belli edilmemesi gereken şeymiş, sevdiceğe.
üstüne çok gitmemek gerekmiş
onu düşünmekten gebersen de
kendini frenlemekmiş
ve o sorunca ne oldu diye
rol oynamakmış.
evet düşünüyorum her an seni ve diyorum ki
" arayıp sormasam da, unuttum seni sanma sakın
böyleymiş bu işler
dünya bir yana sen bir yana.
böyleymiş bu işler
sen bir yana."
biliyorum çok üzüleceğim, biliyorum darmaduman olacağım, ama ya olursa?...
sabır sabır sabır sabır sabır sabır sabır sabır...
--spoiler--
sen kimsin
yıllardır şarkılarıma sığmayan
sen kimsin bana sağır
çağırdıkça kaybolan
beni oyuncaksız bir çocuk gibi
kalbi kırık koyan
gözü yaşlı koyan
durulmuşken süt liman
yine yeni baştan
--spoiler--
Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Ferhat olup Şirinler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leylaya, Şirine, Aslıya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.
Aşk ile ilgi duymanın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.
Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.
Mecnunun aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leylayı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyladır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leylanın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.
Biz sevemedik yaratılanı Yaratandan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havvadan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.
En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, Ben sana âşık olmuşam ey şerif hitabının tatlı sıcaklığı vardı. Levlake hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leylaya, son Leylaya, en Leylaya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbesinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
Kimsin? diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık benim der. Ve tekrar seslenir sevgili. Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. Senim der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.
Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.
Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla Buram buram hep Leyla Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leylasıdır yağmurun; toprağın Leylası yağmur.
Mecnuna adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk.
Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim! deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leylanın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leylayı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyladan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?
Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyladan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnuna. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. Kusura bakma derviş baba, ben Leylanın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevlanın aşkından beni nasıl gördün?
Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leylanın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leylaya uyanır. Vuslat kokan düşler Leylaya uzanır.
ilahi aşk ancak bu kadar güzel anlatılır. osman alagöz-bir leyla düşlemesi-kaynak yayınları.
maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır. maddi olanı beşeri aşktır, manevi olanı ise ilahi aşktır. ilahi olanı allah'a götürdüğünden ötürü hayırlı olanıdır, lakin beşeri olanının kime yönlendirdiğine göre farklılıklar gösterir.
Aşk bir mesele
gel sırtımı kesele..!
gibi iğrenç bir espiriyi
ilk kez aşık olduğumda
abimin bi yoldan kulağına gitmiş ve beni çaartıp sarfettiği boş beyit.
bir insanın inandığı tüm değerleri yıkmasına, asla vazgeçemeyeceğini düşündüğü prensiplerinden vazgeçmesine, kişiliğinden ve yaşantısından ödün vermesine sebep olan bırakılması zor garip bir illet...
genelde bir kişiyi kendinden önce tutmak gibi bir belirtiyle ortaya çıkar.. yani ikinci bir şahıs, kişinin kendine verdiği değerin ötesinde bir önem taşımaya başlar.. öyle ki, insan hiç yapmayacağını düşündüğü şeyleri yapar. soğukkanlı bir parazit gibi, gün ve gün yayılır bünyeye... hissetirmeden, sevginin sıcaklığıyla nufuz eder. karşıdakinin kulu, kölesi yapar. heleki böyle delicesine aşıkken, aşkını gösterdiğini sanan ama aslında gösteremeyen ve karşısındakinin sevgisini usul usul eriten bir bünye, yaptığını yıllar sonra farketmiş ve bunun pişmanlığıyla aşkına dört elle sarılmışsa, iyice vazgeçer kendisinden... tamamen teslim eder kendini, eskiden aşkının karşılığı olan eski aşkına...
hüzünlü bir duygudur böyle olunca.. acıtır insanı. acıtır, çünkü karşılıksız bir aşktır o. vicdan azabı çeken karşılıksız bir aşk. kızamaz kimseye. kimseyi suçlayamaz. acıtır her şer içini insanın. tanıyamaz olur ne kendisini, ne de onu. eski aşkı onu artık aşkı diye değil, istediği her şeyi yapmak için çaba gösteren iyi bir arkadaş, dost yahut sevgili gibi görmektedir artık. ama hissettiği şey aşk değildir. kendini kandırmak ister yaralı kalp. aynı değerlere önem verildiğini görmek ister. onun için canını, hiç düşünmeden, bir saniye tereddüt dahi etmeden vermeye her an her saniye hazırken, onun en azından kendisi için önemli olan şeylere bir nebze önem vermesini ister. ama belki de artık her şey için çok geçtir..
aşk, nankördür. aç gözlüdür. ihmal edilemez. ihmalin bedeli, ağırdır. can yakar, canı yaktıkça sancısı artar.. vazgeçmeye çalıştıkça içine çeker, aynı bir örümceğin ağındaki kelebek misali, aslında kan pompalamak dışında bir anlam taşımayan yaralı bir kalbi.
üzer aşk. mutlu da eder elbet. çünkü sevmenin ötesindedir aşk.. ama üzer de.. hüzün kokan bir mutluluktur çünkü. anlamsız bir duygu gibi gelir bir an. sonra anlam katar insanın hayatına. binlerce dertle beraber. hüzün kokan aşk. öldürmeyen, süründüren, güldürmeyen, ağlatan, tükenmeyen, tüketen aşk.
sonsuz bir duygudur. o yüzden asla sona ermez. çünkü tükenen, kaybolan, aşk değil saf aşıktır. aşk denizi içinde hem aşkını, hem kendini boğar. ve kaybolur. hüzün kokar, sonsuz ve karşılığı belirsiz aşk.