aşk bir arayıştır. aşk kör olmaktır.. aşk gercekleri görememektir ama önemli olan körken bile gercek aşkı bulabilmektir.. o yüzden gerçek aşkı bulana kadar bircok kurbağa öpmek zorunda kalabilirsin..
gerçek aşk; tüm sözlerin ve eylemlerin üzerinde olan...
içimizdeki bazı boşlukların, bazı histerilerin tatmini değil.
aşkın temelinde mantık yoksa, bitmeye mahkumdur. biten kalıcılığı olmayan hiçbir şey gerçek aşk değildir.
oysaki gerçek aşk kalıcıdır!
aşk insanın ayaklarını yerden kesmez, yere bastırır.
gerçek aşk; zayıflıkların, geçici heyecanların, kendini aldatmacaların duygusu değildir. son derece gerçek ve orjinaldir.
beynin ve yüreğin birlikte hareket etmesidir.
kibrit ateşinin başlangıçı gibi hiç sönmeyecekmişçesine alevlenen fakat bir süre sonra gitgide azalan ve geriye sadece eğri büğürü kapkara korun kaldığı cezadır.
onunla anlamlı olduğunu sanmaktır.
yada hayır tabii ki, onunla ne kadar anlamlı isen, bu aşık mevcudiyetinle kendini o kadar anlamsız algılamak.
sen yoksun o var...
eğer o yoksa da mey var.
(bkz: hayyam bu gece bana mı uğradı nedir?)
beklentidir, sabırdır, korumaktır, sorumluluktur, mizahtır, şehvettir, teslimiyettir, mutluluktur, sıcaklıktır, düşlerin gerçek olmasıdır, derstir, uyumdur, yakınlıktır ama aynı zamanda yalnızlıktır.
genç kız annesine sorar:
- "anne aşk nasıl bir şey?"
- "aşk mı? şey... aşk şöyle bir şeydir kızım... hani mesela çok zengin ve yakışıklı bir adama rastlarsın, seni venedik'e götürür, dönüşte sana güzel bir araba alır, bir daire alır, elmas gerdanlıklar, altın yüzükler hediye eder, mutluluktan uçarsın adeta, işte aşk böyle bir şeydir kızım..."
- "ama anne, peki o heyecanlar, güzel duygular, kalbin küt küt çarpması, ilk buluşma, ilk öpücük... bunlar yok mu?"
- "ha onlar mı? kızım onlar seni bedavaya getirmek için meteliksiz komünistlerin uydurduğu şeylerdir, aldırma..."
aşk. bu işte anlatılmıyor, tanımını gizli tutuyor hep. bir gün umut oluyor diğer gün karın ağrısı ama bir şey var ki; tarifsiz bir doyum yaşatıyor insana. yaşanılan her şeye kucak açmayı, bacaklardaki dermanı hep o sağlıyor. ayaktaysan ona borçlusun en çok. sana aşkı göstermenin türlü türlü yolu var esasında, ama ben biraz gizli olsun istiyorum. bulabildin mi aşkı kelimelerde?
kızıyorum en büyük aşkların hep en acılılılardan olmalarına ama zoru başarmak da o oluyor hani. yani çok mutlu bir çiftin, aşklarını dolu dizgin yaşamaları normal de, var olan onca engele rağmen gönülleri bir olanlar daha bir kutsal sanki.
tanımını gizli tutuyor dedim ya. bulabildin mi aşkı kelimelerde?
yanılgı.
bir yerde şöyle bir söz görmüştüm.
"beğendiğiniz vucutlara hayalinizdeki ruhları koyup aşk sanıyorsunuz" diye sanırım bundan dolayıdır, sevgililerin birbirlerinin özelliklerini değiştirme çabaları, saçma kıskançlıkları, aldatmalar, yalanlar...
şimdi bu entrye bakıp birisi şöle diyicek, "hadi ordan sen hiç aşk yaşamamışsın" veya daha farklı olumsuz bi cümle önemli değil içeriği, ama söyleyen arkadaşlar madem aşka inanıyorsunuz, ozaman aşkın çok özel olduğunu ve insanın başına bir kere gelebileceğinide biliyorsunuz. peki bir düşünün hayatınızda kaç kere aşık oldunuz, yada yazarın deyimiyle kaç kere beden değiştirdi hayalinizdeki ruhlar. güzel bir kız veya yakışıklı bir erkek görünce kalbinizin atması aşk değildir, hoşlanmaktır, birisine sırf çok iyi diye aşık olduğunuzu zannediyorsanız oda aşk değil, sadakattir. herkes sevgilisinin beğenmediği yönleri için şu sözleri kullanıyor "beğenmiyorum o huyunu ama O'nu sevdiğim için katlanıyorum" evet katlanmak. eğer aşıksan birisine onun tamamına aşıksındır, ona katlanmazsın. eğer birşeye katlandığını düşünüyorsan günün birinde sabrının biticeğini de düşünmelisin. neyse boka sarıyo uzadıkça kısaca aşk böyle her hafta, her ay veya her yıl yeni birisinden hoşlanmak değildir, sevgide aşk değildir herkesi sevebilirsiniz, karısını aldatan adamda hem karısını hemde metresini seviyor. kısacası aşk okadar da basit birşey değil.