Acısı bir yana da mutlu ettiği günlerin hatrına çok güzel geliyor şimdi düşününce. Deli dolu şen şakrak günler. Manasızca körü körüne bir mesaja saniyelerce gülümsemek. Her gün daha da bir yasamak arzusu ile uyanıp şükretmek varlığına. Güzel olan her şey gibi bununda bir sonu var ne yazıkki. Ama düşününce güzel be. Manasız güzellikleri var.
aşkı taşıyan her kalbin muhkem olduğunu zannediyordum oysa. meğer aşk indiği kalbi ihya ediyordu ya, ,ihya edemezse yok ediyordu. kazasız belasız kurtulmanın imkanı yoktu.
(bkz: Nazan bekiroğlu)
Yalan değildi aşkın birbirine uymayan iki tanımı olduğu, bunlardan birisi sorgusuz sualsiz teslimiyet anlamına gelirken, diğerinin, sorgusuz sualsiz teslimiyetin kurulumu olduğu. Böylece aşkın mutlak tanımının mümkünler aleminde namümkün olduğu..
Ya Aşık olduğunuz insanın Sonradan Cinsel organının olmadığını öğrenseydiniz?
işte o anki durgunluk ve ikilem aşk falan değil tamamıyla düz mantık ve yolun sonudur.
insana siir, sarki, roman, tiyatro yazdiran; yani kalemi elimize aldirtan, insani durten guclu bir duygu. aski yonetebilirseniz ortaya verimli eserler cikmasi mumkun.
Tanım : A denilenin Z olduğuna tüm dünyayı inandırabileceğin, olmazlara yandıran, yapmam dediğinin en önde meşalesini tutturan, "Kaldıramam bunu!" dediğin an kendini seyit onbaşı olarak bulduğun, an gelince anne şefkati yükleten, an gelince açlıktan ortalığı yıkacak bebek çaresizliği... Ha bir de hançerini donanımlı bir sivas pıçağıyla kendi ellerinle "saplaaaa" diyerek teslim ettiğin, "Mantığa güle güle; hoş geldin deli divane gönül!" haleti ruhaniyesi.
insan aşık olunca dünyada onun için her şeyi yapabilecek güçte hissediyor. Tezat olarak da %99.9999999 acizlik loading. Yani şerefsiz schopenhaur'un da dediği gibi "Karşı koymada güçsüz kaldığımız sonsuz acıların kaynağı". E bana göre de " sağlam bi acı haliyle o acıyı göremeyecek kadar tatlı bi halin harmanlandığı, işte şimdi siki tuttun güzel kardeşim" hissi.
Git dediğin anda, bir çift selamıyla koşarak geri döndürten..
Uçurum kenarında bir hal. Gökyüzünün parıldayışı ve havanın tatlı esintisiyle sarhoş oluyorsun.(evet entrye ıssız adam ada olarak devam ediyorum ahdjdj) Bi adım atınca düşeceksin ve düşersen yapraa yiyeceğini biliyosun ama dans ediyosun sürekli o semalarda. Ya, az geride dur düşme di mi? Yok! O zaman rüzgarın tadına varamazsın.
Velhasıl ben öyle tatlı ev kedisi, %100 ve 7/24 polyanna hallerde gezdiğin bi aşkı samimi bulmuyorum. Tutkudur tabi aşk. Çok alakasız bir yerde, en hard e tabi en high seviyelerde tartışıyorken gözünün önüne saniyelik hızda onunla kırk yıl sonrasının hayali gelir. O bakar avel avel, sen adapte olamazsın. Tenine dokunduğun her an iliklerine kadar "yaşıyorum ulan!" dersin. Kendindeki değişimleri görüp şaştığın ve değişimine meydan okumaya çalıştığın her an kendini onun aşkının kör kuyularında bulduğun traji-komik ve böyle sado-mazo bir vaka aşk.
Aşk bir yanılsama hali mi, yaşamın ta kendisi mi? Karşılıklı mı, platonik mi... Gerçek aşk nedir? Şimdi bu soruların hepsini kıvırıp kıvırıp... shdjf. Aşk yamultur kardeşim. Ben yamuldum, işalla henüz yamulmayanlar da bi gün yamulur. Geçmiş olsun!