birini kendinden fazla sevebilmektir herhalde.ola ki gülüşünde kendi mutuluklarından çok daha fazla zevk almak,gözyaşında hiçbir sıkıntında bu kadar canının yanmadığını hissetmek,hiç bu kadar çaresiz olmadığını görmek ve buna bir türlü anlam verememek.
aşk, kendini kaybetmektir. aşık olunan süre içinde mümkün değil mantığa ulaşılamaz, bişeyin sonu düşünülemez. tehlikelidir çünkü kontrol sizde değildir, kalbiniz tarafından yönetilirsiniz, onun da ne yapacağı belli olmaz. ama aşıkken, o yanınızdayken dünyanın en mutlu insanısınızdır, neden sonunu, kötü ihtimalleri düşünesiniz ki? neden herşey mükemmelken* kendinizi hafiften de olsa kötü sonlara hazırlayıp üzülesiniz ki? zaten üzülme zamanı gelince üzüleceksinizdir fazlasıyla... bu tespit aşıkken yapılamaz pek, çünkü dediğim gibi akla gelmez kötü şeyler, bu kadar düsünmezsiniz de zaten... oysa düsünülse bunlar, belki sonunda çok daha az üzülünür. ancak aşık olunan kişiyle herşey bittikten sonra düşünmeye bol bol vaktiniz olur. ve acı çekmeye tabi... işte o zaman lanet edersiniz bi zamanlar ayaklarınızı yerden kesen aşka... zordur aşk, cok zordur...
hayatınıza ilk girdiğinde o kadar mutlu olursunuz ki, sanki daha önce hiç yaşamamış gibi hissedersiniz kedinizi. o derece ayaklarınız yerden kesilir ve tüm dünya sizin için dönüyo gibi gelir. ama ya gittiğinde? asıl o zaman gerçek yüzünü gösterir aşk. işte o karanlık ve kötü yüzünü. ancak aşık olan anlar aşkın ne kadar gaddar olduğunu. ancak aşktan ağlayan anlar aşkın ne kadar sahtekar olduğunu. aşık olmak güzeldir ama bitmediği sürece. hele ki aşık olduğunuz kadın/erkek sizi daha bir hafta geçmesine rağmen eski sevgilisi için terk ederse, daha iyi anlarsınız aşkın ne kadar şerefsiz olduğunu.
eninde sonunda biten duygu. çoktur önceleri, gereğinden çok. bol miktarda sunarsınız, hiç bitmeyecek gibi. bir gün dönüp baktığınızda bitmiştir. karşıdaki insan müsriflik yapıp harcamıştır. tüketmiştir.
bütün duygularınıza hükmeden bir birini bir birini harekete geçiren aptal eden lanet şey. sonunda bitap düşüp derin bir çaresizliğe gömülene kadar çektiğiniz hastalık.
deniz seki'nin yorumu ile muhteşem bir şarkı. sözleri;
Unutmak ne zor bir kelime
Hele bir de sevdanın yükü üzerindeyse
Umutlanamazsın ya da unutturamazsın
Yüreğin fena halde çırpınır durur kendi derdine
Umutlanamazsın ya da unutturamazsın
Yüreğin fena halde çırpınır durur kendi derdine
Aşk öyle bir büyü ki öyle bir büyü ki anlayamazsın
Göze alsan olmaz aşka gönül doymaz
Seven kalbi istesen de susturamazsın.
büyüdükçe anlam değiştiren, bizimle ve yaşadığımız hayatın koşullarıyla biçimlenen bir olgu. ilk okul aşkımız vardır mesela, mektuplar yazılır, birlikte öğle yemekleri yenir, ufak çocuk kıza çikolata armağan eder bu bir aşktır. sonra lisede aşık olunur, kantinde yenen yemekler yerini cafelerde buluşmaya bırakır. sahilde elele yürünür, ıslanılır, sevdiği kızın okulunun duvarına "seni seviyorum" yazar çocuk, bu da aşktır. biraz daha büyüyünce dokunmayı ister ten, öpüşmeyi... geceleri birlikte geçirmeyi, nefessiz kalmayı... bunun adını da aşk koyarız. ve her zaman ilkokulda çikolata ısmarlayan çocuk olmaz, yanımızda uyuyan kişi.. aşk bizimle birlite büyür, elimizde farklı anlamlara bürünür. sevişirken de büyük haz alır ama insan, hiçbir heyecan kantinde yemek yediğin ilk aşkın kadar mutluluk vermez sana. her yeni anlamda hayatına giren mutluluk ve aşk, bir öncekinin tadını unutturur...