insanın içine yumruk gibi oturan bir şey. ne yaparsan yap önüne geçemiyorsun bu duygunun ve ne kadar seversen o ölçüde affedemiyorsun o'nu. işte olayın kırıldığı nokta da bu sanırım, birbirine zıt iki duygu nasıl da birleşiyor aynı beyinde aynı yürekte. aslında seviyorsun ya o'nu, affetmelisin. çünkü iyiliğini ister seven, sevdiği kişinin. ama olmuyor, yediremiyorsun. sevdiğini bile bile yapılanlara gözyumamıyorsun. o senin canını nasıl acıtmışsa sende içinde cezalandırıyorsun o'nu. sonunda zararı yine sana oluyor, farkındasın bunun ama bile bile affedemiyorsun o'nu . belki de affedersin günün birinde ve belki affetmişsindir bile bu kelimeleri yazarken...
Olmamasi gerekendir.
Affetmek kisinin kendisine yapabilecegi en buyuk iyiliklerden biri.
Sizin affedememeniz Affedemediginiz kisinin zerre umurunda degilken kendinizi yitip bitirmek kadar sacma bir sey var mi? Yapmayin, affedin gitsin.
"affetmek allaha mahsus" lafı buradan gelir. çünkü sadece allah zamanı geri alıp, yapılan hatayı olmamış gibi görebilir. biz sıradan insanlar ise ya çeker gideriz ya da kalbin o kırılan kısmını atıp kalanıyla sevmeye devam ederiz ama asla eskisi gibi ve tamamıyla değil. insan egosu affetmeye müsait değildir ve kimse de gerçekten affedecek kadar büyük değildir. o yapılan hata her zaman bir kenarda kalır, zorlanırsa da tekrar su yüzüne çıkar. sadece anneniz ve babanız sizi gerçekten affedebilir. o büyüklük sadece anne babaya hastır. sizi anneniz ve babanız kadar sevecek birisi yoktur ve dolayısı ile de affedemez. ya hata yapmayın ya da çekip gideceğiniz zamanı iyi bilin...
affetmemekten farklı olarak affetmeyı denemek ve basarısız olmak.acı okadar derındır kı kısı denese bıle basarmaz affetmeyı. bu durumda nefretını hıssetmelı, huznunu yasamalıdır.
sıklıkla yaşanan vahim bi durumdur. er kişi fena bi kazık yemiştir affedemiyorsa. saygı duymak gerekir. kırılan kalp öyle kolay eskiye dönmez bunu unutmamak lazımdır. (bkz: benim de affedemediklerim var)