde kaybetmiştir. başımızda aydın diye tüneyenler ise bu ülkenin asıl katilleridir.
4 kasım 2010 ahmet altan'ın köşe yazısında ettiği hakaretlere yönelik tepki verilesi insandır. ben ulusal bir gazete atatürk'e ilkerine açık hakaret eden başka bir köşe yazısı görmedim.
açık olarak bir hazımsızlık sorunu olduğu bellidir. atatürk'den nefret etmesi ile gözümde pkklı ile farkı yoktur.
halkın yükselen sesine kulak verilmeli diyerek halkıda zan altında bırakır ayrıca.
halk atatürk'e düşman değil ahmet bey. sen hangi dünyada yaşıyorsun.
sizin ileri demokrasi söylemiyle yaptığınız atatürk ilkelerine düşmanlığınızı bu memleket soracak sizden elbet?
zira bu tiplerin atatürk'ten ziyade bir ''türk'' düşmanlığı olduğunu artık sağır sultan biliyorken türklerin atasına dil uzatmamaları mümkün mü? sonra prim alamazlar. aman aman...
bu kadar mı güzel özetlenir;
--alıntı--
chpnin yeni lideri kürt diyemiyor, başörtülü bir kadın var diye çankayaya gidemiyor, alevi olduğu halde cemevlerinin hakkını savunamıyor.
nasıl siyaset yapacak, halkın taleplerini nasıl karşılayacak?
--alıntı--
bugünkü chp başlıklı yazısında işbilirliğini bir kez daha kanıtlamıştır.
"partinin genel merkezinin dördüncü katında bir merkez yönetim kurulu, on ikinci katında bir başka merkez yönetim kurulu toplanıyor . genel başkan, genel sekreteri korku imparatorluğu kurmakla, genel sekreter genel başkanı partiye tasallut etmekle suçluyor."
ana sayfada yazının sadece bu kısmını gözükmekte...
yazının devamını okuyan, "sıkıyorsa ana sayfada belirtsene o karalamalarını?!" demekten kendini alamıyor adeta!
bugünkü yazısıyla bir kez daha gerçekleri açık açık belirten yazar. tabii yine düşünceye düşünceyle karşılık vermekten acizler tarafından küfür yağmuruna tutulmuş. ah şu çılgın kemalistler.
Atatürk'e ilkesiz daha doğrusu tek ilkesi demokrasisizlik diyebilecek kadar yüzeysel bir insandır.
Aynı şeyin onda birini rte için iddia etsin her yerinden öpmezsem onun bunun çocuğuyum diye anıracağım. Neden iddia edemeyeceğini hepimiz olmasa da bir çoğumuz biliyoruz.
Konu demokrasi ve özgürlükse akp türban haricinde bu konuda ne yaptı. Padişahlığa özenen bir lider olduğunu ve neo osmanlıcı olduğunu açık vaya gizli bir şekilde dillendiren birine yakışanları söylemekten imtina edip dünyanın takdir ettiği bir lideri, zamanın koşullarında ülkesi ve yurttaşları için en iyisini yapmaya çalışan birine çamur atmak için onun çizgisinden çoktan ayrılmış bir partiyi kullanması ancak yüzeysellik ve yalakalıkla açıklanabilir.
onu Yalamalık ve yalakalık yaptığı insanların inandığı tanrıya havale ediyorum. Yanlış anlamayın allah'a değil. çünkü onlar allah'a inanmıyor onların tek tanrısı var o da para.
--spoiler--
Bir mevsimden bir mevsime geçiş öyle hemen anlaşılmaz, yazdan sonbahara geçtiğinizde havalar hâlâ sıcaktır, mevsim değişmiştir ama öyle büyük işaretler yoktur ortada, göçe hazırlanan küçük kuş sürüleri, hafiften serinlemeye başlayan akşamlar, yeni bir mevsime geçtiğine inandırmaz hemen insanı.
Başka bir mevsime geçtiğinizde, ilk başlarda eski mevsimin belirgin özellikleri, sıcağı, soğuğu aynı gibi gözükür.
Yeni mevsim ağır ağır gelip yerleşir.
Yaz geldi derken aniden soğuk bir sağanakla, sonbahar geldi derken sıcacık bir günle karşılaşmak mümkündür.
Ama bu küçük sürprizler, havanın değiştiği gerçeğini değiştirmez, yeni mevsim geri dönülmez bir biçimde gelmektedir.
Türkiye’de mevsim değişti.
Bir başka mevsime geçtik.
Eski mevsimin yasakları, tabuları, saçmalıkları sürüyor elbet ama bu yeni bir mevsimin geldiği gerçeğini değiştirmiyor.
“Başörtüsü kamu alanına giremez” diye bağıranlar var elbette hâlâ ama artık en tutucuları bile “canım elbette üniversitede türban serbest olmalı” diyor, başörtülü kızlar üniversitelere girmeye başladılar bile.
“Terör örgütüyle konuşulmaz” diye kükreyenler var ama “devlet Apo’yla görüşür” anlayışına karşı çıkana pek rastlanmıyor.
“Anadilde eğitim Türkiye’yi böler” diye yasakçılığı sürdürmeye çalışanlar çıkıyor her yanda ama televizyonlarda “ayrılmak, Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması” bile rahatça tartışılıyor.
“Alevilik ayrı bir din değil ki ayrı ibadethanesi olsun” diyenler çok ama “zorunlu din dersi haksızlık” diyen müminler görüşlerini ferah ferah söylüyor artık.
“Her Türk asker doğar” safsatasını sürdürmeye uğraşanlar özellikle orduda çok ama “zorunlu askerlik istemiyoruz” diyenlerin şikâyetleri ayyuka çıkıyor.
“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” paranoyası, “sıfır sorun” anlayışına çoktan yerini bıraktı, bütün komşularla dostane ilişkiler gelişiyor.
Yeni bir mevsimin bütün işaretleri görülüyor.
Çok geçmez eski mevsime ait ne varsa silinir gider.
Bu geçiş günlerinden sonra hepimiz yeni bir mevsime alışır, ona uygun biçimde düşünüp, ona uygun biçimde davranmaya başlarız.
Gömlekle gezilen yaz günlerinden sonra sonbaharla birlikte ceketli insanların çoğalması, kışla birlikte ceketlerin üstüne bir de palto giyilmesi, ilkbaharda paltoların ortadan kaybolması gibi düşünsel mevsimler değiştiğinde de insanlar farkına bile varmadan “birlikte” düşüncelerini değiştirmeye başlarlar.
Kimse kış günü gömlekle dolaşan bir “zemheri zürafası” ya da yaz sıcağının göbeğinde paltoyla gezen bir şaşkın olmak istemez.
Herkesin anlayışı, düşüncesi, duygusu, çevresindekilerle birlikte değişir.
Değişimdeki bu benzerlik, değişimi herkes için hem kolaylaştırır hem de bir mecburiyet haline getirir.
Doğadaki mevsim değişikliklerini durdurmak mümkün olmadığı gibi toplumsal mevsim değişikliklerini durdurmak da mümkün değildir.
Artık hepimiz için yeni mevsime alışma zamanı.
Kürt meselesinin çözümüne alışmalıyız mesela, buna Türkler de Kürtler de hazırlamalı kendini, ilkbaharda aniden kar yağması gibi bir tuhaflık olabilir, savaş birdenbire kızışabilir ama böyle bir olay yaşasak bile artık savaş bitti, herkes savaşla bir yere gidilemeyeceğini gördü, en önemlisi savaşanların kendisi gördü bu gerçeği.
Savaş bitince ne olacak?
Ne olursa olsun mutlaka savaştan daha iyi bir şey olacak, Kürtlerin hakları kabul edilecek, eşit insanlar olarak yaşamaya alışacağız.
Zaten bu yeni mevsimin en önemli özelliği “farklılık ve eşitlik” olacak, farklılıklarımız daha keskinleşecek, Türk, Kürt, dindar, dinsiz, Sünni, Alevi, solcu, sağcı berrak ışıkların altında birbirlerinden farklı ama birbirleriyle eşit olarak yaşayacaklar.
Devlet bizi birbirimize benzetmeye çalışmayacak.
Hiç kimse kendini gizlemek zorunda kalmayacak.
Toplum devletten daha güçlü olacak.
Siyasette “boş laf”, “yasakçılık” kendine yer bulamayacak, “baskıyı ve zorlamayı” savunmayacak kimse, ekonomik programları, eğitim kalitesini yükseltmeyi, sağlık projelerini, teknolojik atılımları, çevreyi korumayı, güçsüz ve fakirlere toplumsal desteği arttırmayı tartışacaklar.
Yeni bir mevsim başladı.
Dolapları, çekmeceleri elden geçirip, mevsime uygun yeni duygular ve düşünceler yerleştirme zamanı.
--spoiler--
hazırcı,gayet tırto bi yazar. bu adama çıkıp iyi yazar diyen adam ne yazıdan ne de edebiyattan zerre anlamıyordur.
keşke biraz babasına benzeyebilseydi. en azından yazı konusunda.
Yazılarına ve görüşlerine sonderece saygı duyduğum gerçek özgürlükçü ve demokrat kişiliktir.Kendisi gibi olmayanların haklarını savunacak kadar demokrat ve hoşgörülüdür.Dindar olmamasına rağmen dindarların,Türk olmasına rağmen Kürtlerin,Şehirli olmasına rağmen köylü sınıfının,Sünni olmasına rağmen Alevilerin haklarını koruyacak kadar demokrattır.Adam gibi adamdır.