kendisiyle taşak geçeni, ciddiye almayanı, önemsemeyeni çok pis göt eden manevi bir duygu.
dikkat; manevinin altını çiziyorum, zira sadece maneviyatta kalırsa bu aşk dediğin, materyalizmin kanlı dişlerini geçirdiği bu dünya'da hiç bir boka yaramıyormuş. kuru kuru aşk pek uzun ömürlü olmuyor vesselam. bir yerden sonra dokunmak, öpmek, sarılmak lazım sevdiceğe, kendini hissettirmek lazım; madden de... yoksa bir materyalist dünya'lı gelir dokunur, öper, sarılır.. sen de mal gibi kalırsın. ha dokunduğu teni, öptüğü dudağı, sarıldığı belidir, kişi onu hisseder vücudunda belki evet... ama bu materyalist dünyalı, ruhuna dokunabilmiş midir kişinin, ruhuna sahip olabilmiş midir? önemli olan budur. insan sevdimi tüm benliğiyle sevmeli, ruhunu vermelidir sevdiğine. eldeki, gözdeki, dudaktaki izler geçer, ama ruhuna dokunduysa birisi, ömür boyu silinmez o. işte gerçek aşk budur.
--spoiler--
şehrin en kalabalık caddesindeki havuzun kenarına oturduk. iki saat kadar gelene gidene baktık. sanki fashion tv izler gibi... bir o yana bir bu yana gelip giden kızlara baktık. kızlara on üzerinde puanlar verdik. sonra.. evet sonra. sonra öyle biri geçti ki.. yanında kız arkadaşı. yan yana yürüyorlar. gözlerim fal taşı gibi bakıyorum. uzun zamandır görmemiştim. bir yandan da "on..on..onnn" diyorum. ayağa kalktık ve peşlerinden takip ettik. aşağı yukarı yarım saat. takip edildiklerini biliyorlardı.
--spoiler--
Şimdilerde kitapçılarda pembe-gri arz-ı endam etmekte olan, dışı kimi bilmem ama içi beni fena yakmış elif şafak romanıdır.
Yazılmış ve bitirilmiş hali üstüne methiyeler düzmeden önce elif şafakı böylesi zor bir işe soyunma cesaretini gösterdiği için takdir ediyorum. Kolay değildir tasavvufu anlatmak. Öyle bir şey ki dışarıdan bakarken anlaşılmaz içine girdin mi de anlatılmaz. Ama ne diyor fuzuli söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil'. aşk gibi bir romanın gönül dili ve ısrarı ile yazıldığını buradan anlamak mümkün. Bu yüzden 'sen kimsin ki tasavvuf üzerine roman yazmaya kalkışıyorsun' demek pek de yakışık almaz, hiç değilse tasavvuf ehlinde gönül sözünün hak sayıldığını bilenler için.
Roman, biri ilahi bir beşeri olmak üzere, iki farklı zamanda ve mekânda yaşanan aşkların hikayesini konu alıyor. Bunlardan biri 1200 lerin konyasında Mevlana ve şems-i tebrizi arasında, diğeri ise Boston-Amsterdam hattında Ella ile Zahara arasında geçiyor. Ella karakteri A.Z. Zahara'nın yazmış olduğu 'aşk şeriatı' adlı romanı okurken, biz ella'yı, onun değişimin eşiğindeki hayatını ve tabii ki onla beraber 'aşk şeriatını' okuyoruz. Bir tür girift roman tekniği ile yazılmış 'aşk' anlayacağınız.
iki farklı aşkın vukuu bulduğu zamanlar ve mekânlar arasındaki uçurum, yazarı iki farklı dil kullanmaya itmiş. Ella ile Zahara arasındaki samimiyet gelişirken okuduğumuz dil bildiğimiz istanbul Türkçesi iken, Mevlana ve şems-i tebrizi'nin maceralarını daha sanatlı, mecazlı bir dilde okuyoruz Elif Şafak'ın kaleminden. Kökenleri Arapça ve Farsçadan gelen kelimelerle süslenmiş bu cümleler anlatıma ciddi anlamda renk, hareket katıyor. Keza, şairane benzetmeler de öyle. Bir mutasavvufun dizelerini okuyormuşsunuz izlenimini veriyor.
Gelelim kitabın iç yakan kısmına.
Üslubu ve seçtiği konular ile hali hazırda gönlümde yeri bulunan elif şafak ne yazsa beğenirdim zaten. Ama 'aşk' bir başka oldu. ilahi aşkı geçtim beşeri aşkın bile 'yiyip içip yiyişmek'ten ibaret olduğu, aşk etiketli beraberliklerin bir ego savaşına dönüştüğü, gazetelere kafa kesen sevgililerin manşet olduğu bir zamanda aşkı bir nimet, paylaşmak zorunda olduğumuz ilahi bir emanet gibi göstermek kolay değil. Kolay olmayan bu iş için çok uzaklara gitmek, artık sadece korku veya nefret unsuru haline gelmiş olan Allah'a dönmek zorunda kalmış Elif şafak. Bu yolda ışık göstermeleri için ahir zamanın en iyi maşuklarına da başvurmuş: Mevlana ile Şems-i Tebrizi'ye. Dinin, içi boş yığın bir sembol olduğu, taşıması artık ciddi bir yük haline gelen politik bir misyona, gelenek-görenek-kültüre dönüştüğü bir zamanda tasavvufu bir çözüm önerisi olarak sunabilmiş.
Tutsaklık değil bir özgürlük olduğu müddetçe, basmakalıp kurallar ile donatılmış vaazlar vermediği yalnızca şiir okuyup şarkı söylediği müddetçe ilahi aşkın da beşeri aşkın da insan için önemli basamaklar olduğunu vurgulamış. Beşeri aşkı insanları birbirine bağlayıp bir eden, ilahi aşkı ise o 'bir'ii Allah ile buluşturup hiçlik mertebesine çıkaran birer mezhep olarak konumlandırmış. Ve daha niceleri...
Tabii kitabın ayrıntılarında bizzat şahsıma yapıldığını düşünmekte ısrar ettiğim göndermeler de var. iç yangınımın kıvılcımlarından bazıları onlar. Ama şimdilik yalnızca bunlar bile 'aşk'tan tüm dünyanın gözüne, kulağına değmesi gerekenler bence.
iranlı şair Sa'di Şirazi der ki: Aşka uçma kanatların yanar...
Mevlana cevap verir: Aşka uçmazsan kanatların neye yarar...
velhasıl; genel geçer bir tanımını yapmak mümkün olmayan tarifsiz bir duygudur aşk... sadece yaşanır...ya gelir geçer izi kalır, ya da; gelir, büyür "hayat" olur...
bir elif şafak kitabı. * hani belli dönemler bazı kitaplar kimsenin dilinden düşmez. herkes birbirine tavsiye eder falan feşmekan. böyle durumlarda bazıları nedense o kitabı eline bile almaz. misal ben.
ama ilk kez herkesin dilindeki kitabı okudum.harikulade gelmedi bana. ama galiba insanları bu kadar etkileme sebebini düşündüm. nedir bu kadar konuşulmasını sağlayan diye. bulduğum cevaplar kendime göre şunlar oldu; kitapta olaylar birçok kişinin ağzından anlatılıyor. dilenci, fahişe, şems, ella gibi. uzun bir dönemi içerisini almış. ve ardı ardına dizilip birbirine bağlanmış. içinde ki hikayeler zaten büyüklerimizden çokça bildiğimiz ve dinlediğimiz şeyler. belki bunları bulmak insanları biraz daha mutlu etti. ve kitabı tavsiye etmek niyetine sevk etti.
aşk öyle bir şeydirki insanı alır,götürür,özletir,deli eder.ben bir kez sevdim zaten gerçek aşk bir kez olur.kimse diyemez ben 2 kez aşık oldum sadece aşık olduğunu sanar.düşünsenize nasıl bir kez daha ona seni seviyorum diye bilirsiniz veya elini tuta bilirsiniz,öpebilrsiniz,dokuna bilirsiniz.aşk bir bir sarhoşluktur,aşk bir deliliktir,aşk bir kumardır.onu kaybettiğiniz gün yenilmenizin günüdür.ben son bir kez seni sevyorum diyemedim.eğer şimdi sevgiliniz hala sizi seviyorsa ona mesaj atın.seni çok seviyorum diyin. aşk aşk aşk. gelsen yine severim seni.
aşkı anlamak için Fuzuli'den, Nedim'den, Baki'den haberdar olmak lazımdır.Haberdar olmak lazım ki aşkı basit bir sevgi, sokmak çıkmak, olayı zannetmemek için.
- bir adamın yanında mutlu olmayan bi kadın,neden mutluluğu başka bi adamın yanında arasınki? eğer gerçekten, kafesten kurtulmak istiyorsa ve özgürlüğü arıyorsa neden öbür adamın yanına gidiyor?
+ çünkü aşk, en yüksek özgürlük biçimidir.aşkın büyülü dokunuşuyla kadının yüzü,vücudunun kıvrımları, tüm alışkanlıkları,kendisinin olan her şey yani kısaca bütün varlığı gereklilik kazanır. aşk, rastgele yaşamayı sona erdirir, hayatın farkına varırsın.. alıntı