adnan menderes

entry1176 galeri102
    773.
  1. Saygılar deriz susarız geçmişini bilen herkes böyle yapmalı.
    0 ...
  2. 774.
  3. marshall planı da dahil olmak üzere bizi abd'nin güdümüne sokan ismet inönü'dür fakat inönü döneminde yapılan bu hamlelerin maddi getirileri hep menderes dönemine sarkmıştır.

    marshall planı dahilinde yapılan yardımlar inönü döneminde değil menderes döneminde yapılmıştır örneğin.

    ekonomimizin menderes döneminde görece düzelmesi de hem bu sebepten hem de 2. dünya savaşı gibi buhranlı bir dönemin atlatılmasından ötürüdür.

    almış olduğu halk desteği ve kibirli kişiliği onun tanrı sendromuna kapılmasına neden olmuştur.

    kıbrıs'a müdahale edememe noksanlığı ve acizliğini 6-7 eylül olaylarını başlatarak unutturması gibi bir dizi "kanla biten" hataları da olmuştur.

    sonu ise malum.

    tıpkı günümüzde yaşayan bir şahsiyetin geçmişteki yansıması gibi.

    ben hiçbir şekilde idamı desteklemiyorum.

    idamın yanlış bir şey olduğunun bir örneği de menderes'tir.

    zira o gün o hataya düşüp asmak yerine hapis cezasına çarptırılsaydı bugün onu konuşmuyor olurduk.
    2 ...
  4. 775.
  5. türkiyedeki herseyden sorumlu tutabileceğimiz sahsiyet nedenmi ?

    1950'de ilk hükümet programında "tutan" ve "tutmayan" devrimler ayrımını getirerek
    "tutmayan" devrimlerde ısrar edilmeyeceğini söyledi.
    1951'de istiklal mahkemesi hükümlülerine af getirdi..
    devrim yasaları'na muhalefet suçlarına uygulanan yaptırımları kaldırdı.
    1952'de başta anayasa olmak üzere, hukuk dilini eski osmanlıca haline geri çevirdi.
    ezanı yeniden arapçalaştırarak gericilere ödün verdi.
    tarikat liderleri ile görüşerek gericilik üstündeki devlet baskısını yok etti.
    parti grubuna "siz isteseniz hilafeti bile getirebilirsiniz" dedi..
    …
    1954'te köy enstitüleri'ni kapattı;
    türk aydınlanmasına ve cumhuriyet'e en ağır darbeyi vurdu.
    halkevlerini kapattı;
    cumhuriyet devrimi'nin ve aydınlanmanın bel kemiği olan toplumsal-yaygın eğitimi ortadan kaldırdı.
    amerika'nın gözüne hoş görünmek için ilerici aydınlara saldırdı;
    ünlü 1951 tutuklamalarında rıfat ilgaz, fakir baykurt, bekir yıldız, aziz nesin, yaşar kemal,
    ruhi su gibi nice aydın ve sanatçı, hapse girdi; işkencelerden geçti.
    …
    cumhuriyet dönemi'nin ilk dış borcunu aldı.
    toprak reformu yasası'nı yürürlükten kaldırdı;
    kırsal kalkınmanın ve gelirin artışını engelledi;
    bugüne dek süregelen bölgesel farklılık, göç ve terör sorunlarının kökenini yarattı.
    cumhuriyet'in "üretim ve tasarruf" ekonomisini "tüketim ve dış alım" ekonomisi haline getirdi.
    ithal tüketimi özendirdi.
    başta 1954 tarihli petrol yasası olmak üzere, dış ticarette yabancı sermayeye ayrıcalıklar verdi.
    ulusal ekonomik bağımsızlığa ağır darbe vurdu.
    cumhuriyet'in "sanayileşme" politikasından vazgeçti.
    amerika'nın dayattığı tarım ekonomisi modelini kabul etti.
    türkiye'yi tarım üreticisi haline getirmek amacını taşıyan amerikan yardımını kabul etti.
    cumhuriyet'in demiryolu ulaşımı politikasına son verdi;
    amerikan otomotiv endüstrisinin çıkarı için sadece karayolları yaptı.
    eskişehir tren fabrikası'nı kapattı.
    böylece ülkeyi dış kaynaklı petrol enerjisine bağımlı hale getirdi.
    yıllardır süren trafik katliamlarına yol açtı.
    …
    kayseri uçak imal ve bakım atölyesi'ni kapattı.
    ordu gereçlerini ve silahı amerika'dan aldı.
    böylece, cumhuriyet'in en çok önem verdiği yerli silah sanayiyi pazarsız bıraktı.
    savunmayı dışa bağımlı hale getirdi.
    nato'ya üye olmayı bile beklemeden, türkiye'nin taraf olmadığı bir savaşa,
    amerika'nın yanında kore'ye asker gönderip binlerce gencin canına kıydı.
    nato'ya üye olarak, türkiye'yi soğuk savaşın ileri karakolu haline getirdi;
    amerika'nın çıkarları uğruna komşuları ile karşı karşıya getirdi.
    1956'da bir iç ayaklanma durumunda, amerika'nın türkiye'ye doğrudan ve dolaylı
    müdahale etmesine olanak sağlayan gizli-ikili anlaşmaları imzaladı
    1958'de amerika'ya türkiye coğrafyasında askeri üs kurma izni verdi.
    ezilen uluslar kongresi'nde suveyş kanalını millileştirdiği için mısır'a saldıran ingilizlerin tarafını tuttu.
    dış politikada tam bir uydu görüntüsü çizdi.
    …
    yükselen muhalafeti ezmek için diktatörlük denemesine girişti.
    kendilerine oy vermediği için niğde'yi bölerek nevşehir'i kurdu; kırşehir ve adıyaman'ı ilçe yaptı.
    özerkliği ortadan kaldırıp üniversiteleri ve öğretim üyelerini milli eğitim bakanlığı'na bağlamak istedi.
    karşı koyan öğretim üyelerine "kara cüppeliler" dedi ve görevlerinden aldı.
    hakim ve savcıları bakanlık emrine almaya olanak sağlayan bir yasa ile yargı bağımsızlığına saldırdı.
    ordudan gelen muhalif seslere "ben orduyu yedek subaylarla da yönetirim" diye yanıt verdi.
    son olarak siyasi partileri denetlemek ve yargılamakla görevli,
    milletvekillerinden oluşan "tahkikat-araştırma komisyonları" kurdu.
    millet partisi'ni kapattı; chp'yi kapatmaya kalkıştı.
    kendilerine karşı en ciddi direnişi yaratan üniversite gençliğine şiddet uygulattı.
    28 nisan 1960 günü beyazıt'ta kendilerini kınamak için eylem yapan öğrencilerin üzerine
    ateş etme emri verdi;
    turan emeksiz adlı öğrenci, polis ateşi ile öldürüldü.
    …
    baskıcılığa sığınması yanıt vermedi;
    27 mayıs 1960'ta devrildi.
    …
    17 eylül 1961 günü, yaptıklarının bedelini ödedi.
    6 ...
  6. 776.
  7. türk darbe tarihinin en mağdur şahsı 1900 yılında malatya çamlıhemşin'de dünya'ya gelmiştir.

    başarılı bir hukuk öğrencisi olarak ığdır hukuku bitiren menderes 1935 yılında ismet inönü tarafından siyasete sokulmuştur. ne acıdır ki yine kendisi tarafından asılmıştır.

    cumhurbaşkanlığı döneminde büyük yatırımları ülkeye çeken menderes öyle bir dönem yaşatmıştır ki; ülkede işçi kıtlığı yaşanmış ve 1955 yılında afganistan'dan işçi alımı yapılmış ve iran'dan 1500 hemşire hastanelerimizde çalışmaya başlamıştır.

    1960 yılında alparslan türkeş tarafından devrilen menderes 1962 yılının bir yazında elektrikli sandalyede idam edilmiştir.

    kaynak:aa
    2 ...
  8. 777.
  9. bir ülkeyle müttefik olmak ve o ülkenin güdümüne girmek farklı şeylerdir.

    bu konuyu uzun uzun tartışmaya lüzum yok.

    inönü'nün kazanımı olan marshall yardımları ile ülkeye yatırım yapan, abd korkusuyla kıbrıs'a göz yumup halkın gazını alabilmek için istanbul'daki rumları katlettiren, bu illüzyonlar ile uyuttuğu cahil halktan aldığı oylar ile kendini allah sanan adamın ölümüne aklı olan kimse üzülmez.

    öldürülme şeklini kesinlikle tasvip etmesek de ölümü bir kayıp ya da trajedi değildir.

    geçin bunları.
    4 ...
  10. 778.
  11. londra'daki uçak kazasından sonra menderes eve gelince eşi berrin hanım ona 'uçak düşerken öleceğine inanmışsındır; o anda ne düşündün?' diye sormuş.
    menderes'te gülerek şu cevabı vermiş: 'ben ölüyorum, acaba berrin hanım ayşe osmanoğlu'nun(2. abdülhamid'in kızı, paris'e sürüldü 28 yıl orada yaşadı, bulaşıkçılık yaptığı söyleniyor) kirasını öder, aylığını verir mi vermez mi sorusu aklıma aklımdan geçti.'
    bu hassasiyet berrin hanıma, ayşe osmanoğlu'nun kirasını ve aylığını son gününe kadar ödetmiştir.
    1 ...
  12. 779.
  13. istanbul'un bir insan çöplüğü olmasının ve kalitesizliğinin en büyük sorumlusu olmakla birlikte masum ermeni ve rum vatandaşlarımızın katledilmesinin de baş müsebbibidir.

    türkiye halklarının kullanma kılavuzunu yazan ve bugünkü gericilere bir nevi yol gösteren "yüce" şahsiyet.

    kimilerine göre ise mazlum, evliya.
    2 ...
  14. 780.
  15. karşılıklı hırsların ve basiretsizliklerin kurbanı bir siyasetçidir.
    0 ...
  16. 781.
  17. şehit başbakan.

    gelmiş geçmiş en kültürlü, en beyefendi Başbakan. tam istanbul beyefendisi gibi konuşur idi. istanbul aydınları ona etnan bey derdi o derece.

    sonra kalleşce bir saldırıya darbeye kurban gitti. bir kez daha anıyoruz bu büyük lideri. bu devletin önünü açtı, allah Razı olsun.
    0 ...
  18. 782.
  19. Teroristlerin kendisini sevmemesinden de anlasilacagi uzere bu ulke icin iyi seyler yapmaya calisan her siyasetci gibi engellenmis ileri goruslu bir adamdi menderes.

    vatana degil de dis guclere hizmet eden yalan yanlis haberlerle halki galeyana getiren medyanin onunu kesmeye calismis ve mahkeme tarafindan hakli bulunmusken nedense birden darbe olmustur.

    donemin serefsizleri kendisini idam edecekleri ipin parasini dahi esinden almislardir.

    boylesine aci gunler gordu bu ulke. eger idam edilmemis olsaydi, simdi istedigi gibi algi olusturup, at kosturabilen ve yalan yanlis haber yapma ozgurlugune sahip serefsiz bir medya olmayacakti karsimizda.

    o zamanlar menderes e yapilanlarin hepsi bugun erdogan a yapilmak istenmekte. ama o gunler geride kaldi. bunu bildikleri icin bu kadar cildirmis vaziyetteler.
    4 ...
  20. 783.
  21. 784.
  22. 785.
  23. çiftçimizi traktörle tanıştıran rahmetli başbakan'dır.
    0 ...
  24. 786.
  25. istanbul'un bugünki halinin mimarlarındandır. köyden kente gibi tamamen oy amaçlı rezil projeyle istanbul binlerce gecekondu yapılmıştır.

    (bkz: gecekondulaşma)

    edit: iyi şeyler de yapmıştır rahmetli. haksızlık olmasın.
    4 ...
  26. 787.
  27. sanırım mimar sinan ile ilgili bir problemi vardı. "bütün yapıtlarını yıkacağım!" diye ant içmiş bile olabilir, inanırım.

    bu kadar yıkacak ne vardı?
    3 ...
  28. 788.
  29. mutlu sonlu biten filmler.devam filmi çekiliyor .
    2 ...
  30. 789.
  31. istanbul un bugunku halinin mimarlarindanmis. yaptigi onca guzel sey varken, ustelik yamyamlar tarafindan idam edilmisken hakkinda yazacaginiz tek sey de bu olmasin bari, ayiptir, gunahtir.
    3 ...
  32. 790.
  33. Şoförü hala aydının bir köyünde yaşamaktadır.
    Kendisiyle tanışma şerefine nail olup, bolca hikayeler dinledim.
    1 ...
  34. 791.
  35. mazlumdur, ancak modern söylemlere bakılıp da masumdur, demokrattır denmesi yanlıştır.
    0 ...
  36. 792.
  37. çocukken soyadını hep Mercedes diye okuduğum siyasetçi..
    1 ...
  38. 793.
  39. -boğazına kadar rüşvet, kaçakçılık, yolsuzluğa batmış bir kabinenin başbakanı.
    -boğazına kadar kibre batmış bir kabinenin başbakanı.
    -devletin imkanlarını babasından kalma helal mal olarak gören bakanlarla dolu bir kabinenin başbakanı.
    -atatürk'ün özel hayatını eleştirmeyi pek seven güruhun çok hoşlandığı 1 metrese ve 1 eşe sahip başbakan.
    -kendisi de bir toprak ağası olduğu için köylü ve emekçi düşmanıdır. atatürk ve inönü nün köylü dostu, toprak ve köylü politikalarının amına koymuştur.
    -köy enstitülerini kapatmış onların yerine imam hatipleri açmış ve koca bir halkı cahilliğe mahkum etmiştir. eğer köy enstitüleri hakkında benim kadar bilgi sahibiyseniz ve oralardan mezun olmuş dedelerle ninelerle tanıştıysanız sohbet ettiyseniz ne demek istediğimi çok net anlarsınız. şimdi sokakta görüp, internette videolarını görüp dalge geçtiğimiz, cahil koyun dediğimiz adamlar işte bu yüzden cahil ve koyun olmuşlardır. eğer köy enstitüleri yoluna devam etseydi türkiye nin insan profili bugünlerde bilgili kültürlü nezih bir halk görünümünde olacaktı.

    -türkiye yi tek parti yönetiminden kurtardığını iddia eden (sen kimsin amk senin seçime girmeni ve dolaysıyıla başbakan olabilmeni diktatör dediğin ismet paşa sağlamış) ve iktidarın tadını alınca diktatör kesilmiş bir küçük eniştedir kendisi.döneminde bir sürü gazete kapatılmış ve ya sansür uygulanmıştır. seçim propagandasında chp nin radyodan propagandasını engellemek için elinden geleni yapmıştır.

    kurtuluş mücadelesinin 4 önemli figüründen biri milli şef 2.adam ismet inönünün seçim propagandasını rahatça yapamaması için kayseriye girmesini yasaklamış (mitinge giderken) ve askerlere ismet paşayı kayseriye sokmayın emri vermiştir. lakin emir verilen askerler koskoca batı cephesi komutanı topçu general ismet paşa yı esas duruşta karşılamış ve ona selam durmuşlardır. ismet paşa kendisine yapılan bu saygısızlık ve cürretkarane kahpelikleri hep sükunetle karşılamıştır. askerlerin bu tavrından sonra ismet paşa kendisine ulan adnan bak adamakıllı dur yoksa seni ben bile kurtaramam emsalinde uyarılarda bulunmuştur.

    türkiye'nin menfaatlerine aykırı bir şekilde borçlanma politikası izlemiştir ayrıca kendisi. keşke ingiltere de uçağı düştüğünde ölseymişte vatansever türk ordusuna böyle bir hainle elini kirletme görevini bırakmasaymış.

    daha bir çok vahim ihanet sayabilirim. bu tombik, kibar hain en sonunda layığını bulmuş ve kibrine yenik düşmenin pişmanlığı içerisinde gözyaşları akıtarak idama yürümüştür.
    4 ...
  40. 794.
  41. Pek sevmediğim bir adamdır rahmetli.

    Demokrasi şehidi falan da değildir aksine anti demokraktır. Başbakan olduğu dönemde chp nin seçim çalışmalarını ve mitinglerini emrine bağlı vali ve kaymakamlar tarafından engelletmiştir.

    Amerikan emperyalizmini ülkemmize sokan ilk devlet adamıdır. Bizzat Rockefeller açıklamıştır: "Türkiye ye ilk adımlarımızı DP iktidarı zamanında Marshall yardımlarıyla attık."
    4 ...
  42. 795.
  43. bir zamanlar -tek parti döneminde- chp vekilliği de yapmış olan siyaset adamı.
    1 ...
  44. 796.
  45. ----------------

    Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun CHP tarafından değil de Demokrat Parti’lilerce çıkartıldığının iddia edilmesinin altında yatan maksat gayet açık. Kemalistler bu iddiayla hem M. Kemal, hem de Yakın Tarihte meydana gelmiş olaylar hakkında hiçbir zaman ve şekilde örtbas edilmesi gereken bir şeylerin bulunmadığını söylemek istemektedirler.

    Evet, Atatürk’ü Koruma Kanunu Demokrat partinin iktidarı döneminde çıktı. Demokrat partinin Genel Başkanı Adnan Menderes idi, fakat partinin kurucusu Celal Bayar’dı. 1950’de Menderes Başbakan olurken, Bayar Cumhurbaşkanı oldu. Celal Bayar, M. Kemal’e çok yakın bir isimdi, tıpkı Inönü gibi. Dahası, M. Kemal’in son Başbakanı’ydı ve masondu. M. Kemal, Hindistan Müslümanları’nın Hilafet için gönderdikleri paranın 250 bin lirasını Bayar’a vererek Iş Bankası’nı kurdurtmuş ve onu bankaya Genel Müdür yapmıştı.[1] Işte bu kadar yakındı. Ayrıca Bayar, CHP’de Genel Başkan Vekili bile olmuştu. Zaten Demokrat Parti, CHP’nin içinden çıkanlar tarafından kuruldu. Üstelik Bayar partiyi kurarken Inönü ile görüşmüş ve ondan onay almıştı.[2] Nitekim DP’nin programı CHP’ninkinden farklı değildi.[3] Yani Bayar da Inönü gibi kemalist idi.

    *

    atatürk bayar, atatürk celal bayar, m. kemal celal bayar, inönü celal bayar, menderes celal bayar, atatürkü koruma kanunu celal bayar

    Aynı yolun yolcuları: M. Kemal, Fevzi Çakmak, Celal Bayar ve Ismet Inönü…

    ***

    Görüldüğü gibi M. Kemal, Bayar ve Inönü arasında hiçbir fark bulunmamaktadır… Burada bilhassa Inönü-Bayar ilişkisi hakkında bir-iki delil daha sunmak fevkalade faydalı olacaktır.

    Aşağıdaki genelgeden anladığımız kadarıyla, Ismet Inönü’nün 1937’de Başbakanlık vazifesinden ayrıldıktan sonra, bazı CHP ile Halkevleri binalarında asılı bulunan resimleri kaldırılmış… Bunun üzerine Inönü’nün yerine Başbakanlık görevine getirilen Celal Bayar, bir genelge yayınlar:

    “Cumhuriyet Halk Partisi
    Genel Sekreterliği
    Ankara 18.12.1937

    CHP Başkanlığı’na,
    Halkevi Başkanlığı’na,
    Umumi Müfettişlere,

    Zata Mahsustur

    Işgal ettiği makamlardan ziyade, yurduna ve ulusuna yaptığı hizmetlerle, inkılap ricalimiz arasına girmiş olan Ismet Inönü’nün, parti teşkilatı ve Halkevi binalarında resmine gösterilen hürmet ve itibarın, eskisi gibi devam etmesi tabiidir.

    Bu resimlerin, yalnız mevki ve makam icabı asıldığı zahabı ile, indirilmiş olanları varsa, eski yerlerine konulması lüzumunu bildirir, sevgiler sunar ve başarılar dilerim.

    CHP Genel Başkan Vekili
    Celal Bayar.”[4]

    M. Kemal’in ölümünden sonra kendisine Cumhurbaşkanlığı teklif edilen Bayar, bu teklifi reddetmiş ve Inönü’ye karşı olan siyasal girişimlere de karşı durmuştur.

    Prof. Dr. Cemil Koçak, Bayar’ın bu dönemdeki tutumu hakkında şunları yazıyor:

    “Başvekil Bayar’ın bu tutumu, hem iktidar mücadelesinin sertleşmesini, hem de Inönü’ye karşı bir başka adayın çıkmasını önleyerek, Inönü’nün tek aday olarak seçilmesini kolaylaştırmıştır.”[5]

    Daha sonraları Celal Bayar’ın Başbakanlık görevinden istifa etmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Inönü, Bayar’a şu mektubu gönderecektir:

    “Izmir mebusu Celal Bayar,

    Büyük Millet Meclisi intihabının yenilenmesi ihtimali üzerine vuku bulan istifanız kabul olunmuştur.

    Iktidar mevkiinde geçen hizmet zamanınızı takdirle yad ederek, size ve arkadaşlarınıza halis teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

    Siyasi tarihimizin çetin bir devresini yüksek meziyetlerinizle iyi idare etmenizi milletimiz daima teşekkür ve takdir duyguları ile hatırlayacaktır. Hükumetin teşkiline Istanbul mebusu Dr. Refik Saydam memur edilmiştir.”

    25.1.1939
    Reisicumhur
    Ismet Inönü[6]

    Inönü, günlüğünde de Bayar’ı methediyor:

    “Celal Bayar’a açık bir teşekkür mektubu yazdım. Atatürk’ün malul ve hasta zamanında, eğer onun yerinde fena bir adam olsa idi, memleket çok fenalıklar görürdü. Atatürk’ün hayat tehlikesi ve memleketin efkarı umumiyesindeki cereyanı gördükten sonra, kendisini fitne ve hırslara kaptırmamak ahlak ve zekasını göstermiştir. Eğer mali ve iktisadi anlayışını salim bir istikamete sevk etmek ümidim olsaydı, kendisini uzun müddet muhafaza edecektim. Bütün zevahire rağmen doğru bir adam olduğuna inanıyorum.”[7]

    Büyük Millet Meclisi’nin Zabıt Kalemi’nde vazife görmüş; Milli Mücadele’nin gerçek tarihini hem yaşayan, hem de -Meclisin açık ve gizli celse zabıtlarını tutmak suretiyle- yazan Mahir Iz de Demokrat Parti kurucularının CHP’li olduğunu, zihniyetlerinin, görgülerinin, dünya görüşlerinin CHP’den çok farklı olmadığını belirtir ve Celal Bayar’ın zaman zaman Adnan Menderes’e müdahale ettiğini şu sözlerle ifade eder:

    “(Adnan Menderes) Halkın büyük teveccühüne mazhar olmuştu. Herkes ‘Halk Adamı’ diye kul kurban oluyordu. Zaman zaman Celal Bayar’ın hükumete müdahaleleri olmasa, dışarıdan bakanlar, daha çok muvaffak olacağına inanıyorlardı. Adnan Menderes’in nutuklarının zaman zaman birbiriyle çelişmesi, bu müdahalenin tesiri altında idi.”[8]

    Son olarak Ilber Ortaylı’nın M. Kemal-Inönü-Bayar üçlüsü hakkında yazdıklarına bakalım:

    “…Atatürk her konuda, hem sırdaş olarak hem de başarı noktasında Celal Bayar’a itimad ediyor. Evet, Ismet Paşa Atatürk’ü sever, sonuçta hem silah hem dava arkadaşıdır ama Celal Bayar’da da müthiş bir Atatürk sevgisi olduğuna inanıyorum. Nitekim muhafazakar reyleri (oyları) alan bir devlet adamının, Türkiye’nin dönemdeki şartlarında Atatürk için ‘Seni sevmek bir milli ibadettir!’ demesi kolay bir iş değil.”[9]

    Neticede yukarıda da ifade edildiği gibi, Celal Bayar da Inönü gibi kemalist idi. Dolayısıyla Koruma Kanunu kemalistler tarafından çıkarılmıştır. Burada CHP değil de DP’nin çıkarmış olması, kemalistlerin bu işte bir parmağının olmadığı manasına gelmez. Zira az evvel de tebârüz ettirdiğimiz gibi iki partinin kurucuları da üyeleri de ekseriyetle kemalist idi. Burada partiler farklı olsa da ideolji aynıdır.

    Madem bu arkadaşlar koruma kanununa ihtiyaç olmadığı kanaatindeler, o halde kanunun kaldırılması için meclise teklif verseler de samimiyetlerini görsek. Hem Koruma Kanunu’nu “Menderes” çıkardı diyeceksiniz, hem de bu kanuna dayanarak M. Kemal hakkında hakikatleri anlatanlara dava açacak ve küfür edeceksiniz… Bu arkadaşları dürüst olmaya davet ediyorum.

    -----------------

    http://belgelerlegercekta...st-iftiralara-cevaplar-1/
    0 ...
  46. 797.
  47. ------
    adnan menderes gönül adamı mıydı? yoksa?

    ayhan aydan...
    adnan menderesin kaç yılında evlendiğini çaba gösterdiğim halde bulamadım. fakat ilk çocuğu olan yüksel menderesin 1930 doğumlu olduğunu biliyoruz. eğer herhangi bir problem yaşanmamışsa muhtemelen 1928 yılında fatma berrin menderes ile evlendiğini kabullenebiliriz… yani adnan bey evlendiğinde 1928-1899= 29 yaşlarındaydı diyebiliriz… gerçek evlilik yılları da sanıyorum yaklaşık olarak doğrudur…

    adnan menderesin bir çok ilişki yaşadığı rivayet ediliyor. ben bunlardan dördünü anmak ve bu ilişkiler çerçevesinde bazı analizler yapmak istedim. ilk ilişkisi eşi ve yukarda kısaca bahsetmeye çalıştım. eşiyle olan evliliği bir aşk evliliği mi yoksa görücü usulü bir evlilik mi ya da başka ilişkilerden kaynaklanan bir mantık evliliği mi eldeki bilgilerle bunu çok iyi anlamamız mümkün değil. ciddi bir araştırma istiyor ve bu da benim ‘iş’im değil. doğrusunu isterseniz bu bilgilere sahip olabilmeyi ve adnan beyi daha iyi tanımış olmayı isterdim. çünkü o, bu ülkede 10 yıl başbakanlık yaptı, bir devrimin ideolojisindeki ilk ciddi kırılmayı başlattı. normal olmayan bir ölümle de hayata veda etti…

    mukaddes vaner’le olan ilişkisi: 1946-1958 yılları arasını kapsayan bu ilişki 12 yıl sürüyor. mukaddes hanımın doğum tarihine net olarak ulaşamamakla birlikte mukaddes hanımın çocuklarından yola çıkarak yaptığım bir hesapla, mukaddes hanımın adnan beyden 15 yaş kadar küçük olduğunu görüyoruz. bu ilişki başladığında adnan bey türkiye siyaset tarihinde, atatürk sonrası chp’nin hızlı bir muhalifi pozisyonundaydı. muhalefetin ana nedenini, chp’nin çıkarmak istediği toprak reformu kanunu oluşturuyordu. adnan bey buna şiddetle karşı çıktı ve ardından da millet vekili olduğu chp den ihraç edildi. dp’yi kurarak türk siyaset tarihinde unutulması güç olan macerasını başlattı.

    kısaca toparlarsak: mukaddes hanımla ilişkisi başladığında henüz başbakan değildi. mukaddes hanım kendinden 15 yaş kadar küçüktü. adnan beyin büyük mücadeleler yaşadığı bir siyasi hayatı vardı. eldeki veriler aslında bir aşk için her şeyin olması gerektiği gibi durduğunu gösteriyor. burada önemli olan noktalardan biri de şu: adnan beyin en küçük oğlu olan aydın beyin 1946 doğumlu olması. yani adnan bey bir sevgilisi varken baba olmuştu. hamilelik döneminin 9 ay kadar sürdüğünü düşünürsek belki de berrin hanımla gönül bağının artık kopmuş olduğunu kabullenebiliriz. adnan beyin mukaddes hanımla yaşadığı aşkta beni en çok etkileyen nokta mektuplar oldu. adnan beyin yazdığı 100 civarında mektup var ve bu mektuplar çok sıcak mektuplar. gönülden bir aşkın ipuçlarını taşıyorlar… devam edelim:

    ayhan aydan’la olan ilişkisi: adnan bey’in, mukaddes hanımla olan ilişkisinin 1958 yılına kadar sürdüğünü eldeki mektuplardan anlıyoruz. fakat adnan bey 1949 yılında, ayhan aydan’la tanışıyor ve 1950 yılında da bu tanışıklık aşka dönüşüyor. sekiz yıllık süreç içerisinde bilinen 3kadın var adnan beyin hayatında: eşi, mukaddes hanım ve aydan hanım… aydan hanımla gönül ilişkisi başladığında adnan bey 50 yaşında aydan hanımsa 25 yaşındaydı. adına aşk dediğimiz o yoğun duygu akışı bir noktadan beslenmek ister. insanlık tarihindeki gözlemler ise 50 yaşında bir adamla 25 yaşındaki bir kadının ilişkisinin aşkla beslenen bir ilişki olabilme olasılığını oldukça düşük oranlarda gösteriyor. ama yine de bu oran %0 değil elbette… 50 yaşında bir adam nasıl olur da 25 yaşında bir kadını sevebilir? bu ancak cinsel bir arzu olabilir mi? fakat, aydan hanım cephesinde durumun bu olduğunu söyleyemeyiz. yassıada mahkemelerinde dahi adnan beyi sevdiğini söyleyebilmiştir. üstelik adnan bey ona karşı bir çok yanlış yaptığı halde…

    toparlarsak: adnan bey aydan hanımla ilişkideyken evliydi. mukaddes hanım ile de sevgiliydi. sekiz yıl üçlü bir ilişki sürdü. aydan hanım, adnan beyin yarı yaşında yani 25 yaş küçüktü. bu ilişki başladığında aydan hanım da evliydi. boşanmaları için adnan bey, aydan hanımın eşine maddi katkıda bulundu. aydan hanımdan bir de çocuğu oldu fakat çocuk yaşamadı. bu ölüm de aslında tam olarak aydınlanmamış bir sır olarak kaldı.

    buraya kadar bir çok olasılığın üst üste geldiğini düşünüp adnan beyin ilişkiye girdiği kadınlara karşı bir aşk yaşadığını kabullenmeye çalışalım fakat aşağıdaki satırlardan sonra bu kabulü sürdürmek biraz sıkıntılı olabilir.

    suzan sözen ile olan ilişki: suzan sözen, istanbul emniyet müdürünün eşiydi. suzan hanımla olan ilişkisi suzan hanımın polis okulunda hoca olan eşinin gümüşhane’ye çıkan tayinini durdurmak için çaba harcarken başbakana kadar ulaşmasıyla başlar. suzan hanımın dillere destan güzelliğiyle, gümüşhane’ye tayini çıkan eşini, istanbul’a emniyet müdürü yaptırmayı başarır. yıl 1958-59. işte bu nokta adnan beyin bir aşk adamı olup olmadığı sorusunun yanıtının iyice netleştiği noktadır. bir başbakan düşünün ki, bir emniyet görevlisinin karısıyla ilişki kuruyor ve o adamı da istanbul gibi en büyük kente emniyet müdürü yapıyor. ve en acısı da şu ki, o emniyet müdürü, başbakanın karısı ile olan ilişkisine göz yumuyor.

    toparlarsak: 1955’li yılların sonu itibarıyla adnan bey için, yaşadığı aşk hayatı aslında aşk sözcüğünü pek de kapsamıyor. suzan sözen dışında, türkiye üçüncü güzeli, sevim çağlayan ile olan ilişkisi, 1954 seçimlerinden sonra, o dönemim sosyetik randevu evi işletmecisi lüks nermin’in adnan beye taşıdığı onlarca güzel kadınla adnan bey’in otel odaları şenleniyor…

    bütün bunların ışığı altında, adnan beyin bir gönül adamı mı yoksa bir uçkur adamı mı olduğuna kararı sizler veriniz…

    gelelim ismet inönü’ye… o yılların şartlarında, adnan menderes pervasız bir hayat yaşıyor olmasına rağmen, bir çok ilişkisi belgelerle ortaya çıkmasına rağmen, ismet paşa bunların basına ve halka sızmasını sürekli olarak engellemiştir. isteyen istediği dersi çıkarsın… tam da sex kasetleri sezonunun açıldığı şu günlerde… isteyen istediği demokratlık dersini alsın.

    peki, neden böyle bir konuya değinme gereği hissettim. aslında her şey çok fazla ortada durmasına rağmen adnan bey sık sık gündeme getiriliyor ve türkiye’nin sözüm ona iyi yazarları tarafından, sanki bir aşk adamıymış, bir gönül adamıymış gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze konuyor. oysa benim gibi bir adam bile birkaç saatlik bir araştırma sonucunda sizlerin gözlerinin önüne adnan beyin otel öykülerini koyabiliyorsa… aklı başında araştırmacılar neler çıkarır kim bilir…

    adnan menderes asılarak öldürüldü. bunu onaylamak mümkün değil. adnan menderese gösterilen o derin hoşgörünün bir gün darağacında solan 3 fidana da gösterilmesini diliyorum. onlar henüz yirmili yaşların başlarındayken, onlar henüz bir kadına sevgili gözüyle dahi bakamamış, ellerini dahi tutamamışken öldürüldüler… onlar, gerçek aşkı yüreklerine gömdüler. hayatı, en saf ve en duru şekliyle hiç bir zaman dejenere olmadan yaşadılar. bunu ancak kahramanlar yapabilirdi…
    ----

    http://blog.milliyet.com....oksa-/Blog/?BlogNo=164501

    bölüm 2

    Kendisi Evli, Metresi Evli... Kendinin zaten çocuğu var, metresinin de çocuğu var... Kendi 50, metresi ise 25 yaşında... Metresinden veled-i zina bir çocuk bekliyor ama bu arada istanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor, bu adam(!) hiç ama hiç boş durmuyor ve bütün sefil/rezil yaşamına rağmen Müslüman gençliğe kahraman olarak tanıtılıyor: Ali Adnan Menderes...

    Can Dündar'dan okuyoruz ve Adnan Menderes'in toplum ahlakını zedeleyecek, genç nesillere kötü örnek olacak bir çok yüz karası kötü hareketini "aşk" ve "sevgi" gibi insani kelimelerle örtmeye çalışmasını kınıyoruz... Menderes'in, metresi Ayhan Aydan'ın hamileliği sırasında yine evli olan istanbul Emniyet Müdürünün eşi ile de ilişkiye girmesini hiç yorumlamamasını da manidar buluyoruz...

    _____

    Ayhan Aydan
    82 yaşındaki Ayhan Aydan, Menderes'in resmini başucunda saklıyor Her akşam onun için dua ediyorum

    Bir dönem Başbakan'ın sevgilisi olmuş Ayhan Aydan, hâlâ onun resmini başucunda saklıyordu. Gerekçesini "Sevgililer Günü"ne yaraşır, sade bir cümleyle açıkladı: "Onu çok sevdim!"
    Uçağım izmir "Adnan Menderes" Havaalanı'na iniyor. Birazdan, havaalanına adını veren Başbakan'ın sevgilisiyle buluşacağım. Ayrılmalarından tam 50 yıl sonra...
    1990'da "Demirkırat" belgeselini yaparken aramıştık.
    Görüşmek istememişti.
    Sonraki yıllar boyunca hem kendisinin, hem Menderes'in akrabalarıyla, yakın arkadaşlarıyla konuştum. Ona dair anıları dinledim.
    Adnan Menderes'le aşklarına dair yazılan romanları okudum, sahnelenen oyunları seyrettim.
    Yassıada tutanaklarını, gazete haberlerini elden geçirdim.

    Gazetecilere yasak kapı
    Herkes öykünün bir kısmını biliyordu. Lakin bütün verileri bir araya toplayınca ortaya gerçekten trajik bir aşk hikâyesi çıkıyordu.
    Geçen 15 yılda konuya ısrarlı ilgim karşısında birkaç kez telefonla görüşmeye razı olmuştu.
    Yüz yüze görüşme ise, nihayet ılık kış güneşinin ısıttığı bugün izmir'de gerçekleşecekti.
    Alsancak'taki deniz manzaralı dairenin kapısını çaldığımda heyecanlıydım.
    Bir dönemin tanığıydı içerideki kadın...
    Üstelik o dönem kapandıktan sonra kendisi de içine kapanmış, o dönem hakkında konuşmayı, anılarını yazmayı hep reddetmiş, fotoğraf çektirmemiş, evine gazeteci sokmamış, ısrarla susmuş, susmuştu.
    Bir ayrıcalığı yaşadığımın farkındaydım.
    Rahatsızdı. Geniş, ışıklı salonun kanepesinde uzanmıştı.
    Çıkık elmacık kemiklerinin biçimlendirdiği yüz örtüsü yılların yorgunluğunu ele verse de, yarım asır önce opera sahnelerini titreten billur sesi tazeliğini koruyordu.
    Evin duvarlarında, 50 yıl önce Başbakan'ı baştan çıkaran o Ava Gardner çehresi gülümsüyordu. Bir de yağlıboya tablolarla son eşinin fotoğrafları...
    Sehpalarda biblo filler vardı; başucunda her daim yanında olmuş vefakâr arkadaşları...
    Servete boğulmuş bir mazi alameti yoktu ortalıkta; tersine tevazuun işaretleri vardı.

    Suskun kahraman
    Sırlarını mezara götürmeye yeminli insanlara saygım sonsuzdur.
    Asla üstelemem. Mahremiyete girmem.
    Ancak "Ayhan Aydan-Adnan Menderes ilişkisi", bir askeri müdahalenin hem de son derece sakil bir şekilde alenileştirdiği bir aşk...
    Üstelik kahramanları sustukça dedikodunun pençesine düşmüş, yalan yanlış nakledilmiş, tarihe eksik kaydedilmiş bir ilişki...
    Belki de bu görüşmeyi, samimiyetimin inandırıcı bulunması kadar, o yanlışların düzeltilmesi arzusuna da borçluydum.
    "Nostaljik bir yolculuk" yaptık Ayhan Aydan'la...
    82 yıllık bir ömrü, ilk basamaktan başlayarak adım adım tırmandık.
    Sopranoluk günlerinin fotoğraflarına bakarken "Ne güzel günler geçirdik. Ah, gitti gençlik" sızlanması döküldü ağzından...
    Bir fotoğrafta, Yassıada'da sevgilisine arkasını, hâkimlere önünü dönmüş bir şekilde "Adnan Menderes'i evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim" derken görünüyordu.
    "Herkesin sustuğu dönemde bunları söylerken 'Başıma bir iş gelir' diye korkmadınız mı" dedim.
    "Korkmadım" dedi ve ekledi:
    "Bir iş gelecekse de Adnan Bey için gelsin dedim. Çünkü onu çok sevdim."

    Gözyaşları
    O sevgiyi hâlâ muska gibi yüreğinde taşıdığı belliydi.
    Menderes'in fotoğrafı hâlâ yatağının başucundaydı.
    Ve hâlâ her gün ona "Nur içinde yatsın" diye dualar ediyordu.
    Aydın Menderes'in "Ayhan Hanım'ın Yassıada'da Menderes'e olan sevgisine sahip çıkması, kendisini yücelten bir olaydır. Bütün Türk milletiyle birlikte ben de ailem de takdir ettik" sözlerini hatırlatınca gözleri doldu.
    "Ağlattınız beni" diyerek mendiline davrandı.
    Zaten bu imkânsız aşk, doğduğu günden beri neredeyse sadece gözyaşlarıyla sulanmıştı.
    Çapkın Menderes polis takibinde...

    Adnan Menderes çapkın bir adamdı.
    Bu, hem tanıkların, hem belgelerin doğruladığı bir gerçek...
    Tempo'da (10 Şubat 2006) bu çapkınlığın devlet kayıtlarına nasıl geçtiğine dair bir haber var.
    Daha 1946'da CHP, "DP milletvekili Menderes"i takibe almış.
    Emniyet Müdürlüğü'nün 27.11.1946 tarihli izleme raporu şöyle başlıyor:
    "Menderes saat 9.05'te otelden ayrılıp Mukaddes'in oturduğu apartmana girmiştir. Saat 19.00'da iç fenerler söndürülmüştür."
    "Mukaddes", Menderes'in 1940'lardaki aşkı...
    12 yıl süren bu ilişki Menderes'in Ayhan Aydan'la tanışmasıyla sona ermiş.
    Belgeler kanıtlıyor ki, devlet daha 1946'da Menderes'in aşk hayatının peşindeymiş.
    ilginçtir, 1960'ta Menderes devrildiğinde Ayhan Aydan'la aşkını ortalığa döken de yine aynı devlet olacaktı.
    Barajda tanıştılar
    Adnan Menderes, Başbakan olduktan kısa bir süre sonra tanıştı Ayhan Aydan'la...
    Tanışma yeri, Ankara'nın 50'lerdeki sayfiye yeri Çubuk Barajı'ydı.
    Barajda Ayhan Aydan'ın akrabası olan Ziraat Bankası Genel Müdürü Mithat Dülge bir davet veriyordu. Başkent'in göz alıcı lirik sopranosu Ayhan Aydan da operadan arkadaşlarıyla oradaydı. Hastalıktan yeni kalkmış, biraz da gönülsüz gelmişti. Eğlenceli masa kahkahalarla çınlarken davete Başbakan Menderes geldi. Genel Müdür, Başbakan'ı karşılarken Ayhan Aydan'ın "Mithat amca!" seslenişiyle operacıların masaya yöneldiler.
    Herkes ayağa kalktı.
    Başbakan masaya davet edildi.
    Menderes daveti kabul etti ama baş köşeye değil, gözüne ilişen güzel sopranonun sandalyesine talip oldu.
    Aydan bu ilgiyi görünce "Koltuğumda gözünüz var galiba" diye espri yaptı.
    Bir süre sonra Aydan'ın ev telefonu çaldı. Telefonu evde bulunan arkadaşı Şadan Candar açtı.
    Tanıdık bir ses Ayhan Hanım'ı istedi.
    "Kim arıyor" diye sordu Candar...
    Telefondaki erkek, adını vermek istemedi.
    Aydan, telefona gelince, meçhul arayıcının Başbakan olduğunu anladı. Hayranlık cümlelerinden sonra Menderes, bir süre şehir dışında olacağını, dönüşte aramak istediğini söyledi.

    Bu numara geçerli mi?
    "Yine bu numara geçerli olacak mı?" diye sordu.
    Bu, kibarca, "Boşanacak mısınız?" demekti. Çünkü Aydan, 6 yıldır orkestra şefi Hasan Ferit Alnar'la evliydi. Ancak tedavi gören eşinden ayrılmak üzereydi. Başbakan'a durumu izah eden şu cümleyi söyledi:
    "Evet, bu numara her zaman geçerli olacak."
    Artık 5 yıl boyunca Başbakan onu Sıhhıye, Sağlık Sokak adresindeki bu numaradan arayacaktı.

    Sevgilisinin evine makam otosuyla geldi
    Tanıştıklarında Menderes 50 yaşındaydı; Aydan 25...
    Başbakan 20 yıldır evliydi; Aydan 6...
    Menderes'in 3 oğlu vardı, Aydan'ın 1...
    Aydan bunun bir "imkânsız ilişki" olduğunun farkındaydı. Ancak birkaç şey onu etkiledi: Biri Menderes'in ilk günden son güne dek süren kibarlığı, zarafetiydi.
    Başbakan, tanıştıkları haftadan itibaren Sağlık Sokak'taki eve haftanın 2-3 günü çiçek göndermeye başladı. Çiçeklerin ne zaman solacağını takip ettiriyor, hemen tazelerini göndertiyordu. Asıl önemlisi, bu gelenek, ayrılmalarından sonra da sürecekti. Ta ki Başbakan Yassıada'ya düşüp çiçek gönderemez hale gelinceye kadar...
    Daha da etkileyici olan, Menderes'in evli bir erkek olarak bu kadar rahat davranabilmesiydi. Başbakan, evi ilk ziyaretine "2" plakalı siyah makam arabasıyla gitmiş ve görüşmeden sonra, adeta dedikodulara meydan okurcasına Aydan'la sokağa çıkıp uzunca bir yürüyüş yapmıştı.
    Böyle başladılar.

    Yatma vakti evine giderdi
    Artık Başbakan, resmi randevusu olmadığı akşamlarda iş çıkışı doğruca sevgilisinin evine gelecek, orada geç vakitlere kadar kalacak, sonra yatma vakti kendi evine gidecekti. Eşi ve çocuklarıyla kahvaltıda birlikte oluyordu.
    Sağlık Sokak'taki eve kendisinden başka kim girse kıskanırdı. Bir seferinde Aydan bir gence iş için yardımcı olmaya kalktı diye kıyametleri koparmıştı. Operayı da bırakmasını istiyordu.
    Buna karşın Ayhan Aydan da onu eşinden kıskanırdı.
    Bir gün eşiyle bir davete katılacak olsa küser, bir süre görüşmezdi.
    Belki de bu yüzden Menderes alyans takmaz, davetlere çoğu kez yalnız giderdi.
    'Menderes o evde huzur bulurdu'
    Dr. Mükerrem Sarol, Menderes'in sadece bakanı değil, en yakın arkadaşlarından biriydi.
    Bülent Çaplı ile birlikte 1990'da "Demirkırat" belgeselini hazırlarken kendisiyle günler süren bir söyleşi yapmıştık. Orada Ayhan Aydan meselesi de açılmıştı. Ve Sarol, Menderes'in bu aşkta ne bulduğunu en samimi ifadelerle anlatmıştı:
    "Adnan Bey çocukken Çine Çayı'nın kenarındaki salkım söğütlerin altına oturur, ağacın çaya sarkan dallarını, hayallerindeki Sarı Ayşe'nin saçlarına benzetirmiş.
    Hepimizin gençliğinde romantik bir dönem olmuştur. Ama Adnan Bey 17 yaşında harbe gitmiş, kolejde talebeyken de hiç flört yaşamamıştı. Belki de bu yüzden her türlü imkânın önüne serildiği ileri yaşlarında, ilk gençliğe yaraşan hareketlerde bulunurdu. Tabii bu, onda 40 yaşından sonra futbol oynamak gibi bir tesir yapardı.
    Ayhan Hanım'ı hakikaten derin bir aşkla seviyordu. Onda Sarı Ayşe'yi bulmuştu. Bu ilişkide nezahet vardı, hürriyet vardı, sevgi vardı. Seksle, menfaatle, eğlenceyle açıklanamayacak duygular vardı.
    Adnan Bey, Ayhan Hanım'la gerçek bir romans yaşamıştır. Birçok kez evine birlikte gitmişizdir. Adnan Bey ona yorgun argın gelir, yüzünü yıkatır, rahat nefes aldırır, bir kadeh rakı verir. Adnan Bey orada, huzur dolu bir sevginin atmosferinde dinlenir. Bu derece ulviyet vardır orada...

    Bir kuruş talep etmedi
    Buna karşılık Ayhan Hanım, ondan tek kuruşluk bir talepte bulunmamıştır. Başvekilin sevgilisi olarak ne bir arkadaşının ne oğlunun ne kendisinin bir işini, isteğini, şikâyetini götürmemiştir.
    Oysa Adnan Bey'in senelik geliri o zaman 1.5 milyondu. Parayı harcayacak yeri yoktu. Yurtdışına, mesela Londra'ya gittiğimizde 'Ayhan Hanım'a bir hediye alalım' diye yalvarırdım, 'Olmaz doktorum, Scotland Yard arkamızdadır. Biz buraya vazife görmeye geldik' derdi.
    9 saat yaşadı, cesedi makam aracıyla taşındı. Gizlice gömüldü!
    Menderes'in bebeği bu mezarda yatıyor
    Ayhan Aydan'ın Başbakan'dan olan bebeği doğumdan 9 saat sonra öldü. Aydan'ın 'dünya'sı, Cebeci'de kuytuda bir mezar, dosyada bir rakam, bir sahte isim olarak kaldı

    Başbakan Menderes ve Ayhan Aydan, tanışmalarının ikinci yıldönümünü Ankara'da Marmara Köşkü'nün terasında kutladılar. Şampanyayı bizzat Menderes patlattı. Sevdiği kadına aqua marin taşlı bir kolye almıştı. Hatta evde boynuna takarken Ayhan Aydan'ın arkadaşı Sevim Apaydın "Ne güzel kolye" demiş, Adnan Bey, espriyle karşılık vermişti:
    "Güzel, ama bu gerdanda güzel..."
    Siyasetteki gibi, özel hayatında da iktidar, adeta gözünü karartmıştı. Bu ilişkiyi doludizgin yaşarken hiçbir şeyden çekinmiyordu.
    Ayhan Aydan'ın kardeşi Adnan, yasak aşkın sürmesine karşıydı.
    ilişki, Cumhurbaşkanı Bayar'ın kulağına da gitmiş, o da "Muhalefetin kulağına gider" diye bu ilişkinin bitmesini istemişti.
    Zaten bunca bilinen bir ilişkinin hâlâ açığa çıkmaması şaşılacak şeydi. Nihayet muhalefet bu "önemli koz"u keşfetti.
    Ulus'un başyazarı CHP'li Nihat Erim, gazetedekilerden Menderes'i sevgilisinin evine girerken fotoğraflamalarını istedi.
    Ulus muhabiri Cüneyt Arcayürek, foto muhabiri Hüseyin Ezer'le Sağlık Sokağı'na üs kurdu. Evin karşısındaki Sağlık Bakanlığı'nın duvarında 2 günlük bekleyiş hüsranla sonuçlandı. Başbakan gelmedi.
    Bunun üzerine, aynı zamanda Yeni Sabah'a çalışan Ezer, daha kolay bir yol buldu. Ayhan Aydan'dan "opera konuşmak üzere" randevu istedi. Eve girdi. Ev sahibesi, kahve yapmak için mutfağa gittiğinde büfedeki çerçevede duran Menderes fotoğrafını gördü ve deklanşöre bastı.
    Fotoğrafın üstünde Başbakan'ın el yazısıyla şu not vardı:
    "Severek ve en iyi temennilerimle... Ayhancığıma..."

    inönü devrede
    Aranan koz bulunmuştu. Erim hemen bu fotoğrafı el ilanı halinde Anadolu'ya dağıtmayı düşündü.
    Gazeteci Emin Karakuş, haberi Ayhan'ın arkadaşı Sevim Apaydın'a fısıldadı. Aydan hemen Başbakan'ı haberdar etti. Menderes köpürdü. Telefonda,
    "Ahlaksızlık bu" diye bağırdı, "Özel hayata girmek neymiş, göstereceğim onlaraÖ"
    Ancak ondan önce inönü gösterdi onlara...
    Erim'in planını duyunca bunun mahremiyete saygısızlık olacağını söyledi. "Bu bahsi gömün, bir daha da açmayın" diye tembihledi.

    Yeni bir kadın
    Ayhan Aydan çocuk istiyordu; hem de delice... 1952 ve 1953'te iki kez Başbakan'dan hamile kalmış, iki hamilelik de düşükle sonuçlanmıştı. ikisinde de Aydan'a, Başbakan'ın yakın dostu, bakanı, jinekolog Dr. Mükerrem Sarol müdahale etmişti.
    1954 kışında yeniden hamile kaldı. Bu kez mutlaka doğurmak istiyordu. Yakın bir arkadaşının deyimiyle "en büyük hatası bu oldu".
    Başbakan durumdan haberdar olduğunda çok geçti. Cenin, artık alınamayacak kadar büyümüştü. Müdahale hayati tehlike doğurabilirdi.
    Menderes çaresiz "Doğur o zaman" dedi.
    Aydan, evine çekildi. O günden sonra sadece, karnındaki "Dünyam" adını verdiği bebekle ilgilendi. Hamile halini sevgilisi görsün istemedi. O dönem görüşmeyi kestiler.
    Ve Başbakan, o ara istanbul'da kendisine yeni bir sevgili buldu.
    Yeni sevgili, istanbul Emniyet Müdürü'nün eşi Suzan Sözen'di.

    "Dünyam" karardı
    Aydan, bebeği isviçre'de doğurmak istiyordu. Menderes, telefonda "Hayır, burada kal" dedi. Zeynep Kamil Hastanesi Başhekimi Fahri Atabey'i Aydan'la ilgilenmekle görevlendirdi.
    Bebek, 18 Haziran akşamı, 8 aylıkken geldi. Sancılar başladığında Aydan evde arkadaşlarıyla bezik oynuyordu. Hemen doktor çağırdılar. Evdekiler el ve ayaklarından tuttu, Dr. Alaattin Orhon, müdahaleyi yaptı. Ancak bebek tersti. Müdahale sırasında kolu kırıldı. Üstelik boynuna ve ayaklarına kordonlar sarılmıştı.
    Menderes'i aradılar. istanbul'daydı.
    Bebek acı çekiyordu. 9 saat uğraştılar. Yaşatamadılar.
    Sabaha karşı 3'te Aydan'ın "dünya"sı karardı. Sevdiği adamdan sonra, ondan olma bebeğini de kaybetmişti.
    19 Haziran 1955 sabahı Zeynep Kamil'in Başhekimi Dr. Fahri Atabey geldi. Başbakan'ın şoförü Hayri'yle birlikte bebeği aldılar. Makam arabasına koydular. Cebeci Asri Mezarlığı'na götürdüler.
    Ölüm kütüğüne "Fevzi oğlu Ahmet Aydan" olarak kaydedildi.
    "Doğduğu gün", "öldüğü gün" ve "gömüldüğü gün" aynıydı:
    19 Haziran 1955.
    Adresi: Yenişehir, Olgunlar Sokak, 17/5-Ankara
    Ölüm Sebebi: Kalp yetmezliği...
    560 ada, 688 parsel...
    Dosyada "ada parsel" numarasının yanındaki çarpı işareti bebeğin "meccanen" yani bedava gömüldüğünü gösteriyordu.
    Bu, "kimsesiz"lik alametiydi.
    O yüzden 1970'lerde üstüne başka bir kimsesiz gömüldü.
    1984'te de mezar yeri Sultan Yıldırımoğlu'na tahsis edildi.
    "Dünyam" hâlâ Cebeci mezarlığının en ücra köşesinde, yarım asır önceki bir aşkın ölü meyvesi olarak yatıyor.

    YASAK AŞK YASSIADA'DA
    Mahkemede yiğit bir kadın

    Ayhan Aydan, Menderes'in ve bebeğinin ardından 1957'de de büyükannesini kaybedince 6 aylığına Hamburg'a gitti.
    Gitmeden Menderes'e bir mektup yazıp bu ayrılık için "Belki geç bile oldu" dedi.
    Bir daha hiç baş başa görüşemediler.
    Ama hep telefonlaştılar.
    27 Mayıs sabahı ihtilal haberiyle uyanan Aydan hemen Menderes'i aradı. Başbakan Eskişehir'deydi. Endişeli bir ses tonuyla, "Yarım saate kadar çıkıyoruz" dedi.
    Bu, son konuşmalarıydı.

    Zina için fetva
    27 Mayıs yönetimi devrik Başbakan'ı Yassıada'ya hapsettikten sonra peş peşe siyasi davalar açtı. Ancak kamuoyu önünde, itibarını yok edecek bir davaya ihtiyaç vardı.
    O zaman Ayhan Aydan akla geldi.
    Askerler önce Menderes'i, kendi tabanını oluşturan müminlerin gözünden düşürmek için "zina" davası açmayı düşündüler.
    istanbul Müftüsü'nden bu konuda fetva istediler.
    Müftü Ömer Nasuhi Bilmen, "Zina en büyük günahtır. Cezası, recmdir" ("taşlanarak öldürülmektir") fetvasını verdi.
    Lakin zina suçlaması için eşi Berin Menderes'in şikâyetçi olması gerekiyordu. Böyle bir şikâyet yoktu. Askerler bu kez de Ayhan Aydan'ın ölen bebeğini gündeme getirdiler.
    Gayri meşru doğan bu çocuğun doğum sırasında eceliyle ölmediği, Menderes'in azmettirmesiyle Dr. Fahri Atabey tarafından öldürüldüğü iddiasını ortaya attılar.
    Hukukçulardan oluşan Yüksek Soruşturma Genel Kurulu 5 yıl önce ölmüş bir bebeğin ölüm nedenini ispatlamanın tıbben imkânsız olduğunu söyleyerek dava açılmasına oybirliğiyle karşı çıktı.
    Ama Milli Birlik Komitesi zorlayınca meşhur "Bebek Davası" açıldı.
    Davada Menderes ve Dr. Atabey hakkında 5-10 yıl hapis cezası isteniyordu. Kanıt bulmak için 5 yıl önce ölen bebeğin mezarını açtılar, kemikleri çıkarıp muayene ettiler.
    Ön soruşturmada Menderes, -basının tabiriyle- "Ayhan Aydan'la metres hayatı yaşadığını ve çocukları olduğunu itiraf etti."

    Kasadaki kadın külotu
    Duruşma, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in gizli celse talebine rağmen "ibret için" açık yapıldı.
    Devrik Başbakan'ı aşağılamak için her şey hazırlanmıştı. O kadar ki, bir ara Savcı, Başbakanlık kasasında bulunduğunu öne sürdüğü bir zarfı çıkardı.
    Üzerinde "Tarihi vesikalar" yazan zarfın içinden bazı çıplak kadın fotoğraflarıyla beyaz bir kadın külotu çıkardı. Menderes'e ve kameralara doğru sallayıp "Bu külotu kim giymiş, kim unutmuş acaba Başbakanlık'ta?" diye sordu.
    Amaç, külotu Menderes'in eline verip fotoğrafını çekmekti. Bu skandal Başbakan'ın avukatı Burhan Apaydın'ın devreye girmesiyle önlendi.

    Asıl tanık
    iş kötüye gidiyordu. Duruşmada 18 tanık dinlendi. Şimdi sıra "asıl tanık"taydı. Onun konuşması Menderes'i ya mahkûm ya beraat ettirecekti.
    Ve o, bej döpiyesiyle mahkeme dışında Milliyet'ten, "Bebek davası" haberlerini okuyordu.
    Geldi, tanık kürsüsüne geçti ve sessizliğe bürünen salonda şunları söyledi:
    "Adnan Menderes'i 1951'de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Hasta bünyem müsaade etmedi. Çocuğum 8 aylık doğdu ve öldü. Hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin ölmesine razı olabilir?"
    Bu soru, duruşmayı bitirdi.
    Devrik Başbakan'ın yiğit sevdalısının, kaybettiği sevgilisine ve bebeğine sahip çıkması hem mahkemeyi hem kamuoyunu etkilemişti.
    Açılan onca dava içinde Menderes'in beraat ettiği tek dava "Bebek Davası" olacaktı.
    Sonra ne oldu?

    Menderes asılınca Ayhan Aydan perişan oldu. Şimdi hem yalnız hem parasızdı.
    Başbakan'ın aldığı Kalender'deki evde oturmak kısmet olmamıştı. Gelirlerine el konmuş, hesabı dondurulmuştu.
    Adnan Menderes'in hediye ettiği, üzeri "A" ve "M" harfi işli kolye ve bilezikleri Çeşme'deki yazlığına götürmüş, onun dışında kalan bazı mücevherlerle iki Hereke halısını satmış, ayakta kalmaya çalışmıştı.
    Bütün bu mücadele sırasında hatıraları için bir servet teklif eden gazeteleri de geri çevirmişti. 1962'de Kiss Me Kate operasıyla sahneye döndü. Ama astım, yakasını bırakmıyordu.
    Menderes'in idamından sonra acıların en büyüğünü yaşadığını sanıyordu.
    Oysa daha büyüğü vardı:
    1963'te 15 yaşındaki oğlu Aydan'ı Londra'da, akıl almaz bir ev kazasında kaybetti.
    Haberi aldığında kendini camdan atıp ölmek istedi. Cenazede bilekleri sargılıydı, ayakta zor duruyordu.
    Ölen oğlunun babası Hasan Ferit Alnar da vefat edince 1970'lerin sonunda hayatının bütün erkeklerini elinden alan Ankara'dan taşındı.
    izmir'e yerleşti.
    1982'de yeniden evlenip yeni bir hayata başlamaya çalıştı. Ancak yeni eşi izmirli işadamı Sadun Barış da 1995'te 56 yaşında kanserden öldü. Aydan yeniden yalnızlığa gömüldü.
    Şimdi 82 yaşında izmir'de, çoğu acı, azı tatlı anıları ve yakın arkadaşlarıyla yaşıyor.

    Can Dündar
    14.02.2006
    http://www.candundar.com.tr/_v3/index.php# !%23Did=2891

    ____________

    "ADNAN MENDERES GELiNCE KOCAM GiDERDi."

    Başbakan Adnan Menderes, Ankara'dan istanbul'a geldiğinde, resmi Cadillac otomobiliyle, Suzan Sözen ile dönemin istanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Ferit Avni Sözen'in Teşvikiye'deki Teşvikiye Caddesi'nde bulunan Belveder Apartmanının birinci katındaki evi önünde gidip duruyordu.

    Başbakan Adnan Menderes'in resmi makam aracı olan Cadillac otomobiliyle Maçka'daki Belveder Palas adlı apartmanın önünde durduğu zaman Ferit Avni Sözen evden ayrılıyor, Başbakan Adnan Menderes eve giriyor ve Suzan ile ilişkiye giriyordu.
    Bunun nedeni sonra ortaya çıktı.
    1957 yılında, Ferit Avni Sözen'in tayini görev yeri olarak istanbul'dan Gümüşhane'ye çıkmıştı.

    _______________

    ADNAN MENDERES gönül adamı mı? Uçkur adamı mı? Üstün ahlaklı örnek bir kahraman ve siyasi deha mı? Gayr-i islami hatta gayr-i insani yaşamış biri mi?

    Suzan Sözen ile olan ilişki: Suzan Sözen, istanbul emniyet müdürünün eşiydi. Menderes'in Suzan hanımla olan ilişkisi, Suzan Hanımın polis okulunda hoca olan eşinin Gümüşhane'ye çıkan tayinini durdurmak için çaba harcarken başbakana kadar ulaşmasıyla başlar.

    Suzan hanım dillere destan güzelliğiyle, Gümüşhane'ye tayini çıkan eşini, istanbul'a emniyet müdürü yaptırmayı başarır. Yıl 1958-59. işte bu nokta Adnan Beyin bir aşk adamı olup olmadığı sorusunun yanıtının iyice netleştiği noktadır. Bir başbakan düşünün ki, bir emniyet görevlisinin karısıyla ilişki kuruyor ve o adamı da istanbul gibi en büyük kente emniyet müdürü yapıyor. Ve en acısı da şu ki, o emniyet müdürü, başbakanın, karısı ile olan ilişkisine göz yumuyor.

    Toparlarsak: 1955'li yılların sonu itibarıyla Adnan Bey için, yaşadığı aşk hayatı aslında aşk sözcüğünü pek de kapsamıyor. Suzan Sözen dışında, Türkiye üçüncü güzeli, Sevim Çağlayan ile olan ilişkisi, 1954 seçimlerinden sonra, o dönemin sosyetik randevu evi işletmecisi Lüks Nermin'in Adnan Beye taşıdığı onlarca güzel kadınla Adnan Bey'in otel odaları şenleniyor...

    Bütün bunların ışığı altında, Adnan Beyin bir gönül adamı mı yoksa bir uçkur adamı mı olduğuna kararı sizler veriniz...

    -----------------------------

    - See more at: http://webcache.googleuse...SgBw#sthash.wafYHUkI.dpuf

    http://webcache.googleuse...ei=2gTiVs-yKcSR6ATi14SgBw

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/997186/+
    4 ...
© 2026 uludağ sözlük